Dogville, bir giriş ve dokuz bölümden oluşmaktadır. Çekimler için kullanılan büyük plato, üzerinde evleri, maden ocağı, tarlası, köpek kulübesi olan bir alanı kaplar. Tüm bu yapıların sınırları ise tebeşiri andıran beyaz bir boyayla çizilmiştir ve üzerlerine ne olduğu yazılmış şekilde karşımızdadır. Filmin açılış sahnesinde, tepe açıdan genişçe tüm kasabayı gördüğümüz ve giderek yakınlaşan bir kamera hareketiyle tabanında “Edison’s House” yazan bir eve kasabadan bahseden bir anlatıcı eşliğinde gireriz. Duvarlar, çatı ve kapılar izleyiciler için yokken, karakterler için vardır. Bu bağlamda non diagetic olarak kullanılan bu nesneler, izleyici zihninde oldukça göstergesel bir yer teşkil eder. Kapı yoktur, kapının k’si bile yoktur. Ancak oyuncuların kapı açma hareketleri ve efekt olarak gelen kapı açılma sesi izleyicilerin zihninde bir kapı imgesi var eder.

Pierce’nin aslında hiçbir sınıflandırmasına girmiyor gibi görünen filmdeki bu gösterge durumu, karakterin oyunu ve efekt ses ile nesnesine oldukça yakın bir temsile dönüşmüştür. Dolayısı ile Dogville’de tebeşir ile çizilen duvarların oldukça görüntüsel gösterge sınıflandırmasına girdiğini söylememiz mümkün. Ancak öbür taraftan aynı tebeşirle yazılan evlerin isimleri, sokağın ismi ya da köpek kulübesi ise simgesel bir gösterge sınıflandırmasında karşımıza çıkmaktadır.  Bu gibi gösterge eşleştirmelerine filmin kimi yerlerinde rastlamaktayız. Bir sahnede Grace ve kasabanın kör sakini Mr. McKay dışarıda olup bitenler hakkında konuşurlar. McKay, Grace’ye Dogville’deki gün batımıyla ilgili bir izlenimini anlatır. McKay kördür, ancak zihninde gün batımında olup bitenlere dair bir imge oluşturmaktadır. “Ginger bakkal dükkanının kapıda asılı duran “açık” yazısındaki a harfinin tam üzerine kulenin gölgesi düşer.”

McKay’ın bu tasvirinin büyük ölçüde semiyolojik olduğunu söyleyebiliriz. Kör adam McKay’ın zihninde beliren bir harftir. Bu harf ise dükkanın açık olduğu anlamı yerine güneşin batmakta olduğu anlamını uyandırır. Belki de Trier’in burada Barthes ve Sausürreci bir semiyolojinin ya da Pierce’nin tanımında olan simgenin rastlantısallığına atıfta bulunduğu yorumunu yapabiliriz.

Grace’nin, kendisini kovalayan adamlardan kaçarak sığındığı bu tebeşirden kasaba; Dogville’nin ahlaki değerlerini, iş bölümünü, adalet sistemini sorgulatan film, seçmiş olduğu beylik denilebilecek bu konuyu kendine özgü bir sinemasal anlatı biçiminde aktardığı kesindir. Bu noktada anlamı oluşturan gösterge bilimsel veriler aslında filmin konusuyla bir bağ oluşturmamaktadır. Grace, daha sonrasında babası ve onun adamları olduğunu öğrendiğimiz birilerinden kaçar ve Dogville’ye sığınır. Kasabaya kendini kabul ettirmesi için oraya faydalı olması ve bu faydasını çalışarak ispat etmesi gerekir. Giyimiyle, makyajıyla daha büyük ve gelişmiş bir yerleşim yerinden, belki kentten, geldiği bellidir ki bu anlam Pierce’nin belirtisinde bahsettiği göstergedir.

