Hypatia öğrencilerine paganlar ve Hıristiyanlar arasındaki sorunlara nasıl baktığını 4’üncü yüzyılda şu şekilde açıklar; “Bizi birleştirenler, ayıran şeylerden daha fazla, hepimiz kardeşiz!”

Tek çocuk olan Hypatia genç yaşta felsefe ve matematiğe karşı derin bir ilgi göstermiştir. Alman matematikçi ve astronom Kepler’in gezegensel hareket yasalarını ondan önce anlayan ve açıklamaya çalışan kişidir. Burada, zarafeti, engin bilgeliği, gençliği ve güzelliği ile geniş bir öğrenci ve hayran kitlesi çekmeye başlamıştı. Dersleri, Platon ve Aristoteles’in tanıtılmasında etkili olmuştur. Felsefesinin ‘Yeni Platonculuk’ olduğu varsayılmaktadır.

Hypatia’nın yaşadığı zamanda İskenderiye Roma’nın bir eyaletidir. Şehir, müze ve kütüphanesi ile ünlüdür. Zamanının kültür merkezidir. İskenderiye, felsefe okulu, kütüphanesi, müzesi ve eklektik olarak adlandırdığımız geniş bir bakış açısına sahip öğretisi ile tanınmıştı. Hypatia’nın öğrencileri felsefe sorularıyla ilgilenir, matematik alanında çalışır, çeşitli dinlerin kaynaklarını okur ve gökbilim deneyleri yaparken İskenderiye’de tarihsel olaylar yaşanmıştır. Kiliseye bağlı kışkırtıcılar, Hypatia’nın matematik ve gökbilim dallarında yaptığı araştırmalardan yola çıkarak, maksatlı cadı masalları yaratmışlardır.

Dördüncü asır, kilisenin güçlü bir siyasi teşkilata dönüştüğü Batı dünyasının bir dönüm noktasıdır. Eski dinleri, kadim inanç sistemlerini, misterleri, bilimleri ve felsefeleri çiğneyerek bir dünya gücü yükselir. “Kilise kendi güvenliği için kadim sistemlerden çok fazla şey kopyalamıştır. Bakireden doğumu, çarmıha geriliş ve yeniden diriliş gibi Hz. İsa’nın yaşamındaki birçok olay pagan tanrılarıyla ilgili efsanelerden kopyalanmıştır. Mısır’da Horus’a bakınca da aynı özellikler görülmektedir.”

Mister Okullarının ve Serapion’un yok edilişiyle Hıristiyan Kilisesinin önünden iki ciddi engel kaldırılmıştır. Ama halen bir üçüncü engel mevcuttur, o da “Yeni Eflatuncu Okul”dur. Bu okulu imha etme “onursuzluğu” 412 yılında İskenderiye Başpiskoposu olarak yerine geçen Cyril’e aittir. 414 yılının Lent bayramında, Cyril’in keşişleri Hypatia’nın konuşmalarından birini tamamladığı Müzenin önünde toplanırlar. Pusu yerinden fırlayan keşişler grubu onu çıplak olarak yakında bir kiliseye zorla götürüp, sunağa getirirler. Okuyucu Pedro bir vuruşla onu yere yıkar. Ölü bedenini sokaklarda sürükleyip, yakarlar.

4’üncü yüzyılda roma imparatorluğu egemenliğindeki İskenderiye’nin ünlü kütüphanesine de müdürelik yapan bu zeki ve güzel kadının bilim dünyasındaki katkılarının hiçe sayılması ve linç edilerek öldürülmesi, üretken kadının baskıyla susturulmasının örneklerinden biridir. Hypatia’nın katledilmesi yerleşik ataerkil düzenin kadın korkusunun, antik inançlara olan düşmanlığın ve daha önemlisi özgür düşünceye karşı düşmanlığının onlarca ama en vahşi örneklerinden biridir. Zeki kadını korkutucu bulan genel avam görüşün halen artarak yaşadığı da ayrı bir mevzuudur.

Kırk beş yaşında iken bu dünyadan göçüp giden İskenderiyeli Hypatia’nın sonu trajiktir. Ancak adını tarihe “düşünce ve aydınlanma savaşçısı” olarak yazdırır. Hypatia, filmde evinde kölesi ile birlikte yaptığı deneyler esnasında kölesine şu soruyu sorar: “Dünyayı olduğu gibi görmeyi kabul edersek ne ile karşılaşırız? Bir an ön yargıları bıraksak karşımıza nasıl bir dünya çıkardı?” Ancak önyargısız, herkesin herkesi tehlike olarak görmediği, kimin neyi ne için savunduğunun belli olduğu bir dünya güzelliklere gebe olabilir. 21’inci yüzyılda ne değişti diye sormak gereklidir. Güç, ana çekim noktası ve daha fazlası için, her şey için, egemen olmak için, gözünü her şeye sahip olmak için diker insanoğlu. Benim olsun ister, onun olamazsa herkes onun gibi olsun ister. Hypatia’nın özgürlüğünü bağışladığı ve Hıristiyan olan eski pagan kölesi Hypatia’ya şöyle der: “Ben affedilmiştim ama şimdi ben affedemiyorum!”