On iki ya da on üç yaşlarımdayken şarkı listelerimin vazgeçilmezleri hard rock ve metal parçalardı. Ev içinde yüksek sesle dinlediğim şarkılar, kendimi ifade etmeyi bilemediğim her metrekareyi dolduruyordu. İfade etmeyi bilemediğim duygularım ve giderek genişleyen duygu haznem ile nasıl başa çıkacağımı da bilmediğim için işler daha da karışıyordu. Şimdi ergenlik dönemime sevgilerimi ve şefkatimi göndermekten başka bir şey elimden gelmiyor. O geçiş dönemini anlamlandırmaya çalışmak halen boyumun ölçüsünden bir hayli büyük. Kendi seçimlerimizi yapmanın ya da yaptığımızı sanmanın verdiği haz ile gelen kimlik oluşumunda, müzik zevkimiz bireysel bir zevkten çok daha fazlası hakkında bilgi veriyor. Aslında kişinin kendini ve çevresini keşfetmesinde müzik sabit bir kararlar mekanizması olmaktan çıkıp tıpkı dil gibi değişen, dönüşen, eğilip bükülen bir ifade biçimi oluveriyor.

Müziğin hayatımızdaki rollerine bakarken akıllarda pek çok kavramsal soru beliriyor. Bazı sorular o alanda uzmanlaşan kişilerin aklına daha kolay gelir, cevaplar dinleyiciye uzaktan seslenir. Fakat bazı sorular ise ne kadar bilgi birikimi ve sahadan veri gerektirse de dinleyicide evet tam da öyle olmalı hissi uyandırır, dinleyici kendini özne yerine kolayca koyar. Şu ana dek deneyimlediğim müzik ve hisler söz konusu olunca yapılan araştırmaların sonuçları ile dinleyici “hemencecik” etkileşime geçiyor, köprüler kuruyor. Hemencecik çünkü ben bir araştırma bulgusunu daha paylaşırken dinleyicinin gözlerinde küçük bir ışıltı ve bedeninde hafif bir hareketlenme görüyorum: Neden bahsettiğini biliyorum. Neden bahsettiğini biliyorum çünkü ben de böyle hissediyorum.

Bireysel alanımızda biricik olarak yaşadığımız duygularımızı arkadaşlarımıza anlatırken, karşı tarafın cevaben aktardığı genellikle benzer bir olaya değil benzer duygular hissettiği farklı bir olaya odaklanıyor. İşte bu benzer duyguları yaşatan süreçlerde belli müzik türleri, belli şarkılar bizlere ben buradayım diyerek el sallıyor. Bizleri çeşitli “ortaklıklar” altında toplayan bu müzik türlerinin bir kerameti var mı? Belli bir gruba dahil olma, bir grubun üyesi olarak sosyalleşme ve kimlik oluşturma çok küçük yaşlarda başlıyor. Yöneldiğimiz bu grupların temel özelliklerine bakınca, okul öncesi yaşlarda örneğin, aynı dili konuşmak grup içi dayanışma kurmada en baskın ortaklık olarak karşımıza çıkıyor. Tıpkı müzik ve dil arasında görülen nörolojik yapı ve işlev benzerlikleri gibi, çok daha sosyal bir düzlemde, arkadaşlık ilişkilerinde, çocuklar kendileriyle benzer müzik zevklerini paylaşan akranlarını daha “çok” potansiyel arkadaş olarak görüyor. Belki de ortak müzik zevki düşündüğümüzden çok daha önce koşullanan ve sosyal seçimlerimizde etkili olan bir etmen. Keza flört sürecinde de ortak müzik zevki, özellikle de bunu benden başkası dinlemiyordur zaten illüzyonuna kapıldığımız şarkılarda, kapıları ikişer üçer açan, düşündüğümüzden daha içgüdüsel, daha duyusal bir yakınlığa yol açıyor olabilir. Tabii meraklı zihinler olur da bunu araştırmak isterse, kişilerin karakterlerini tanımlarken dinledikleri müzikleri karakterlerinin ne derece önemli bir parçası olarak gördüklerini kontrol etmeyi göz ardı etmeliler. Sosyal seçimlerimizde salına salına sinsice gelip kendine taht kuran müzik zevkimiz nasıl oluşuyor ve değişiyor?

Araştırmacı gazeteci olup Amazon Ormanları’na gitmenin hayalini kurduğum sekiz-dokuz yaşlarımda hatıra sayılır bir rock müzik sevdam vardı. Ev içinde zıplıyor olmalıyım ki kişisel alanıma oldum olası oldukça saygılı olan anneannem, “Artık büyüyünce bu rock müziği dinlemeyi bırakırsın,” demişti. Amazon fikrinden de pek memnun değildi. Bu yadırganma hoşuma gitmemiş olacak ki, “Hayır, hep rock dinleyeceğim,” diyerek kızmıştım.

