Kesedeki Gözler

Bir köpeğin sokağıyım
Ziftimde tırnak izleri
Karıncalar doldurur yarıklarımı
Uçuşan ekmek kırıntıları gıdıklar durur
Göğsümdeki verimli tanrıyı

​Gecenin köpeklere ait zamanında, bir anda söylenmeye başladı kaldırımda oturan siluet:

Zayıflamış göğüsten fırlamış bir kemik parçası, ağız kenarında bıyıktan ayrı düşmüş, dudağa ha değdi değecek bir kıl, bez ayakkabıdan dışarı uzanan bronzlaşmış ayaklar… Tiksinmeye yeter de artar. Ya o sözler? “Ben konuşmayı sevmem.” “Ben susmayı sevmem.” “Ben sevmeyi sevmem.” Sen neyi seversin insan?

​Şu ilgimi, şu dikkatimi çek, artık. Heyecanlanayım, ben de merak edeyim. Bir gün içinde pörsüme, patlak balon gibi düşme yere, pırlayıp pırlayıp çevremde.

​Bırak seni sevebileyim. Sen yine de sevme sevmeyi. Mide bulandırma yeter. Yeter ki ısıt bu kenti. Nedir senin şikâyetlerin? Tatile mi gidemedin, eski sevgilini mi hatırladın, utandın mı geçmişinden, sormadılar mı hiç hatırını yoksa çok mu üstüne geldiler, şımarttılar mı o küçük ellerini? O ellerin tutamaz oldu, kavrayamaz oldu hiçbir yeri. Bir ara sıkı sıkı tuttun çatalı, kaşığı. Yedin, yedin, yedin. Ver ellerini, ağzını temizleyeyim. Bronzlaşmış olmasınlar ayaklar kadar. Sahtedir bronz eller de, dudaklar da. Rengin neyse o halinden bileyim seni. Hani bir fotoğrafa bakar gibi görmeli, gülümsemeliyim. Okumalıyım o fotoğraftan seni. Üç aşağı beş yukarı değil. Tam tamına bilirim yenini, eskini. Kırılma, gücenme numaralarını yapma artık. Hiç gücenmez ki insan, bilirim. İşi yıkmak, yıkımı planlamaktır. “Ah zavallı” değilsin ki. Ah zavallılar, gücenir, kırılır, içine çekilir. Bol kesedensin sen. Kanatlı bir kese. Nereye konduysa düğümünü orada açan.

​Doğduğumda, o kesede gözler biriktirmeye başladım. ​İki memenin arasından bakan göz, bir parkta oynayan göz. ​Çamurdan bebekler yapan göz. Toprak yiyen göz. Yorulup sızlanan, kafasına kolonya sürülen, ağaçlara tırmanan, dört göz göz.

​Gözler keseden saçıldıkça değişti. Bir uçurtmaya el salladılar. Bir atın arkasından baktılar. Bir yalana inandılar. Birisi yaşam dedi adına, birisi ben, birisi sen.

​Soruyorum sana, herkes adına. Sen ne koyarsın adını?

​Bir sözlükten seçer gibi seç. Tesadüflere bağla ne olduğunu, bırak kurguları. Yaraları saymaktan çekinmeden it içindekini bana doğru. İttiğin her şeyle ben yüzleşirim. Gönlünü alırım tek tek. Yeter ki, yeniden içine al insanlığı.

​Dizlerine tutunup kalktı ayağa siluet. Apartmanların arasındaki aydınlatılmış yolun ortasında, ayaklarını sürüye sürüye, yanından geçen bir köpek sürüsünün gölgesine karıştı.