Grace geldiği yerin insan ilişkileri ve toplumsal hayat pratiklerine karşı tepkilidir. İnsan ilişkilerinin ve toplumsal düzenin Tönnies’in sınıflandırmasıyla cemaate dayalı kurulduğu bir yer olan Dogville kasabasına erdem ve adaletin temsili olarak gelir. İsminin kelime anlamında geçen erdem ise bu noktada karşımıza simgesel bir gösterge olarak çıkmaktadır. Ancak, Grace varoluşuyla bağlantılı olarak kasabaya gelen bir erdem ise, eğer buradaki simgesel gösterge, görüntüsel göstergeye ve hatta belirtiye doğru kayacaktır. Film boyunca da aslında Grace’nin erdemi Dogville halkının erdemine galip gelir ki filmin son replikleri: “Yeterince iyi davranmamışlardı. Buradan geçen biri onların zaaflarını açığa çıkarabilir.” şeklindedir.

Dolayısı ile Lars Von Trier’in yarattığı Grace karakteri ismi ve varlığı ile Pierce’nin görüntüsel göstergesi ve belirtisidir. Diğer yandan, kasabadaki onca nesnesiyle ilişkisini sadece tebeşir ile kuran göstergenin yanında Grace, bu türlü bir simgesel gösterge sınıflandırması içine kesinlikle girmemiştir. Filmdeki göstergelerin oluşturduğu anlamı, Pierce’in sınıflandırmasına göre üçe ayıracak olur isek; nesnesine olan benzerliğiyle oluşturulan duvar, kapı gibi görüntüsel göstergeler, Grace’nin tavrı, konuşması, giyimi ve makyajının çağrıştırdığı belirtiler ve yalnızca yerlerde yazan mekan isimlerinden oluşan simgeler şeklinde bir ayrıma gidebiliriz. Ancak Grace karakterinin altı filmin sonunda farklı bir noktada daha çizilmektedir.

Babasına, Dogville’de beklediği erdemi bulamadığını ve inandığı şeyde haksız olduğunu söyleyen Grace, bütün kasabadakileri babasının adamlarına öldürterek cezalandırır. Bu noktada çıkan anlam, tüm kasabadaki insanları Pierce’nin simgesel göstergesi konumuna sokar. Uzaktan ya da filmin açılış sahnesinde olduğu gibi tepede bir uzak noktadan bakıldığında kasaba halkının yaşantılarında görünen birliktelik, yardım, iyilik ve erdem aslında onların varoluşlarında olmayan bir şeydir. Ya da ilk başta akılda oluşan Dogville halkının temsilinin gerçekte bir karşılığı yoktur. Bu anlamda ne görüntüsel göstergedirler, ne de belirti. Yalnızca rastlantısal olarak zihinde anlam oluşturan simgesel göstergelerden bir başkası değildir Dogville halkı. Bunun sonucunda o kasabaya birilerinden kaçarken raslantı sonucu gelen Grace aslında orada bulunan herkesten daha gerçektir.

Sinema; anlamı teknik, estetik ve ideolojik yönden oluşturma potansiyeline sahip bir araç olma niteliğini yapılan her film ile bir kez daha karşımıza çıkarmaktadır. İncelemenin oluşturmak istediği bağlantı ise sinemadaki bu niteliklerden teknik ve estetik olanlarıyla ilgili olmuştur. Teknik kısmı Saussüre, Barthes ve Pierce’nin dil ve anlam bilimsel çalışmalarına dayandırarak 21’nci yüzyıl estetiğinden bir film olan Dogville okumasının bizi nihai bir sonuca götürdüğünü söyleyemeyiz. Ancak film estetiğine yönelik herhangi bir okumanın genel geçer bir tespite varması gerektiğini söylemek de büyük ölçüde safdillik olur.

Sinematografik bir anlatımın üstlendiği çok katmanlı yapı, konuşma dilinde yapılagelmiş muadil gösterge bilimsel çözümlemeleri ve formülleştirmeleri dolaylı kılmaktadır. İnceleme boyunca bu dolaylı ilişkilenmede kurulmaya çalışılan bağlantılar Dogville’deki göstergeleri belirli bir ölçüde çözümlemektedir. Pierce’nin göstergebilim mantığı içindeki görüntüsel gösterge, belirti ve simge kavramları, Dogville’nin Grace’yi, Grace’nin Dogville’yi anlamlandırdığı yerlerde karşılığı olan çözümlemelerdir. Ancak, filmi bütünsel olarak anlamlandırmada seçilen doğru bileşenler olup olmadığı tartışmaya açıktır.

