Karamanlı Kültürü İle Zenginleşen Türk Edebiyatı

Edebiyat ve kültür tarihimizin tavan arasına girip eski sandıkları dikkatlice elden geçirirsek karşılaşacağımız hazinelerden biridir Karamanlılar.

“Bir Kapadokya köyündeki Osmanlı Hristiyan köylüsü, hayatının bazı alanlarında Rum Ortodoks Patrikhanesi’nin yetkisine uygun hareket etmek zorundaydı. Sadece dinsel yaşamı değil, eğer varsa eğitimi, doğum, evlenme ve ölüm törenleri de Rum Ortodoks patriğinin yetki alanı içindeydi. Ama o aynı zamanda padişahın tebaasıydı ve padişahın Anadolu tebaasının büyük bölümüyle aynı dili konuşuyordu; yani bir başka deyişle Türk’tü. Onun gerçekte Türk mü yoksa Yunan mı olduğunu sormak neredeyse cevabı olmayan bir soruyu sormak demektir. Çünkü bu sözcükler bugünkü anlamlarıyla 19’uncu yüzyılda mevcut değildi.”

Türkçe konuştukları için Türkofon sayılan, dinsel olarak Ortodoks Hristiyan Rum toplumsal katmanında yer alan Karamanlılar, Anadolu’da yüzlerce yıldır var olmuş, Türkçe konuşup Karamanlı Türkçesi ile renkli bir edebiyat ortaya koymuşlar:

“Kerçi Rum isek de Rumça pilmez Türkçe söyleriz

Ne Türkçe yazar okuruz, ne de Rumca söyleriz

Öyle bir mahludi hatt-ı tarîkatimiz vardır ki

Hurufumuz Yonanice, Türkçe meram eyleriz”

Osmanlı arşiv belgelerinde Karamanlılara, “Zimmiyân-ı Karaman” ya da “Karamaniyân” deniliyor. Onlarsa kendilerini, “Anadolulular”, “Anadolu Hıristiyanı”, konuştukları dile de “Yavan Türkçe”, “Anadolu lisânı”,“Sade Türkçe” demişler. Türkçeye sıkı sıkı yapışmışlar.

Batı adaptasyonları ile gelişen Yeni Türk Edebiyatı, ağdalı divân edebiyatı kalıplarından kurtulup özgürlüğünü ilân etmeye çalışırken, Karamanlıca denilen bu “Sade Türkçe”nin peşinde değil mi aslında? Yeni Türk edebiyatı, eskiyi sadeleştirip halkın daha rahat anlayabileceği sade Türkçeyi Osmanlıca harflerle yazarken, Karaman Türkleri bunu Grek harfleri ile yapmışlar. Yerli yabancı pek çok araştırmacı onların dili için Türkçe’den farklı bir dilmiş gibi “Karamanlıca” ifadesini kullanmış olsa da bu söyleyiş doğru değildir. Karamanlıca diye ayrı bir dil yoktur. “Karamanlıca”nın doğru kullanımı Karaman Türkçesi’dir.

İnanılan dinin kutsal kitabındaki özgün alfabe çoğu zaman o dine mensup insanların edebiyatını da belirler. Osmanlı Devleti sınırları içerisinde yaşayan etnik topluluklardan dinleri Ortodoks, dilleri Türkçe olan Karamanlılar belki de bu yüzden yazılarında Grek alfabesini kullandılar. Rumca konuşan ama Vatikan’a bağlı olan Sakızlı Katolik Rumlar Latin alfabesini, Türkçe konuşan Ermeni nüfus da yazılı ürünlerinde Türkçenin o dönem yazıldığı Arap alfabesini değil, kendi kutsal metinlerinin yazılı olduğu Ermeni alfabesini, Türkler ise Arap alfabesini kullanmayı tercih edeceklerdi.

19’uncu yüzyılda, kendisini milliyetçi Yunan kilisesi olarak gören Ortodoks kilisesi, Rumlaştırma faaliyetini artırarak kiliselerde Yunancadan başka dil kullanılmasını istemiyordu. Ancak, Bulgar Ortodoksları bu zorlamaya tepki gösterdiler. Bunun üzerine Osmanlı Hükümeti, Patrikhanenin bütün karşı koymalarına rağmen, 1872’de ayrı bir Bulgar Ortodoks Kilisesi teşkilatına izin verdi. Kumkapı’da ve Langa’da oturan Karamanlılar, 1870’te piskoposları önderliğinde kilisede vaazın ve dinî törenlerin Türkçe olması konusunda direndiler ve bunun sonucunda bu bölgelerde Türkçe okuma salonları açıldı.

