Hermenötik; yorumlama üzerine, yani yorumlama kuralları üzerine düşünmedir. Bu bağlamda hermenötik metinleri anlama ve yorumlama teorisi olarak tanımlanır. Burada da temel olarak metnin yorumu ile ilgilenir. Hermenötikin bu kullanımı modernist döneme aittir. Elbette postmodern egemenlikte de modernistler yok olmadığı için hâlâ kullanılmakta ve köken itibariyle kutsal metinlerin gerçek, fakat gizli anlamlarını keşfetmeye uygulanan yorum bilimine verilen addır. Felsefe tarihi boyunca yorumsamacılık denilen yaklaşım çeşitli biçimlerde ortaya çıkmış ve çok eski bir düşünme geleneği olmakla birlikte, asıl olarak Schleiermacher, Dilthey, Gadamer’ın katkıları ile belirginlik kazanmış bir 20’nci yüzyıl düşüncesidir.

Yorumsamacılık, anlam ve anlamlandırma meseleleri noktasında önceliği yorumlayıcıya veren bir yaklaşım gösterir. Bugün bu terim, 1960’larda olduğu gibi yalnızca edebiyat, hukuk, ilahiyat ve siyaset gibi alanlardaki metinlerin yorumlanması ile ilgilenen çok özelleşmiş bir disiplini anlatan teknik bir terim değil, hem kuramsal bir yönelimi, hem felsefi bir disiplini, hem de bir akımı anlatmak için çokça kullanılmaktadır. Yorumsamacı yaklaşım, psikoloji de içinde olmak üzere tüm beşeri bilimleri etkilemekte, eski anlayışlara ve çalışma tarzlarına yönelik eleştirilerin yanı sıra oldukça yaratıcı ve üretken farklı bakış açıları sunmaktadır. Yorumcu yaklaşımın en belirgin niteliklerinden birisi, öznellik ve nesnellik arasındaki karşıtlığı aşmaya çalışmasıdır.

Bu yaklaşıma göre beşeri bilimlerde araştırma nesnesi de araştırmada kullanılan gereçler de kaçınılmaz olarak insan dünyasının kapsayıcı bağlamını oluşturur. Yorumsamacı kuram en genel olarak bakıldığında yorumsamacı kuram veya yöntemsel yorumsama, pozitivist yöntem gibi nesnel olgular ile uğraşmaz; araştırmacının ulaştığı anlamların kaçınılmaz biçimde içinde yaşamakta olduğu tarihsel ve toplumsal yapı ile sıkı bağlantıları olduğuna inanır. Olgu ile değerin, ayrıntı ve bağlamın, gözlem ile kuramın birbirinden ayrılamazlığını vurgular; nicelikselleştirmeyi, kontrollü deneyi önemsemez; incelediği fenomenlerin ayırt edici niteliklerini göstermek için tarafsız, nesnel bir söz dağarcığı arayışında değildir. Bunun yerine niteliksel betimlemeyi, benzeşimsel anlayışı ve öyküsel açıklama biçimlerini kullanır. Nerede ise tüm yorumsamacılar tarafından kabul edilen ve Kant’ın Kopernik Devrimi olarak anılan tezini, Dilthey gibi Betti de tartışmasız benimsemektedir.

Bilgi, gerçekliğin edilgen bir aynası değildir; fakat bilginin nesneleri bizim onu kavrama biçimimizce belirlenir. Aklın özerkliği, çift taraflı baskı altındadır. Değerler dünyası ne başlı başına görüngüsel ne de tam anlamı ile özneldir. Değerlerinde kendi yasaları gereğince işleyen ideal bir nesnellikleri mevcuttur. Özne, bu kendine özgü bir özü ve varlığı bulunan değerleri kendi zihinsel aygıtı aracılığı ile bilincine ulaştırabilir.