Bir şeylerin iyi niyetle yapılması ne ifade eder? Tabii ki bir şeylerin kötü niyet ile yapılmasından da söz edebiliyoruz. Ama kötü niyet, genelde ortaya çıkardığı eylem ile de örtüşür; yani, kötü niyet, kötü bir sonucu da doğurur. Bu açıdan, kötü niyetin, iyi niyete nazaran çok daha basit, direkt bir muhteviyata sahip olduğundan söz edebiliyoruz. Ama iyi niyet, biraz daha kafa karıştırıcı, karmaşık gibi duruyor. İyi niyet ile gerçekleştirdiğimiz, en azından bu şekilde nitelendirdiğimiz bir eylem, hiç beklenmedik, hatta niyetin tam aksine bir sonuç doğurabiliyor. Aynı şey doğal olarak kötü niyet ile ilgili de söylenebilir, ama dediğim gibi, kötü niyet söz konusu olduğunda daha direkt bir belirlenim ile, niyet, eylem ve sonuç arasında daha sıkı ve tutarlı bir dinamik ile karşı karşıyayız. Bu açıdan, iyi niyet sorunsallaştırmaya hem daha müsait, hem de günlük yaşantıda çok daha sık rastlanan bir mefhum olma ayrıcalığını taşıyor. Bu mefhumu kendimce kritik etmek niyetindeyim.

Başlarken dediğim gibi, kötü niyet, iyi niyetle karşılaştırılınca çok daha direkt bir içeriğe sahip gibi duruyor. Ama bu demek değil ki, iyi niyet için konuşulacak olanlar, kötü niyet için de geçerli olmasın. Burada yapacağım; daha çok niyetin, dolayısıyla onun aracılığı ile ortaya çıkan eylemin, ve nihayetinde bu eylemin muhtelif sonuçlarının etkisinin kısa bir tartışmasını, basit bir irdelemesini gerçekleştirmek olacak, daha fazlası değil. Bu da, aslen niyet, eylem ve sonucun kendi içerisindeki dinamik ile ilgili.

Niyet, bir eylem göz önünde bulundurulduğunda, çokça önemsenen bir şey gibi duruyor. Bir eylem, belirli nedenlerle birilerine zararlı, uyumsuz veya yanlış da gelse, eylemin ardındaki niyet, eylemin kendisini ve dolayısıyla sonuçlarını tamamen bertaraf etmede ya da en iyi hâlde etkisini anlaşılabilir, kabul edilebilir kılarak şiddetini düşürmede etkin bir rol oynayabiliyor. Öyle ki, kimi zaman eylemin sonucu kesin ve kati bir şekilde negatif olsa da, niyetin pozitifliği göz önünde bulundurularak eylem de aklanabiliyor. Hatta, aklanması gerektiği düşünülüyor. Yani, görünen o ki bu tabloda niyet; eylem ve onun muhtelif sonuçlarını tamamen soğuracak denli başat hale geliyor. Bu tutum, bir yandan da niyet ve onun açığa çıkardığı gerçekliği birbirinden ayırmayı da meşru saymış oluyor; çünkü eğer niyetin niteliği ile sonucun niteliği birbirinden farklıysa, tam da bu fark onları birbiriyle ilişkisiz ya da en iyi halde kısmi olarak ilişkili kılıyor. Bu da, ister istemez eylemin sorumluluğunun alınmasını imkansız kılıyor.

Bir kere, eğer iyi niyetle bir şeyi gerçekleştirip de kötü bir sonuç aldıysak, bu, bizim iyi niyetimiz sonucunda gerçekleştirdiğimiz eylem veya eylemlerin bu sonuç üzerinde hiçbir etkisi olmadığını göstermez. Yani, iyi niyetli olmak, kendi başına pek de bir şey ifade etmez. Niyet, bir eylemi ve eylem sonucunda gerçekleşen bir negatif veya pozitif etkilenmeyi çağrıştırdığı noktada, zaten sonucu baştan varsaymak durumundadır. Yani, basitleştirirsek, şeyler niyete göre değil, sonuca göre değerlendirilmek eğilimindedir. Niyet, olsa olsa sonuca varışta bir ilk hareketlenme noktasıdır. Bu açıdan sonuç da niyetin edimselleşmiş hâlidir. Ama nasıl olup da iyi bir niyet kötü bir sonuca sebebiyet verir? Yoksa, bu iyi niyet aslen kötü müydü? Tam olarak değil.

Buradaki kötülük, olsa olsa niyetin ortaya koymuş olduğu eylemin ve bu eylem sonucunda gerçekleşenlerin niyet ile arasındaki tutarsızlığı gösterir; ve dolayısıyla da eğer bir tutarsızlık varsa, bir şeyle ilgili niyetlenen insanın içinde bulunduğu özgül koşulları tam anlamıyla kavrayamadığına veya analiz edemediğine dair düşünce öne sürülebilir. Ama bunu söylemek için de, her şeyin kontrolümüz dahilinde olduğunu söylememiz gerekirdi, ki kontrolümüzde olmayan şeylerin olduğunu da biliyoruz. Ama yine de bir niyet ve onun ortaya koyduğu eylemden bahsedebiliyorsak, demek ki niyet dediğimizde; kontrolümüz dahilinde olanlardan veya kontrolümüzde dahilinde olduğunu düşündüklerimizin bilincinden bahsediyoruz. Diğer türlü, zaten niyet, eylem ve sonuç arasındaki ilişki de kurulamazdı. Veya, bu ilişki şiddetle reddedilemezdi.

Sonuç itibariyle, iyi niyetin kötü bir sonuca sebebiyet verebilmesi mümkündür; ve tersi de olabilir. Ama niyetin sonuç üzerinde hiçbir hiyerarşik üstünlüğü yoktur. Yine de, bugünlerde tersi oldukça baskın bir şekilde kabul görmekte. Öyle ki, herkes gerçekleştirdiği eylemlerle ilgili kendisi adına ikna edici gerekçeler verebiliyor. Žižek’in de dediği gibi; bir Nazinin de yaptığı şeyleri nasıl olup da yaptığı konusunda otantik bir nedeni vardır. Ama günün sonunda Nazi, niyeti üzerinden değil, gerçekleştirmiş olduğu eylemler ve dolayısıyla bu eylemlerin sonuçları üzerinden yargılanır. Bu, tabii ki ekstrem ve açık bir örnektir; ama yapısal olarak bir haklılık payı da var. Bu açıdan, iyi niyetin kendinde pek de bir şey ifade etmediğini teslim etmek gerekiyor. Ya da denebilir ki, eğer niyet ve sonucun niteliği uyuşmuyorsa, durup bir düşünmek elzemdir. Ama bunu da niyeti durmaksızın olumlamak suretiyle hep aynı yerde kalarak değil; fakat eylem ve onun etkisinin hangi koşullarda, ne şekilde zuhur ettiğini kavrayarak, içinde bulunduğumuz durumun özgüllüğünü anlamaya çalışarak, dolayısıyla da etki edebilme gücümüzün çeşitliliğini görmeye gayret ederek yapabiliriz. Yoksa, zaten niyetimiz çoğunlukla iyidir.