Burada hatırlamamız gereken başka bir nokta, “Diyar-ı Rum” adlandırmasının eski kaynaklarda Roma ülkesine ait topraklar için kullanıldığı, Ortodoks Türklerinin ise Urum Türkleri diye anıldığıdır. Karaman Türkçesi üzerinde çalışan Evangelia Balta, Karamanlı terimine yüklenen olumsuz anlam nedeniyle Ortodoks Edebiyatı’nın çevirmenlerinin ve derleyicilerinin hiçbir zaman Karamanlı terimini kullanmadıklarına dikkat çeker. “Halk Türkçe konuşuyor ve yalnız Türkçe konuşuyor. Bu bir suç mu? Pek tabii ki değil; ama İstanbul’un, İzmir’in Avrupa’nın iyi Grekçe konuşanları bu konuda öyle düşünmüyor. Onların gözünde Anadolulu yarım Hristiyan’dır. Yunan adına layık değildir, Karamanlı lakabı onu belirtmeye yeter. Karaman’dan ya da başka bir yerden yalnızca Türkçe konuşan, hiçbir zaman mükemmel bir Ortodoks olamaz. O kara dinlidir, o Karamanlı’dır.”

Karamanoğulları’nın tarihçesini araştırdığımızda durum daha netleşir. Bir yerlerde devreler karışmış belli ki, bu karışıklık da bazılarının işine gelmiş olmalı. Hâlbuki onlar Anadolu’nun öz evlatları. Oğuzların Üçok kolundan Dağhan’a ait Salur boyuna mensup olduklarına dair araştırmalar mevcut. Orta Asya’dan Anadolu’ya göç eden Karaman oymağı, Selçuklu hükümdarı Alâeddin Keykubad tarafından Ermenek yöresine yerleştirildiğinde burada Muhlis Paşa hüküm sürer. Babaileri kıranlardan intikam alan Muhlis Paşa’dan sonra vilayete Baba İlyas’ın halifelerinden Nûreddîn Sûfî Kadı’nın beş yaşındaki oğlu Karaman’ı padişah ilan eder ve yöreyi bundan sonra onların hâkimiyetine bırakır. Adı, “Karaman” olarak değişen vilâyetin önceki adı “Vilâyeti-Yunan”dır. Karamanlıların izine, 15’inci yüzyıl metinlerinde Oruç Bey’in Tevârih-i Âl-i Osman’ında da rastlıyoruz.  Tevarih’de Karaman, hem “vilâyet-i Yunan”, hem de “vilâyet-i Karaman, Karaman vilayeti olarak kullanılıyor.

“Gelüp vilâyet-i Yunan’a pâdişâh olmışdı, yanî vilâyet-i Karaman’dur, vilâyet-i Yunan dimekile meşhurdur. Karaman vilâyetine ol vakt vilâyet-i Yunan dirlerdi. Yunan vilâyetine Karaman diyüniçündirler? Bu hikâyetianuniçüngetürdük kim, meğer bir giceSultânGıyâseddîn kulları depelediler. Âkıbetoglıoglı, oglı zürriyeti kat„ olundı. Memleket hâlî kalmış idi. Babayîlerden Âşık Paşa babası Muhlis Paşa bir sebebile vilâyete pâdişâholdı. Babayîleri kıranlardan kudret destûrıylaintikâmalup, Babayîleri kıranları hep kılıçdangeçürdi, kim varısa kırdı. Kırk gün, bazılar dirler altı ay beglikitdi. Andan sonra kendülerünhalîfelerindenNûreddînSûfîKâdıdirleridi. Bu NûreddînSûfîKâdı, İç-il’de Baba İlyâszamânındahâlifeolmışdı. MegerNûreddînSûfîKâdı’nun beş yaşında bir oglı vardı. Adına anun Karaman dirlerdi. Muhlis Paşa ol Karaman adlu oğlanı kendü eliyle tahta geçürüppâdişâhitdi, hicretüŋ sene 679. Ve Muhlis Paşa nefsidüpeyitdi: ‘Bunun nesli bu vilâyeti duta, pâdişâh ola’didi. Karaman vilâyetine Karaman didüklerinün aslı budur.”

