Günümüzde gittikçe kuvvet kazanan ve taraftar toplayan holistik bakışa göre, doğada var olan nesneler birbirleriyle bütünsel bir iletişim ve ilişki içindedirler. Holistik bakış sayesinde yeni bir dünya görüşü gelişmekte, insanların olaylara ve doğaya yaklaşımı ve yorumlayışı değişmektedir. Bu değişime bilincin evrimi de diyebiliriz. Kuantum kuramının günümüzde bu derece revaçta olmasının nedeni, bilincimizin evrilmekte olması ve yeni bir dünya görüşüne, yeni bir paradigmaya yol açmasıdır. Bu yeni paradigmada bütünsel bir enerji alanının varlığı kabul edilmekte ve tüm canlı varlıkların ortak enerji alanı içinde birbirlerine muhtaç oldukları savunulmaktadır.

Dünyadaki her canlı varlık çevresinden enerji alarak varlığını sürdürür. Fakat önemli olan sadece enerji almak değil, enerji alışverişi içinde bulunmaktır. Enerji; doğada korunan, şekil değiştirse de asla yok olmayan, ne artan ne de azalan soyut bir kavramdır. Enerjinin korunumu yasası, fizik biliminin en temel ilkelerinden biridir. Demek ki var olmak için bütünsel holistik enerji alanından yararlanmak ve onun sayesinde enerji alışverişi ile varlığını çevreye zarar vermeden sürdürmek önemlidir.

Holistik bakış sayesinde, eskiden beri bilinen sezgisel bilgi veya beş duyu ötesi bilgi mümkün olacak. Modern bilimin deneysel olarak da kanıtlamış olduğu dolanıklık olgusu yaşamın içine girecektir. İnsanın evrensel enerjiyi harekete geçirip yerel olmayan bir iletişim kurması istenç yasası sayesinde gerçekleşir. İstenç yasası yüzeysel “iste olsun” görüşünden çok farklıdır. İstek; akıl ve mantık gerektirirken istenç; beden, duygu ve ruh birlikteliğinden kaynaklanır.

Duyular ötesi algılama yeteneği her insanda olsa da istenç harekete geçmedikçe bu yetenek etkin olamaz. İnsan kendini beş duyu ile kısıtlamadığı ve duygularını bastırmadığı sürece istenci ile açıklanması zor olan birçok işi başarabilir. İstenç yasası sayesinde anında ve ışık hızından dahi hızlı bir şekilde haberleşmek mümkündür. Zira dolanık durumda olan sistemler için zaman ve mekân önemli değildir. Günümüzde atomlarla başarılmış olan dolanıklık olgusunun ileride insanların en önemli iletişim aracı hâline dönüşmesi için holistik bakışa gerek vardır. Bunun için de öncelikle holistik bakışın dünyada yaygınlaşması önemlidir.

Günümüzde oldukça fazla taraftar toplayan alternatif tıp veya holistik sağlık görüşü, bedenimizin bütünsel bir yapı olduğunu ve hastalıkların tedavisine holistik bakışla yaklaşmak gerektiğini savunmaktadır. Bu görüşe göre, hasta olan organı tedavi etmek için beden ile ruh dengesine önem vermek ve insana bütünsel olarak yaklaşıp holistik bir tedavi uygulamak gerekmektedir. Dünyanın birçok ülkesinde alternatif ve destekleyici tıp merkezleri kurulmuş olmasına rağmen klasik tıp anlayışına bağlı kişiler bu merkezlere şüphe ile bakmaktadırlar. Zira Aristo mantığının sonucu olan ayırımcı bakış ile holistik tedavi metotlarını kavrayıp kabul etmek ve uygulamak oldukça zordur.

17’nci yüzyılda gelişmiş olan Aydınlanma Çağı sadece akıl ve mantığa önem vermiş, insanı adeta kısıtlayıp önemsizleştirmiştir. Bu çağın insanlığa sağladığı teknolojik gelişmeyi reddetmek mümkün olmasa da holistik bakışın gereği olan sezgisel yönümüzün inkâr edilmiş olması, insanlık adına büyük bir kayıptır. Günümüzün sanatı ve felsefesi dahi bu ayrımcı ve kısıtlayıcı yaklaşımın etkisinde kalmış, duygular ve sezgi ikinci plana itilmiştir. 20’nci yüzyılın ilk yarısında yaşanan iki büyük dünya savaşı, bu maddeci ve çıkarcı dünya görüşünün sonucudur. Doğayı ve insanları ayrımsız ve bütünsel bir yaklaşımla yorumlayan holistik bakış yaygınlaşmadığı sürece dünyada çatışmalar sürüp gidecek, toplumlar huzura ve mutluluğa kavuşamayacaklardır.