Grace, Dogville’de herkesi ölümle cezalandırır. Hayatta kalmasına izin verdiği tek canlı köpektir. Film boyunca varlığını yalnızca bulunduğu yere beyaz boyayla yazılan “köpek” kelimesi ile ve havlama sesiyle anladığımız köpeğin görünümü ile ilgili kafamızda neredeyse hiçbir imge oluşmamaktadır. Kasaba halkının konuşmalarından yola çıkarak yapılan, köpeğin görünümüyle ilgili çıkarımlar ise çoğu zaman kemik torbası ya da kendisine hayrı dokunmayan koruyucu köpek olarak karşımıza çıkar. Ancak Trier, filmin sonunda bu imgeyi kırarak “köpek” yazan yerin bulunduğu yerde oldukça vahşi ve korkutucu duran bir köpek gösterir. Bu etkisiyle Metz’in silah kelimesi  için yaptığı açıklamaya benzer bir durum oluşturur. Köpek kelimesi dışında filmin son planında “İşte burada bir köpek var!” Ve öncesinde gösterileninin aksine oldukça korkutucudur.

“Anlamı oluşturması istenen kelimelerden uygun olanının içinden seçildiği paradigmatik düzlem ve her bir kelimenin kendi paradigmatik düzleminden seçilerek yatay olarak bir cümle içinde sıralandığı sentagmatik düzlemden oluşmaktadır sentaksın yapısı. Öbür taraftan Sausure, dilin bir gösterge olduğunu savunur. Her gösterge bir gösteren ve gösterilenden meydana gelir.”

Komplike Dergi’nin bu sayısında yer verdiği bu inceleme iki bölümden oluşacaktır. Kavramsal bağlamın belirlendiği bu ilk bölümü, daha sonraki sayıda devamını, Dogville filmi içerisinde karşılık geldiği noktaların analizi ile sürdürecektir. Bir tarafta doğada var olan görüntülerin iki boyutlu bir bez üzerine aktarılmasıyla başlayan resim, diğer tarafta aynı görüntüleri hareketlendirerek perdeye yansıtan sinema, görüntülerin bir anlam oluşturma sürecinde incelenmesine yardımcı olmuş iki ifade aracı olarak karşımıza çıkmaktadır. Sinemanın 19’ncu yüzyılın sonunda ortaya çıkması ile birlikte süregelen tartışmalar, çokça görüntülerin anlamı üretmedeki işlevsel ve estetik yöntemleri üzerine olagelmiştir ve her türlü tarihsel gelişimi içinde sinema, anlamlı görüntülerin çeşitli kompozisyonu olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bu noktada sinema için anlamı oluşturan şey nedir, ya da anlamı oluşturan parçalar nelerdir soruları dikkat çeker. Konuşma dili için formülleştirilmiş bir anlambilim çalışması sinema için ne ölçüde geçerlidir? Konuşma dilindeki harf, sözcük, cümle gibi bileşenler sinemasal anlatılarda neye karşılık gelmektedir? Görülmektedir ki böylesi bir ayrım, kendisine sinemada pirüpak karşılıklar bulamamaktadır. Bir film oluşturduğu anlama ilişkin ayırmak istenildiğinde; sahne, çekim, plan, sekans, kare ya da diyalog, replik, oyuncu, kostüm, dekor, ışık, ses gibi çoklu bir yapıyla karşılaşılmaktadır. Dolayısıyla dil için geçerli olan anlambilimsel ya da göstergebilimsel bir çalışmanın sinemadaki karşılığı bulanıklığını korumaktadır.