Şikârî Tarihi’nde ise Kadı Nureddin’in ismi etrafında ailenin başka üyelerinden de haberdar oluyoruz:

“… Kalhanoğulları’ndan Şirvan Han neslinden Oğuz tâifesi Oğuz beglerinden Sa’âdeddin derler bir beg var idi. Şirvan vilâyetinden gelüb çıkmış idi. Çok kabile idi…Beglerine Sa’âdeddin, karındaşına İmâdeddin derler bir bahâdır yiğit idi. Oğlu var idi Nûreddin derler idi…Sa’âdeddinvefâtidübNûreddinbeg eylediler”

Öte yandan batı kilise tarihine ait 1437 tarihli Latince bir belgede Türkçe konuşan Türklerin kıyafetlerini giyen, vaazları bile Türkçe olan Rum Hıristiyanlardan bahsedilmektedir. Karamanlı Ortodokslar ve Müslüman Türkler yıllarca iç içe yaşamış, komşuluk etmişlerdir.

Kapadokya’nın sadece Ortodokslardan oluşan bir mahallesinde yapılan bir röportajda anlatılanlar yürek burkacak cinsten: “Çok iyilerdi. Çok muhabbetlilerdi. Bir ev gibilerdi. Biz Türk’ün içindeydik. Ne kilisemizi yasak ettiler, ne düğünümüzü, ne ölümüzü. Onlar da gelirlerdi… Gelirlerdi bizim oraya. Unaşı yirlerdi, çamanyirlerdi, hoşaf yirlerdi. Orda ayrı yoğudu. Bu kapı Müslümandı. Şo kapı benimde. Çocuğu mocuğu ağladı mıydı birbirlerine gidip emziriyorlardı. Orda olsam ben de yapardım belki.”

1840’larda büyük şehirlerde misyonerler tarafından kurulan okullara on binden fazla genç Ortodoks devam etmiş. Nüfusun önemli kısmını Türkçe konuşan Karamanlıların oluşturduğu Nevşehir’de Filekpadideftiki Leschi Vasileias isimli bir cemiyet kurularak Yunanca eğitim verme bahanesi ile Helenizm propagandası yapılmıştır. Benzer faaliyetleri sürdürmek üzere yalnızca İstanbul’da da yirmiye yakın dernek kurulur. Elllinikos Syllogos Konstantinoupouleos çıkardığı dergi ile Bizans devri ve Klasik Roma dönemlerine ait yazılarla etnik duygu güçlendirilmeye çalışılmış. Anadolu’da yalnızca bu derneğe bağlı yaklaşık 200 okul kurulmuş. O Syllos ton Mikrasiaton i Anatoli, cemiyeti ise aynı amaca hizmet etmek üzere 1891 yılında Yunanistan’daki bankalar, Atina belediyesi ve Mısır’daki zengin Yunan nüfus tarafından desteklenmiştir. Anhegger’e göre, Rum okullarının görevi ve Ortodoks dininin kitaplarının yazıldığı dil olduğu gerekçesi ile Türkçe konuşan gençlere Yunancayı öğretmek gibi gözükse de giderek Türkçe konuşan Ortodoksları “Yunanlığa” kazanmak için yapılmış. Bazı cemaat okullarında Türkçe konuşmak yasaklanmış. Yine de tüm bu yapılanlar, köyünün sınırları içinde Türkçe konuşan Karamanlıların Türkçeyi bırakmaları için yeterli olmamış. Garip değil mi?

Karamanlılar, Anadolu’da, İstanbul, Suriye ve Balkanlar’da yaşadılar. Ne yazık ki, Anadolu’daki Karamanlılar 1923’teki nüfus mübadelesi sırasında dinlerinden dolayı Rum milletine dâhil edilmiş öz vatanlarından ve kültürlerinden koparılarak dillerini bilmedikleri Yunanistan’a gönderilmişlerdir.

Karaman Türkçesi İle Yayınlanan Kitaplar

Bilinen ilk Karamanlıca kitap Amsterdam’da basılan 1584 tarihli Gülzar-ı İman-ı Mesihi isimli dini bir kitap. Türk dilinde basılmış ilk kitap 1718’de İstanbul’da yayımlanan Karaman Türkçesi ile yazılmış. 1727’de Ermeni harfleri ile 1729’da ise Arap harfleri ile ilk kitaplar basılmış.