Müzik tercihlerini kişisel bir zevk olarak görmeye eğilimli olsak da aslında müzik zevklerimizi bizim için bu kadar biricik ve özel kılan, oluşum sürecinin hem kişisel hem de sosyokültürel etmenlerin etkileşimine çok açık olması. Alınan müzik eğitimi, bir şarkının ne kadar sık dinlendiği, kişinin içinde bulunduğu gelişim basamakları, kültürel kimlik, yaş grubu ve karakter özellikleri müzik zevkini etkileyen faktörlerden bazıları. Tüm bu faktörlerin birbirini nasıl etkilediğini standardize etmek hayli zor ve bu etkileşimler her birimizi farklı yerlere götürebiliyor. Aynı şarkıyı dinlediğimizde, deneyimlediğimiz duygular birbirinden çok farklı olabiliyor. Dinlediğimiz müziklere verdiğimiz duygusal tepkiler ise müzik zevkimizin bir yansıması olarak görülüyor.

Bir müzik türünü ne kadar çok seviyorsak, o kadar güçlü duygular yaşıyoruz dinleme esnasında. Bu noktada iki farklı görüş karşımıza çıkıyor. Kimi araştırmacılar müzik parçalarındaki duyguyu dinleyicinin belirlediğini, kişinin kendi duygu durumunun müzikteki duyguyu nasıl algıladığını etkilediğini düşünüyor. Yani dinleyici, şarkının sesini açıp kısabildiği gibi şarkıda hissettiği duygulara da kendi karar veriyor. Müzik gerçekten de bu kadar kişisel yorumlara açık mı? Yoksa müzikal karakteristikler kişilerin muhakemelerinin ötesinde daha somut bir mesaj mı iletiyor? Müziğin duygusunu dinleyicinin belirlediği görüşüne karşıt bir grup araştırmacı ise tempo, anlam, armoni, tını gibi müzikal karakteristiklerin belli duyguları yarattığını, dinleyicinin ise müzik içinde hali hazırda bulunan duyguyu tespit ettiğini söylüyor. Yakın zamanda yapılan çalışmalar ise ikinci görüşü daha çok destekler nitelikte. Şarkıların akustik karakterleri bizlere belli duyguların sinyallerini veriyor ve biz bu duyguyu algılayıp daha sonra bu duyguları geçmişte öğrendiklerimiz ve belleğimizdeki anılar ile birleştirip çok daha kişisel bir yorumlama sürecine girebiliyoruz. Fakat bir şarkıyı ilk kez duyduğumuzda, şarkının akustik özelliklerine benzer reaksiyonlar veriyoruz.

Müzik zevkleri üzerine kabataslak bir harita oluşturmak istersek, baskın karakter özelliklerimiz müzik zevki adına bize anlamlı tahminlerde bulunma şansı veriyor. Karakter özellikleri ve müzik zevki üzerine yapılan kapsamlı araştırmalardan biri, şarkıları müzikal karakteristiklerine göre beş ana gruba ayırıyor. Bu beş ana grup, müzik türleri ve karakter özellikleri arasındaki ilişkiyi adlandırmamıza yardımcı oluyor. Örneğin kendini daha sofistike ya da entelektüel gören kişiler caz ve klasik müzik dinlemeye daha meyilli iken; kendini daha sakin gören kişiler daha rahatlatıcı ve romantik karakterlere sahip akustik müzikler dinlemeye daha meyilli. Fakat daha anlamlı çıkarımlarda bulunmak için ne yazık ki karakter özellikleri yeterli gelmiyor. Bu noktada müzik zevklerimizin değişimini yorumlamak için yaş grupları bize daha kapsayıcı bir perspektif sunabiliyor.

Araştırmanın devamında bu kez yaş grupları ve dinlenilen müzik türleri arasındaki ilişkiye bakılıyor. Sonuçlara göre ergenlikte metal ve punk; erken yetişkinlikte elektronik ve pop; yetişkinlikte R&B, soul ve akustik; orta yaşta caz ve klasik; daha ileri yaşlarda ise blues, country ve folk müzik baskın olarak dinleniyor. Bu trendleri yorumlarken içinde bulunulan yaş grubunun psikolojik ihtiyaçlarını göz önünde bulunduran araştırmada, ergenlikte metal ve punk müzik dinlemek benlik arayışının; erken yetişkinlikte daha popüler müzikler dinlemek çekicilik arayışının; yetişkinlikte daha yumuşak müzikler dinlemek sevgi ve bağlılık arayışının; orta yaşta daha sofistike müzikler dinlemek aile arayışının; daha ileri yaşlarda dinlenilen daha sakin müzikler ise yine sevgi arayışının ve kayıplar yaşamanın sonuçları olarak yorumlanıyor.