Bu çalışmada sinemasal bir anlam için başvurulabilecek kavramsal düstur Pierce’nin farklı gösterge türlerini sınıflandırdığı metinlerinden yola çıkılarak belirlenmiştir. Bu bağlamda görüntüsel gösterge, belirti ve simge kavramları üzerinden bir “Dogville” okuması yapılacaktır. Pierce’nin tanımladığı bu kavramsal çerçeveden önce göstergebilimin Saussureci yapısına değinmek de yol gösterici olabilir; böylelikle yapılan analiz, konuşma dilinde oluşan anlamın sinema üzerine nasıl aktarıldığına ilişkin bir yol izlemiş olacaktır.

Dil sözcüklerden ve onları oluşturan harflerden meydana gelir. Harf ve sözcük bir taraftan sestir, tondur, öbür taraftan bu seslerle bazı anlamlara kavuşan bir ifade aracıdır. Dil bu iki aracın bir araya gelmesiyle oluşur. Dolayısıyla kelime, bir yanıyla düşünsel, öbür yanıyla maddesel olarak meydana gelir. Rudolf Carnap, dünyanın sentakslar ile algılandığını söyler. Bu noktada dildeki göstereni ses, gösterileni anlam olarak kurabiliriz. Dil, bu alanda kavramsallaştırılan bilimsel tanımlamaların hangisinden oluşursa oluşsun sonuç olarak karşımıza işlevsel bir özelliği olan varlık olarak çıkar. Carnap’ın sentaksları, Saussure’nin semiyolojisi ya da Pierce’nin simgeleri, bize dilin bireyler arasındaki iletişimi kurma işlevini sistemleştirir. Dil ile oluşturulan anlam bir başka bireye iletilir. Bu durum ise kişiler arasında bir mesaj alışverişi olduğunu bize gösterir.

Dilbilimsel bir analiz farklı seviyelerden oluşur. Fonoloji, bir dilde nasıl seslerin olduğunu ve bu seslerin kelimelere nasıl şekil verdiğine bakarken, sentaks kelimelerin cümle içerisindeki dizilişini inceler. Semantik de sistem olarak kurulan ve kalıplaştırılan bu kelimelerin ve/veya cümlelerin nasıl anlam oluşturduğuyla ilgilenir. Yeni bir dil öğrenen kişi bir kelimeyi kitaptan öğrenebilir. Anlamını bilir ama nasıl telaffuz edildiğini bilemeyebilir. Ya da bunun tam tersi, çok güzel telaffuz ettiği bir kelimenin anlamını bilmiyor olabilir. Bu nedenlerle bir kelime hakkında edinilen bilgi farklı çeşitlerle ele alınır.

Semantik, inşa edilmiş bir cümlede anlamın yaratılmasıyla ilgilenirken, semiyotik cümle içinde kodlanan işaretlerin alıcıya nasıl aktarıldığıyla ve onda nasıl karşılık bulduğuyla ilgilenir.

a. Grace köpeği öldürdü.
b. Grace’nin köpeği öldü.

Bu iki cümle farklı iki anlam oluşturabilir, ama ikisinde de tek bir ortak anlam vardır: köpek ölmüştür. Sadece b cümlesinden haberdar olan bir kişi Grace’nin köpeğinin öldüğü anlamına ulaşırken a cümlesini duyan kişi hem köpeğin öldüğü, hem de Grace’nin katil olduğu anlamını çıkarır. Semantik kapsamında bu şekilde analiz edilebilecek bu iki cümleyi semiyolojik olarak analiz etmek için bize verdiği gösterenlere bakmak gerekecektir.

Eğer bir deniz kıyısında kırmızı bayrak varsa, bu o denize girmenin tehlikeli olduğunu gösterir. Kırmızı bayrağın yeri, deniz kıyısında olması, onu gören kişinin daha önceden edindiği kamusal işaretler bilgisi içinde vardır ve kişi bayrağı bu şekilde anlamlandırır. “Anlamın bu şekilde yaratılmasını ve yorumlanmasını sağlayan şey göstergelerdir. Ve bu dilden daha geniş kapsamlıdır. Ferdinand de Saussure, dilbilimsel anlam oluşturmanın çalışma alanının göstergeler sistemi tarafından oluşturulduğunu vurgulamıştır. Göstergelerin temsil ettikleri nesneler ya da Saussure’nin terminolojisiyle gösterenler ve gösterilenler, semiyotiğin inceleme alanıdır.”