1826’da misyonerlerin etkisi Karaman Türkçesi ile basılan kitaplara da yansımış, bu tarihte kitapların çoğu dini içerikli. 1819’a kadar Antalyalı Serafin’in yayınları ve Zaharia Agioritis’in Türkçe Grekçe sözlüğü ile Karaman Türkçesi ile basılan otuz dört kitabın basım merkezi Venedik. Din dışı kitaplardan bazıları şunlardır: Tarihsiz Atasözleri Kitapçığı, 1819 Aristo’nun Physiognomika’nın basıldığı tarih. Efterpi isimli müzik antolojisi, Kayserili Anastas Karayulafoğlu’ndaki ilk çevirileri, Evangelinos Misaelidis’in İzmir’de 1844’te yayımlanan İstikdaf’ı, dünya edebiyatından seçilmiş hikâyelerin yer aldığı İrfannâme 1846’da İstanbul’da Binbir Gece Masalları’nı hatırlatan Heliodero’nun Habeşlisi ve E. Misaelidis’in Ezop Masalları, Geneviéve ve Robinson Crusoé’yi 1854-55 yılları arasında basılmıştır.

1839’da Grekçe yayınlanan G.Paléologue’nin “Çok Acı Çeken Adam” isimli romanının Karaman Türkçesi ile adaptasyonu Temaşa-i Dünya ve Cefakâr ü Cefakeş 1871’de yayımlanır. 1882-1892 yılları arasında bu alanda yayımlanan kitapların çoğunluğunu Xavier de Montépin, baba ve oğul Dumas’lar, Eugène Sue, Charles Paul de Kock gibi yazarların Fransızca adaptasyonları oluşturur. Yusuf Kamil Paşa’nın Fénelon’un Télémaque çevirisi, Ahmed Midhat’ın Yeniçeriler ve Şeytan Karası isimli eserleri de Karamanlı Türkçesi ile yayımlanmıştır. Aşık Garip, Şah İsmail, Köroğlu, Büyük İskender Risalesi’nin ilk baskıları da 1870’lere doğru yapılmış.

Karaman Türkçesi ile basılan kitaplar dünyanın çeşitli ülkelerinde yayımlanmıştır. 1850’ye kadar baskı yerleri gözden geçirildiğinde, bu kitapların İstanbul’dan sonra önemli basım merkezleri Venedik, İzmir ve Atina. Venedik’te elli yedi, Atina’da elli dört ve İzmir’de yirmi kitap basılmış. On kitap Londra’da, beş kitap ile Selanik’te, dört kitap ile Samsun’da, üç kitap ile Odessa’da yayımlanmış. İkişer kitap basımına rastlanan şehirler Trabzon, Leipzig ve Bükreş. Basel, Paris Samoz, Patras, Hermupolis, Viyana, Varna, NewYork, Cezire-i Sira, Amsterdam, Melenik, Kalamata, Malta ve Kayseri’de de Karaman Türkçesi ile birer kitap basılır.

Bu türün en ünlü süreli yayını Karamanlı gazeteci yazar Evangelinos Misailidis’in çıkardığı Gazete-i Anatoli. Basın tarihimizin en uzun süre çıkmayı başarabilmiş süreli yayınlardan olan bu gazete 1851′de yayımlanmaya başlayıp 1921′e kadar yetmiş yılı aşkın yayın hayatına devam etmiştir. Anadolu Gazetesi’nin matbaasında da İstanbul’daki aydınlardan ve öğrencilerden bir cemiyet kurulmuş. Cemiyetin üyeleri arasında Philiphe Aristovoulos, A.Gabrie, I. Kalfaoğlu gibi yazarlar ve çevirmenler bu kitapların yayımlanmasında katkı sağlamışlardır. Cemiyet, İzmir’e yerleşmiş zengin Kapadokyalılar tarafından mali yönden desteklenmiş, Kapadokya’nın köylerinde okullar kurup kiliseler inşa etmişler, burs vererek öğrenci ve öğretmenlerin masraflarını ödemiş, ayrıca hemşehrilerin dilinde yazılmış kitapların basılmasını desteklemişler.

