İlkler Diyarı: Mezopotamya

Louvre’nin Fransa’nın kuzeyindeki Lens kentinde yer alan şubesinde “Tarih Mezopotamya’da Başlar” adı ile beş yüz nesneyi içeren yeni bir sergi açıldı. Sergide Mezopotamya tarihinin M.Ö. 4000’li yıllarda yazının bulunması ile başlayan ve M.Ö. 331’de Büyük İskender’in Babil’i ele geçirmesiyle sona eren üç yıllık bir kesiti ele alınıyor. Sergideki ilk galeri 19’uncu yüzyılda arkeologların kazılara başlaması ile Mezopotamya’nın yeniden keşfini konu edinmekte. İncil’de ve klasik metinlerde söz edildiği kadarıyla bilinen Asur ve Babil imparatorlukları hakkında daha fazla bilgi edinmeyi amaçlıyordu bu kazılar.

Bu çalışmalarda Musul’un biraz kuzeydoğusunda Asurluların başkenti Horsabad bulunmuş, Sümerler hakkında da yeni keşifler yapılmıştı. Bunun üzerine Batı Avrupa Mezopotamya’ya daha fazla ilgi duymada başladı. Oxford’daki Ashmolean Müzesi’nden Paul Collins bu ilginin kaynağını bu medeniyetlerin imparatorluk ve kral gibi aşina oldukları olguların yanı sıra İncil’de ifade edilen egzotik dünyayı yansıtmasına bağlıyor.

20’nci yüzyılda Mezopotamya artık resimden mimariye, reklamdan filmlere kadar birçok alanda esin kaynağıdır. Bugün ise aynı rolü video oyunlarında oynuyor. Peki Irak’tan Suriye’ye ve Türkiye’ye kadar uzanan bu bölgenin medeniyetleri bizleri çok daha derinden etkilemiş olabilir mi? Bu sorunun cevabı kesinlikle ‘evet!’ Fakat bunun ayrıntılarına geçmeden önce Mezopotamya’nın anlamına bir bakalım.

Bu bölgeye ismini veren Antik Yunanlılardır. “İki nehir arasındaki topraklar” anlamına gelmekte. Yani Fırat ile Dicle nehirleri arasında kalan bölgeyi tasvir ederek “medeniyetler beşiği” olarak nitelenmektedir. İnsanın M.Ö. 6000 yıllarında avcılık ve toplayıcılığı bırakıp kurulu düzene geçerek tarıma başladığı yeni yaşam biçimi bu topraklarda yeşerdiğini söylememiş gerekir. Bugünkü Irak ve Kuveyt topraklarında hüküm süre Sümerler güney Mezopotamya’da ilk sulama kanallarını kurmuş, Uruk gibi ilk şehir devletlerini kuran bir yönetim sistemi oluşturulmuş ve bu daha sonra krallığa ve imparatorluğa evrilmiştir.

İlkler diyarı olmasının sebebi Mezopotamya’nın farklı aşamalardan oluşan uzun tarihi kendine özgü gelenekleri, efsane ve söylenceleri, dini inançları olan ileri bir kültürü ifade etmeye yeterlidir. M.Ö. 3200 yıllarında yazıyı bulan Sümerler bu kültürün tabletler yoluyla bugüne ulaşmasını sağlamıştır. Bu tabletlerin çoğunda görülen damgalar da Mezopotamya’ya özgü bir teknolojidir. Eski tarihinden dolayı birçok alanda ilkler içeriyor. Arkeologlar çömlek çarkı gibi teknolojik buluşları, matematik, tıp ve astronomideki gelişmeleri, altmış dakika üzerinden zaman hesaplama sistemini, hatta bira, süt ürünleri ve dokumanın kökenini Mezopotamya’ya dayandırıyor.

Yüzyıllar boyunca binlerce insanı barındıran dev kent merkezlerinin geliştiğini görüyoruz. Bu insanları bir arada tutan şeyin ne olduğunu bilmiyoruz. Çevre, kaynak idaresi gibi birçok etken söz konusu olabilir. Ayrıca insanların desteği için zorlayan veya teşvik eden önemli bireyler de olmuş olabilir. Ancak şehirler bir kez kuruldu mu bir daha durmazlar. Mezopotamya bugün bizim çözüm aradığımız birçok sorunla en erken tanışan bölgedir. Çok sayıda insanın bir arada yaşaması nasıl idare edilir? Bu insanlar nasıl beslenir? Nüfus artışı ile nasıl baş edilir? Yazı ve silindir damga gibi idari araçları yaratan hangi teknolojiler toplumda hiyerarşi ve anlam ifade ederek kolektif kimlik duygusunu yaratır? Bu nedenle, bugün düşündüğümüz şekli ile kentler, Mezopotamya’dan bize kalan en büyük mirastır.

Yazar: Devrim Harlı