Büyü, Türk Dil Kurumu sözlüğünde doğa kanunlarına aykırı sonuçlar elde etmek savıyla başvurulan gizli işlem ve davranışlara verilen genel ad, afsun, sihir, füsun, bağı olarak tanımlanmaktadır. Eski Türk dilinde ise büyü; bügi, bügü biçiminde yazılmakta, büyü anlamına gelen Almanca ve Fransızca Magie, İngilizce Magi, Magic kelimelerinin kökeni de Yunanca Magus’tan gelmektedir.

Budunbilim Terimleri Sözlüğü’nde büyü, birtakım doğaüstü güçler, gizemsel sözler, kutsal sayılan nesneler aracılığıyla insanları, doğayı, doğa yasalarını etkilemek, istenilen şeyleri elde etmek için büyücülerce belirli kurallara ve tekniklere uygun bir biçimde uygulanan verimsiz, boş eylem ve işlemler; Halkbilim Terimleri Sözlüğü’nde birtakım doğaüstü güçler, gizemsel sözler, kutsal sayılan nesneler aracılığıyla insanları, doğayı, doğa yasalarını etkilemek için büyücülerce belli kurallar ve uygulamalara dayanarak yapılan verimsiz boş eylem ve işlemler; Toplumbilim Terimleri Sözlüğü’nde ise insan ile çevresi arasında doğaüstü nitelikte bir ilişki bulunduğu inancına dayalı ilkel din biçimlerinden biri ya da belli sonuçları sağlamak amacıyla doğaüstü sayılan güçleri ya da varlıkları etkilemek üzere yapılan bir dizi törensel uygulamalar olarak tanımlanmıştır.

Büyü kısaca doğada gizli güçler bulun­duğu, iyiliği çekmek ya da kötülüğü kov­mak için bunlarla ilişki kurulabileceği dü­şüncesine dayanan, somut bir amaca yö­nelik eylem ve inançların tümü olarak bilinmektedir. Gü­zelliğin yarattığı etkileme gücü, gizemli çekicilik anlamında da kullanılmaktadır. Doğaüstü güçlerle doğanın etkilenebileceği düşüncesi insanlığın en eski düşüncelerinden biridir. Büyü; insana ve doğaya ilişkin olayları maddi dünyanın ötesindeki gizemli dış güçler aracılığıyla etkileyip yönlendirdiğine inanılan törensel eylem olarak da bilinmektedir. Geniş anlamda, dini tören ve inançlardan, el çabukluğu, gözü ve gönlü bağlamaya dayalı gösterilere kadar pek çok uygulamayı kapsayan büyü, dünyanın her yerinde ve bütün dönemlerde rastlanan toplumsal ve kültürel bir olgudur.

Büyücü kelimesi, Arapça’da sahir deyimi ile kullanıldığı gibi, Arapça ve Farsça karışımı sihirbaz kavramıyla da kullanılmaktadır. Türkçe’de büyü yapan kişiye büyücü denilmektedir. Büyücülük; büyü yapma işidir. Genel inanca göre büyü yapan kişilerin her zaman olağanüstü güçleri ya da bilgileri vardır. Büyü uygulaması yapanlar büyücü ya da sihirbaz olarak tanımlanmaktadır. Eski antik toplumlarda cahilliğin etkisiyle din adamları, mezarcılar, şifacılar, demirciler, bedensel ya da ruhsal bozukluğu olanların ve yabancıların büyücülükle yaptığına inanılmaktaydı.

Türkçe’de büyücülük ile sihirbazlık aynı anlama gelmemektedir. Sihirbazlıkta gözü, görüntüyü aldatan, hokkabazlık, el çabukluğu ve renk yanıltmasına dayanan bir sanatı yürütme anlamı da vardır. Sihirbaz; illüzyonizm, manyetizma, hipnoz ve telepati gibi teknikleri uygulayan kişidir. Örneğin sihirbaz denildiğinde ilk akla gelen şey, şapkadan tavşan çıkarılmasıdır, bu da el çabukluğu ile yapılan bir hiledir. Şapkanın içinde bulunan bölmelerin hızlı değişimi sonucu olmayan bir nesnenin bir anda yoktan var olmuş gibi görünmesi sağlanmaktadır.

İyi ya da kötü varlıkların yardımını sağlayan, büyü teknik ve yöntemlerini, tılsımlı sözleri, iksirleri, uygun donanımı, muska ve diğer ilgili konuları bilen ve kullanan kimse ise büyücüdür. Kutsalla ilişkisinin bulunmaması ve ahlak kurallarını hiçe sayar niteliği olması büyünün en temel özelliklerindendir. Başlıca amacı ise, her koşulda daima çıkar sağlamaktır. Büyüde, katkı mad­delerinin seçimi birçok koşula bağlıdır. Başlıcaları zehir, uyuşturucu, dış­kı, kadavra parçaları, kan ve cinsellikle ilgili nesnelerdir. Bütün bu nesnelerin or­tak özelliği tuhaf ancak toplumun yasakladığı ve pis kabul ettiği şeyler olmalarıdır. Ayrıca söylenen söz­ler, yapılan törenlerin tuhaflığını büsbütün artırır. Bu sözler neredeyse duyulmaya­cak biçimde söylenir, çoğu kez anlaşıl­maz ve ruhların dili kabul edilir.

İslam dini, melek, cin ve şeytan gibi soyut varlıklara inanmayı benimse­mekle birlikte, en üstün ve yüce güç, Allah’ı tanıdığı ve Allah’ın iradesi dı­şında hiçbir kimsenin hiçbir yolla başka birine yarar ya da zarar veremeyeceğini temel ilkesini benimsediği için, büyü ve büyücüde olağanüstü bir güç kabul et­meyi, Allah’ın birliği ve gücünün üstünlü­ğü inancına aykırı bulur. Bu nedenle Kuran’da Taha suresinin 69’uncu ayetinde, “Onların sanat diye ortaya attıkları ancak bir büyücü tuzağıdır, büyücü ise, nerede olursa olsun iflah etmez” denilir iken;  Maide suresinin 90’ıncı ayetinde, içki ve kumarla birlikte fal okları atmak, putlar öpmek gibi o dönemin büyü uygulamaları, “şeytan işlerinden birer murdar” sayıp yasaklanmıştır.

Müslümanlıkta, insanların büyü konu­sunda bilgi edinmeleri, bulunması olası gerçeklik payını araştırmaları, haram sa­yılmak ile birlikte; büyücüler, gerçeğe ya­lan kattıkları, insanları yersiz korku ya da ümide saldıkları, kuşkuya ve kaygıya ne­den oldukları gerekçesi ile İslam inancı içerisinde yasak sayılmıştır.

Tüm bu tanımlar ışığında büyü kavramına bakacak olursak; sihirden farklı olarak el ya da sihirli bir değnek aracılığıyla değil, güçlü bir meditasyon sonucu bir kişiye, doğaya ya da canlı bir varlığa hükmetme yetisi olarak görülmektedir. Bazı nesnelerin bulunması ve kullanımıyla zihinde arzulanan iyi ya da kötü dileğin gerçekleşmesine dair oluşan imgenin kuvvetlenmesi yapılan büyünün başarılı olmasını ya da olmamasını sağlayacaktır. Büyü sonuçta kişinin enerjisini yoğunlaştırarak doğadaki diğer enerjiler ile etkileşimde bulunması ve bu etkileşimle doğayı ve insanları yönlendirmesidir.