Son zamanlarda hangi sohbet ortamına girsem sonunda hep aynı konuya geliniyor: Film mi yoksa dizi mi? Aslında her ikisini de birbiriyle yarıştırmak ne kadar yanlış olsa da hayatımıza giren online platformlar sayesinde dizileri ve filmleri aynı potada eritir olduk. Peki görsel rekabetin arttığı günümüzde hangisi bayrağı en önde taşıyor? Bu, cevabı verilmesi zor bir soru. Her iki alan da kendi izleyicisini yaratarak sadık bir kitleye sahip oldu. Dizi elbette hayatımıza yeni giren bir olgu değil fakat eskiden bu kadar kolay ulaşılabilir değildi diyebiliriz. Bu konuyu da şöyle açabiliriz: Elbette dizileri de her dönemde izledik fakat beş on yıl öncesine gidersek içeriğe ulaşmak günümüzdeki kadar kolay değildi.

Teknolojinin gelişimi, internetin yaygınlaşması derken neredeyse her istediğimize evimizden, yerimizden kalkmadan ulaşabilir hale geldik. Kimilerine göre bu gelişim her şeyi hızlandırdığı için bilgiye ulaşılabilirlik açısından çok sağlıklı bulunurken, kimilerine göre ise insanları yalnızlaştırmanın en hızlı yolu olarak görülüyor. Hatta günümüzde şu şekilde bir soru bile ortaya atıldı: “Netflix insanları yalnızlaştırıyor mu?” Netflix hayatımıza girdiği anda aslında psikolojide de kendine yer bulmuş gibi görünüyor. Neredeyse haftanın iki günü yeni yapımları yayına koyan Netflix, insanları yalnızlaştırıyor mu bilmiyorum ama hızlı tüketime itiyor evet.

Asıl konumuza dönecek olursak hızlı tüketimden biraz uzaklaşıyoruz ve kendimizi yine aynı kavganın içinde buluyoruz: Film mi yoksa dizi mi? Merak unsuru ve izleyeni ekrana bağlaması açısından son zamanlarda dizilerde bir yükseliş gözlemliyorum. Ki bu çekilen yeni dizilerin birçoğu kalitesi sinemayla eş ya da sinemadan daha iyi olduğu için kendine epey büyük bir kitle edindi. Tabii ki her zaman savunduğum tek bir konu var diziler hakkında, o da eskiden dizilerin çok daha iyi içeriklere sahip olduğu! Elbette çok güzel işler çıkıyor, hakkını vermek lazım, fakat hiçbiri benim için bir “The Sopranos” ya da “Six Feet Under”ın yerini tutamaz. İşte tam olarak bu noktada şuna geliyoruz; günümüzde hızlı tüketime yönelik yapılan dizilerin içeriği ne kadar yeterli ya da iyi?

Tabii ki de çok genel zevklerin yer aldığı bir sektör dizi-film sektörü. Bu konuda geneli ele alarak konuşmak bir yerde doğru değilmiş gibi de geliyor. Fakat genel bir düşünce varsa o da hızlı tüketimin getirdiği çiğ, kullan at ve basit içeriklerin artmış olduğu. Bu doğrultuda hemen sinema sektöründeki yakın zaman filmlere de bakmak gerekiyor elbette. Festival filmlerinin bile çok hızlı tüketildiği bir dönemde yaşıyoruz. Tam bu noktada online platformlar devreye girmeseydi de sonuç aynı olur muydu diye düşünüyor insan.

Dizi ve film karşılaştırmasında bir diğer değinmek istediğim konu da bütçeler elbette. Dizi izleyicisinin artmasıyla birlikte yapımcılar da dizilere daha büyük yatırımlar yapar hale geldiler ve böylece patlayan dizi furyası hız kesmeden büyümeye devam etti. Elbette bu büyüme sinemayı bitirmedi, bitiremez de ama gözle görülür bir şekilde geride bıraktı diyebiliriz. Alışkanlıklar değişiyor, değişmeye de devam edecek. Bu yarış daha ne kadar sürer bilemiyorum. Ya da bu dizi çılgınlığının bir gün sonu gelir mi? Ama bildiğim bir şey varsa sinemanın asla ölmeyen bir sanat olarak yoluna devam edeceği. Sizleri bilmem ama ben sinemanın sadık bir izleyicisi olarak masalarda sinemayı savunmaya devam edeceğim.