Kırmızı bayrak örneğinde olduğu gibi ya da siyah bir elbisenin matemi temsil etmesi, trafik işaretleri gibi birçok gösteren günlük hayatımızda karşımıza çıkarak bizde kelimelerin ötesinde bir anlam oluşturur. Konuşma dili için bu şekilde bir akışın varlığını kabul edecek olursak, sinema için aynı denklemin benzerini kurabiliriz.

Görüntü Sinematografi Sentaks Semantik Düşünce

Ancak, buradaki sentaks yapısının bileşenlerinde sinematografik bir eşleştirme yapmak oldukça zor ve göreceli olabilmektedir. Cümlenin sentaksı için başvurulan kelime temelli paradigmatik ve sentagmatik düzlemler, sinemada yerini görüntülerden oluşan çok katmanlı bir sıralama olasılıklarına bırakmaktadır.

Kelime yerine sinemada karşılık gelebilecek bir ögeye karar vermek anlamın oluşma sürecinde oldukça etkilidir. Konuşma dilinde cümleler yatay olarak dizilir. Ancak bu yatay dizimlerde kullanılan her bir kelimenin muadilleri arasından tercih edilerek oraya konulması anlamı etkiler ve bu dikey bir tercih sonucu oluşan sıralamadan doğar.

İşte burada bir köpek
Tam orada bir kedi var
Belki bende bir sorun

Seçilen dikey kelimeler yataydaki anlamı nasıl değiştiriyorsa, sinema içinde seçilen görüntülerin art arda getirilmesiyle oluşan anlamlar farklılaşmaktadır. Sinema açısından baktığımızda seçilebilecek “gösteren” kimi zaman çekim planı olurken, kimi zaman bir sahne, çekim ölçeği, ışık ya da bir replik de olabilir.

Semantik bir sinema dili çözümlemesi için ise, göstergelerin sınıflandırılmasına ilişkin bir kavramsal çerçeve oluşturabiliriz. Saussüre ve Barthes’in göstergenin gösteren ve gösterilenden oluştuğuna ilişkin formülü Pierce’nin tabiriyle rastlantısaldır. K-Ö-P-E-K harfleri, zihinde oluşan köpek imajına dair varoluşsal bir bağ kurmaz. Burada ancak Pierce’nin simge sınıflandırmasından söz edebiliriz. Eğer köpeğin tüyleri parlak ve temiz ise ya da şişmanca bir köpekle karşı karşıyaysak buradaki gösterge bize o köpeğe bakan bir sahibinin olduğu izlenimini verebilir. Bu noktada Pierce belirtiden bahseder. Köpek göstergesi, köpeğin kendisiyle arasında varoluşsal bir bağ kurmuştur. Pierce’nin bir diğer gösterge sınıflandırması ise görüntüsel göstergedir. Yine aynı örnekten gidecek olursak köpeğin çizilmiş bir portresinin ikonik olduğunu söyleyebiliriz.

Diğer taraftan kelime bağlamında bahsedilen şekilde tanımlanan gösterge kavramı, fotoğraf için göstergebilim kuramcıları arasında farklı tanımlanabilmektedir. Pierce fotoğrafı belirti sınıflandırmasına sokarken Barthes görüntüsel gösterge kavramı ile özdeşleştirir. Ardından Metz ve Bazin de aynı sınıflandırmayı sinema ile ilişkilendirmişlerdir. Metz bir silahın yakın çekiminin sözlüksel olarak bir anlam oluşturmadığını söyler. Yani bir silahın yakın çekimi “bir silah” demek değil, “İşte burada bir silah var!” demektir. Kendisi ile birlikte kendi gerçekliğine kavuşmuştur. Başka bir deyiş ile anlam oluşturmada varoluşsal bir bağa sahiptir. Harflerin diziliminden kaynaklı rastlantısal bir anlamın ötesindedir. Pierce’nin kurduğu anlam teknik iken, bağlam sinema olunca ilişkilendirilmeye çalışılan gösterge bilimsel mantık estetiğin alanına girmektedir.