“Karamanlıca kitaplar sayesinde Küçük Asya, Yunanların edebi alandaki gayretleri ateşlendi; eskiden edebiyata ilgisiz kalan, hatta düşman olan birçoğu onu tanıdı ve küçük Hıristiyan köylerinde bile eğitim dernekleri kurmaya cesaretle ve başarıyla giriştiler. Bu derneklerin amaçları buralarda okullar açmak ve bu okullarda Yunanca harfleri öğreten ve yavaş yavaş Yunan dilini uzun bir sürgünlük döneminden sonra geri getirecek olan olan hocaları ile daha yavaş da olsa kadın öğretmenleri İstanbul ve İzmir’den buralara çekebilmekti. Ve gerçekten yakın bir zamanda bu ışık her yere yayılacaktı. Bir Yunan ruhunun bulunduğu her yerde şüphesiz küçük sayısız ışıklı lambalar, münakaşa edilmeyecek kadar zayıf bir ışık yayacaklardı. Onların sayesinde halk önünü görebilecek, cehaletin korkunç uçurumunu görecek, kendini koruyabilecekti.” İngiliz Protestan misyoner kuruluşu  English Foreign Bible Society’nin ilk temsilcisi olan H. R. Leeves Karamanlıca için 1820 tarihinde bir alfabe oluşturur. 1843’te Amerikalı Protestan Misyonerlerin Yunan Devleti ve Osmanlı topraklarında gerçekleştirdiği faaliyetler sonucu bir milyon kitap ve broşür basılarak Anadolu’daki Ortodoks cemaatlere ulaştırılmış.

Misailidis ve Karaman Kahramanı

Evangelinos Misailidis’in gazetesi Karaman Türkçesi’nin kökleşmesi açısından önemlidir. Gerçek bir Osmanlı vatandaşı olan Misailidis, Karaman Türkçesi ile 92 kitap yayımlar. Bu rakam tespit edilen Karamanlıca kitapların yüzde otuzunu oluşturuyor. 1888’de Karaman Türkçesi ile basılan biyografisinden, ilk baskısı 1845’te yapılan, Karaman Kahramanı Sevdalı Hacıaslan isimli “eğlendirici komedi” başlığı ile tanıtılan piyesin yazarının da Misailidis olduğunu öğreniyoruz. Misailidis, matbaası yanmadan önce Türkçe Mekteb-ül Fünun-i Meşriki dergisini çıkaracaktır. Karaman Kahramanı Sevdalı Hacıaslan o kadar çok satmış ki, Terakki dergisinde yayımlanan metne bakılır ise Misailidis bu eserinden kazandığı parayla gazete basacağı yeni bir matbaa açar.“Lâkin tali iktizası İzmir’in büyük yangınında matbaası yanar ve Misailidis parasız pulsuz kalır. Çaresiz mi? Hayır. Çareyi, yardımı kendi malumatında bulur. Tutar Karaman kahramanı sevdalı Hacıaslan unvanı altında Rumca bir komodia neşr eder. Ve bundan çıkardığı paralar ile yeniden bir matbaa düzer ve artık risale-i mevkute değil, gazete çıkarmaya başlar.” Misailidis 1844’de Mahzeni ulumu mutenafiye isimli bir dergi de yayımlar.

Osmanlı İmparatorluğu’nda ilk Rum kadın dergisi Kipseli’nin editörü Efrosini Samarcidis bu aylık dergiyi 1845’ten itibaren otuz dört sayı yayımlar. Misaelidis’in Beşaret il Maşrik isimli dergisi de aynı yıl çıkarılır. Mektebü’l-Finuni’l-Meşriqî İzmir’de yayımlanır. Diğer dergisi Kukorikon da yayımlandığında oldukça ses getirmiştir. Sözün özü; üvey evlat muamelesi yaptığımız bu farklı renkleri görmezden gelmekten vazgeçmemiz gerektiğini düşünüyorum. Edebiyat tarihimize dönüp pek bir kendinden emin tavırla yaptığımız “Yeni Türk Edebiyatı” gibi adlandırmaları tekrar gözden geçirmeyi, alışılmış kronolojiyi ve tanımları bu edebiyata dâhil olan eski renkleri de içine alacak şekilde yeniden değerlendirmeyi teklif ediyorum. Ne dersiniz, Yeni Türk Edebiyatı’na yeni bir bakış açısının zamanı gelmedi mi hâlâ?