“Nerelisin?” sorusu tanıştığımız insana sorduğumuz sorular arasında en ön sıralarda gelir. Bunun temelinde her şehrin insanının kendine has özellikleri olduğu ve bu sayede karşımızdaki insanı daha iyi tanıyabileceğimiz düşüncesi yatar. Hepimizin duyduğu örnekler arasında Trabzonluların çabuk sinirlenen insanlar olması, Adanalıların yemek kültüründe acının yeri, Kayserililerin var olan ticari zekaları gibi kimilerince kabullenilen kimileri tarafından ise inkar edilen uzun zamandır süregelen yargılar bulunur. Bu yargılara bazen sadece şehirler için değil, aynı zamanda milletler için de varılır. Almanlar soğuk, Amerikalılar aptal, Japonlar çalışkandır gibi. Pekiyi, bu yargılar ne kadar doğrudur, doğru ise insandan insana ne şekilde iletilir?

Le Bon kitle psikolojisi hakkında şunları savunur:

“Psikolojik bir kitlenin sunduğu tipik özelliklerden en çarpıcı olanı şudur: O kitleyi oluşturan bireyler, kim olursa olsunlar, yaşam biçimleri, meslekleri, karakterleri veya zekâları birbirlerine ne kadar benzerse benzesin veya birbirlerinden ne kadar farklılaşırsa farklılaşsın, bir kitle haline dönüşmüş olmak, onların her birinin tek başlarınayken hissedecek, düşünecek ve davranacaklarından son derece farklı bir biçimde hissetmelerini, düşünmelerini ve davranmalarını sağlayan bir tür kolektif ruhun sahibi yapar.”

Bazen bir durumda takındığınız tavırdan bir süre sonra pişmanlık duyduğunuz olmuştur. Üstüne üstlük o an verdiğiniz cevabın ya da sergilediğiniz duruşun nedenini bile bilmez, yaptıklarınıza anlam veremezsiniz. Bazen ise bir olaya yaklaşımınızı öncesinden titizce planlayıp hareket etmek istersiniz, fakat günün sonunda elinizdeki tüm plan en başında aklınıza gelen fikirden ibarettir. Bunun sebebi beynin bilinçli ya da bilinçsiz her davranışının aslında beynin alt katmanında yatan temelidir. Bu temeli ise bir ırkı oluşturan binlerce karakteristik özellik oluşturur. Bu yüzden bilincimizi ne kadar kontrol etmeye çalışırsak çalışalım davranışlarımızın dayandığı temel hep aynı olacağı için bu girişim pek başarılı olmayacaktır.

İnsanoğlunun doğası sürü halinde yaşama yatkın olduğu için bireylerin birbirleriyle etkileşimi kaçınılmazdır. Nasıl ki sürüden ayrılanı kurt kapıyor ise, insan da bu mantıkla sürünün davranışlarını taklidi sonrası daha büyük bir güce ulaşacağını düşünür. Sürüdeki bu psikoloji kimi zaman kolaycılık ya da taklitçilik olarak algılanır. Çünkü birey eğer kitleye aykırı davranışları benimser, onlarla aynı yoldan yürümezse bunun karşılığında bir bedel ödemek durumunda kalır. Bu kimi zaman toplum içerisinde küçümsenme, kimi zaman dışlanma, kimi zaman ise aşağılanma olarak ortaya çıkabilir.

Tüm bunların sonucunda kimse özgün bir karaktere sahip olduğunu söyleyemez. Her ne kadar özgün olmaya çalışılsa dahi bu insan doğasına aykırıdır ve her şekilde çevremizdeki insanlarda bir etkileşimde oluruz. Bu bizden önceki dönemlerden nasıl bize kadar ulaşıyor ise, bizden de gelecek nesillere kadar ulaşır. Asch deneyi bu duruma iyi bir örnek olup, insanların birbirinden ne denli etkilendikleri açıkça görülmüştür.