Eğer en sevdiğim Pink Floyd albüm sıralaması yapıp, onları bir tarot kartına benzetecek olsaydım, sıralamamın bir numarasında olan “Dark Side Of The Moon”dan önce, sıfır numaraya yerleştirdiğim ve aslında çok sevdiğim “A Saucerful of Secrets” albümü yer alırdı. Bir numaradaki “Dark Side of The Moon” destedeki büyücü kartıysa, sıfır numaraya yerleştirdiğim “A Saucerful of Secrets” ise aptal kartına denk gelir. Bildiğiniz üzere, tarot destesindeki bir numaralı kart ‘büyücü’, sıfır numaralı kart ise ‘aptal’ olarak ifade edilir. Dark Side of the Moon yaratıcılığı ve ustalığı betimlerken, “A Saucerful of Secrets” ise nahifliği, çocuksuluğu, önyargısız ve çoğu zaman şaşkınlıkla hayattaki deneyimi simgeler. Tıpkı albümdeki tüm şarkıları çocuksu ve naif bir şekilde dans ederek dinlediğim tüm şarkılar gibi.

Albümün ilk şarkısı olan “Let There Be More Light”, ismi ile güzel bir kontrast oluşan bir tınıya sahip. Aptal’ın çıktığı yolculukta, önünü görebilmesi için ihtiyaç duyduğu hazineyi bize anımsatan parçaya ismindeki ışık temasının aksine, renkleri bilinmeyen bir yere doğru uzanan meraklı bir hava hakim. Özellikle bazı yerlerde fısıltı halini alan vokal; bu rengi birazcık daha vurguluyor ve kendi yolunda ilk adımlarını atmaya başlayan birinin tecrübesizliği ve öğrenmeye olan açıklığını ve başlangıçtaki o berrak zihni bize gösteriyor.

İkinci şarkı olan “Remember a Day”de ise, ilk şarkıda aranan hazinenin bulunduğunu, ve böylelikle Aptal’ın attığı adımların hâlâ kaotik olsa da daha özgüvenli ve eğlenceli, daha keşfetmeye odaklı bir noktaya evrildiğini şarkının melodilerinde görebiliyoruz; hatta ve hatta, şarkının karmaşık ritmi, dengesini henüz bulamamış ama kurma aşamasında olan, bir keşif noktasını arayan bir zihnin merakını anımsatıyor bize. Ve bulunan hazinenin ışıldama vakti gelmiştir artık. “Set the Controls For the Heart of the Sun”; bütün karanlığı ile sizi içerisine çeker ve yolcunun artık bir hazineden ziyade, güneşe ihtiyacı olduğunu bize anımsatır. Gecenin kalbinde kumandalar, siyah örtünün arkasına saklanmış güneşe doğru, onu tekrar doğurtmak için çevriltilmiştir sanki. Bir ritüelin ıssızlığında ilerleyen parçada her enstrüman, her tını ve her ses, sanki yolcunun hazinesinin yetersizliğinde git gide daha fazla ihtiyacının arttığı güneşi doğurtmak için programlanmış gibidir.

Güneşin doğumu, kumandaların çalışması ile gerçekleştikten sonra, “Corporal Clegg”de ise neredeyse çocuksuluğa yakın bir sevince, absürt bir mutluluğa kulak veriyoruz. Özellikle de sıra dışı enstrüman kullanımlarında ve yayvan fakat kulağı rahatsız etmeyen, aksine, insanı bir çember içinde dans etmeye davet edercesine ortaya çıkan vokal ve gitar tonlarında görüyoruz. Burada mevzuubahis güneş yakalandıktan sonra Aptal, doğası olan vurdumduymaz meraka ve o dans eden kaygısızlığa geri dönmüş, sizi de kendisine eşlik etmeye davet eden bir halde içine sürüklemektedir.

Albüme ismini veren “A Saucerful of Secrets” ise, bize daha önce dinlediğimiz parçaların çağrışımlarından çok daha farklı bir şey olan; ancak albüme ismini vermekte haklı olan, Aptal’ın karakterinin net özelliklerinden birisini taşıyor. Saf spontanlık, pür bir kaos. Nereden geleceğini tahmin edemediğiniz davul dizilimleri ve o dizilimlerin aksaklığına tamamıyla zıt bir şekilde şarkının girişini oluşturan, koro halinde beliren vokaller. Bütün hepsi tamamıyla doğal bir akışta olan, değişken ve birden fazla rengi bünyesinde taşıyan; her kanala açık, hiç bir deneyime kapalı olmayan bir şarkıda bir araya gelmişler.
“See-Saw”da ise, Aptal’a şeklini veren ebedi çocuğun, büyümeye başladığının sinyallerini yavaş yavaş görüyoruz. Şarkının eğlenceli arkaplanı ve egzotik melodileri hâlâ ciddiyetten uzak bir hava verse de arkaplanda oturan melodilerin ağırlaşmış tonu, büyümeye başlamanın, yetişkinliğin sinyallerini de aynı anda bize ileterek parçanın ismi olan See-Saw, yani tahtırevalli kelimesine, başka bir anlam katıyor.

Son parça olan “Jugband Blues”da ise bir önceki parçadaki olgun çocukluk durumu devam etmekte; içindeki çocuğu öldürmeden yetişkinliğe adım atan bir bireyin bütünlüğünü ve düalitenin ötesine geçişini gözlemlediğimiz parçada, ağır vokaller ve neşeli enstrüman kullanımları bir arada ilerliyor. Parçanın sonuna doğru ise, perdenin kapandığını vurgulayan bir klasik gitar bizi karşılayarak, Aptal’ın yolculuğunun bir sonraki safhasının belirsizliği için bekletiyor bizi.