Çalışmada öne çıkan sonuçlardan birisi ise yaş gruplarına bakıldığında kişisel müzik tercihleri ergenlik döneminden itibaren rahatça gözlemlenmeye başlıyor. Popüler müzik dinleme eğilimi orta yaşlara gelindiğinde azalıyor. Bu eğilim ve başkalarından onay alma isteği arasında benzer trendler gözlemleniyor. Erken yetişkinlik döneminde görülen aşkı bulma isteği, duygusal açıdan pozitif müzikler dinleme eğilimi ile; orta yaşlarda artan daha komplike müzikler dinleme eğilimi, sosyal ve entelektüel birikimi gösterme isteği ile ve ileri yaşlarda daha basit ve sakin müzikler dinleme eğilimi ise aileye verilen önemin artması, kayıp ve üzüntülerin daha sık deneyimlenmesi ile orantı gösteriyor. Yaş faktörü göz önüne alınarak kültürün bu tercihler üzerine etkisini görmek de çok ilginç sonuçlarla bizi karşılaştırabilir tabii.

Sunduğu birbirinden çeşitli yorum ile düşündürücü ve keyifli olan bu araştırma yine de popüler müziğe dair beni daha fazla veriye ulaşma isteği ile bıraktı. Çünkü sıklıkla etkileşimde bulunduğumuz müzik türü belli noktalarda davranışlarımızı da dokunuyor ve zamanın popüler kültürü bize kişisel düzeydeki psikolojik ihtiyaçlarımızın tersini de dikte edebiliyor. Hatta müzik bu psikolojik ihtiyaçlara yardımcı olmak yerine bu ihtiyaçların baskılanması için de kullanılabiliyor. Müziği hangi amaçlarla kullandığımız belki de müzik zevklerimizin oluşumu ve değişimi üzerine daha aydınlatıcı cevaplar sunabilir. Yine de müzik tercihleri, karakter özellikleri ve yaş grupları gibi çok büyük etmenleri genel bir bakış açısı ile sunup toparlayan bu araştırma, bize kendi müzik yaşam öykümüzü keşfetmede güzel ipuçları veriyor.

Müzik tercihleri üzerine olan diğer araştırmalar da bu çalışmanın ana hatlarını destekliyor. Genellikle karakterimizin getirdiği belli ihtiyaçları giderecek doğrultuda müzikler dinlemeyi tercih ediyoruz. Tabii karakter dediğimiz kavramın derya deniz etkileşimleri bize göz kırpıyor. Sadece duygusal değil fizyolojik, sosyal ve bilişsel ihtiyaçlarımız için de müzik dinliyoruz.

Peki ya müzik yapmak? Birçok müzisyen müzik yapmasan ne yapardın sorusuna, yine müzik, diye cevap veriyor. Müzik yapmaya yönelik o güçlü dürtüyü incelemek bize içinde bulunduğumuz yaş grubu ve karakterimizin sunduğundan daha fazla fikir verebilir mi? Ya da müzisyenlerin müzik yapmaya ayırdıkları emek ve zaman yaşa ve karakterlerine göre nasıl değişir? Müzisyenlere yönelteceğimiz bu sorular yine ergenlik yıllarına götürür belki de bizi. Tüm kimliklerin birbiriyle çatışmaya bayıldığı bu yıllar, bizi biz yapan değerler üzerinde ne kadar etkili? Ergenlik dönemi üzerine düşündüğümde hep Camille’in bir şarkısı geliyor aklıma: Home is where it hurts. Kapısı, çatısı, penceresi olmayan bu evde hırsızların çalmaya değer bir şey bulamayacağını söylüyor Camille. Ev içi canınızı acıtmış olsa dahi kim olduğumuzdaki etkisini görmezden gelebilir miyiz? Ben baskın olarak dinlediğim müzikleri düşününce hep bir mekân da geliyor aklıma. Karakterimize ve zamana değinen tüm bu noktalar için benim bir sonraki sorum müzik ile benliğimiz arasındaki mekânsal ilişki üzerine. İhtiyaçlarımıza yanıt vermenin ötesinde müzik bizim için kendi başına bir mekân olabilir mi? Dinlediğimiz müziklerle kendimize bir ev inşa edebilir miyiz? Geçirdiğimiz değişimleri ve müziğin de bu değişimlerle olan etkileşimini de hesaba katarak, tuğladan ya da kerpiçten değil belki ama, sanırım müzikle, sırtımızda taşıyabileceğimiz bir güvenli alan inşa edebiliriz.