Yalnızlık, günümüzde birçok insanın bir dönem de olsa yaşadığı bir ruh hali. Zaman zaman hepimizin yalnız kalmaya ihtiyacı vardır. Kimi insanların ise diğerlerinden pek daha fazla yalnız kalmaya ihtiyaç duyabilir. Fakat bu yalnızlık kendini dış dünyadan soyutlamak için değil, kendi içine, kendini tanımak için yaptığın yolculuklar için işlevseldir. Bağımsız bir birey olma ihtiyacı ile birlikte ait olma ihtiyacını düşünelim.

Bireyler kimi zaman yalnız olsa da bundan şikayetçi olmayabilir. Çünkü hayatlarını dolduran faaliyetleri vardır veya yaşadıkları yaşam beklentilerini karşılar. Yani mevcut durumlarından tatmin oldukları için daha fazlasına sahip olmamak rahatsız edici olmayabilir. Fiziksel olarak yalnız bir kişinin, duygusal olarak kırılganlaştığında yalnızlığını daha fazla fark edebildiği de bilinir. Bu ihtiyaçlar kimi zaman birbirleri ile birçok açıdan çelişir. Ve birey bağımsızlığından vazgeçme ve yalnız kalma gibi iki seçenek arasında hissedebilir. Bu durum insan sağlığı için hiç uygun değildir. Çünkü birey, bu iki ihtiyaç arasında bir denge sağlamak zorundadır. Elverişsiz koşullar ve problemler ile başa çıkma becerilerine sahip olmama gibi etkenler insanların bu ikilemi sağlıklı atlatamamalarına neden olsa da bu durumda eğer tek başımıza bunu atlatamıyor isek bu yalnızlığa alışabilme gibi bir süreç ile bir arada kalabiliriz.

Bireyin kendi içinde bulunduğu durum ile ilgili değil de, kendi içinde hissettiği ile ilgili. Örneğin; bazı insanlar etrafında çok insan olmasını yalnız olmamak olarak algılayabilir, ama etrafında çok fazla insan olmasına rağmen kendini yalnız hisseden insanların da sayısı azımsanmayacak derecededir. Yalnızlık, niceliksel olmaktan çok niteliksel bir kavram. Ve insan için en zor yalnızlık biçimi, etrafında onlarca insan var iken kendini yalnız ve anlaşılmamış hissetmektir. Elbette konfor derecesinin artması da birçok işi yalnız başına halletmeyi kolaylaştırmakta. Bu nedenle de belirgin bir şekilde başkalarına duyulan ihtiyaç azalıyor. Arkadaşlarla ya da akrabalarla bir arada olmak zaman kaybı gibi geliyor. Faaliyet halinde olmak ise başlı başlına bu boşluğu dolduruyor.

Tabii ki fiziksel yalnızlığı da hafife alamayız. Psikolojik araştırmalar ve vaka incelemelerinin sonuçlarını bize gösteriyor ki; en kötü iletişim bile iletişimsizlikten daha iyi. Bizi her şeyden soyutlanmış bir yere koyduklarında sonuçlar ne olurdu? Bunu yalnızlığın türleri ile ele almakta fayda var. Nitekim; yalnızlık türleri ise sosyal, duygusal, kişisel ve varoluşsal yalnızlık olarak adlandırılıyor. Ve bu adlandırmalar sosyal çevreye uyum sağlayamama durumu, güvenini yitiren kişinin kendini uzaklaştırması ile yaşanılan yalnızlık, kişilikleri nedeni ile yalnız kalmaları, ölüm ve yaşam karşısında duyulan derin ve başkaları tarafından yok edilemeyen kaygıyla sıkıdan ilişkili olup, yalnızlığı yaşayan insanlar hayatın anlamı gibi felsefi sorular ile uğraşırlar. Yani, yalnızlık çeşitli tercihler ile de doğrudan ilişkili. Özellikle gelişim dönemlerini başarılı geçirememiş bireylerde daha sık görülür. İnsanların yalnızlığını tedavi edebilmek için onların olaylara bakış açısını, yorumlama ve farkındalığını değiştirmek gerekir.