Coğrafyanın sömürgeleştirilmesi eski imparatorlukların yayılmacılık girişimlerinin sonucuyken; bayrak, para, anıtlar gibi unsurlar hâkimiyetin simgesi konumundaydılar. Ancak günümüzde coğrafyaların sömürgeleştirilmesinin yanı sıra zamanın sömürgeleştirilmesi de söz konusu olmaktadır. Teknolojinin gelişmesi, askeri uyduların varlığı, teknolojiye hâkim olanın egemenliğini küresel anlamda ilan etmesini sağlamaktadır. Bilimkurgu filmleri gibi yapımlarla geçmişe bakışımız, tarihsel belgelerin medyadaki yansımalarıyla belleklerimiz toplumsal olarak bir yeniden kurgulanmaya sürüklenmektedir.

Toplumda yaşayan bireylerin gerçekliği anlamlandırmada kullandıkları araçlar, egemen ideoloji ya da kendilerini içinde gördükleri grubun ideolojisi ile biçimlenmektedir. Günümüz toplumlarında ana ideoloji, kitle iletişim araçları yoluyla yeniden üretilerek meşru hale gelmektedir. Baudrillard, egemen gücün kitle iletişim araçları yoluyla ideoloji yayımını “Tüketim, haber, iletişim, kültür, bolluk: Bugün bütün bunlar yeni üretici güçler olarak sistemin kendisi tarafından kendi daha büyük zaferi için gerçekleştirilir, keşfedilir ve örgütlenir… Sistem, bolluğu ve tüketimi sömürü ve savaşın yerine geçirir” sözleriyle dile getirir. İdeoloji dua gibi tekrarlanır. İdeolojik dilin bu kullanımının amacı düşünceye bir anlamda son vermektir.

Beyazperdeye hareketli resimlerle birlikte sesleri de yansıtan bir sanat olan sinema, bir görsel-işitsel işaretler dizgesidir. Bu özelliği ile başlangıçta üstlendiği eğlence işlevinin yanı sıra bir iletişim ve haberleşme aracı konumu da yüklenmiştir. Dünyanın dört bir yanında yaşanan olayları, bilgileri saptayıp yine bunları dünyanın dört bir yanına yayma işlevi de bulunmaktadır. Bu özelliği ile de bir propaganda aracına dönüşmüştür. Görüntülerin inandırıcılığı ve gerçeklik etkisi nedeniyle zamanla propaganda araçlarının da en güçlüsü konumuna gelmiştir. Görüntülerin varlığı ve gerçekliği bireylerin onlara itibari değerler yüklemesine neden olmaktadır. Çoğunlukla olayların gördüğümüz gibi olduğuna inanma eğilimimiz yüksektir. Gazetecilik ve politika bunu kullanma konusunda adını kötüye çıkarmıştır. Günümüzde, bir olayın bir yönünü almak ve tanınan bir kişiyi özellikle kötüleyici bir yanını, tek bir perspektifini sunarak yönlendirmek ve tanımlamak doğal karşılanan bir olgu konumuna gelmiştir. Televizyon haberleri ve gazeteler seçim ve yineleme konusunda dünyada yaşanan olayların bir kısmının görüntülerini kullanmakta ve bütün dünyanın böyle olduğuna izleyenleri ya da okuyanları inandırmaktadır.

Sinema, gerçekliği yeniden üretmekte bunun için de kamera ve pelikülleri kullanmaktadır. Film kendini kendisine sunan, kendisiyle konuşan, kendisini öğrenen ideolojidir. Bir filmdeki nesneler, stiller, biçimler, anlamlar, öyküleme geleneği; hepsi genel ideolojik söylemin altını çizmektedir. Her film, onu üreten birey ya da bireylerin ideolojileriyle oluşturulduğu için, politiktir. Sessiz sinema döneminde yönetmenin dili kurgu olmuştur ve yönetmenin yaratıcılığı ile kişiliği, yaptığı kurgu sonucu ortaya çıkmaktadır. Kurgu sayesinde yönetmen, seyirciye istediğini istediği gibi gösterebilmektedir.

Filmler, başlangıçta bir eğlence sektörü gibi ortaya çıkmış olsa da, etkisinin ve gücünün farkına varılmasıyla zamanla dünyadaki en önemli politik görüş sunma araçlarından biri haline de gelmiştir. Hitler’in zamanında propaganda aracı olarak da kullandığı sinema, günümüzde sinema sanayisini elinde tutan Amerika’nın propaganda aracı olarak varlığını sürdürmektedir. Filmlerin içerikleri ve mesajları, sanat eserlerinin mesajlarına benzer şekilde incelendiğinde, filmlerin izleyicileri belirli düşüncelere yönlendirmek amacıyla kullanıldığı açıkça görülebilmektedir. Film kendini kendisine sunan, kendisiyle konuşan, kendisini öğrenen bir ideolojidir. Bir filmdeki nesneler, stiller, biçimler, anlamlar, öyküleme geleneği; hepsi genel ideolojik söylemin altını çizmektedir. Parsa’ya göre, içerik açısından sinema sanatı hangi toplumdan besleniyorsa, o dönemin politik, ekonomik, kültürel ve sosyal yaşamından beslenir. Göktürk de Parsa’yı destekler nitelikte “Sanat metni, kendine özgü biçimde örgütlenmiş bir iletidir. Alımlanmasında bu yönünün de göz önünde tutulması gerekir” demektedir..

Batı dünyası bugün sinemayı temel mit yapıcısı olarak görmekte ve kullanmaktadır. Sinemanın Batı’da yaptığı etkinin temelinde kilise mimarisi ile sinema salonlarının mimarisi arasındaki paralelliğin etkisi büyüktür. Bireyler her iki durumda da loş ışık altında, sessiz kalarak, sahnede bulunan birilerini pür dikkat izler ya da dinler. Her iki durumda da duyu organları tamamen mesaja kilitlenmiş durumdadır ve seyirci ya da cemaat her yönüyle fethedilmeye açık konuma gelmiştir. Hem ideoloji hem de bundan türeyen ideolojik pratikler sıklıkla devlet, medya, eğitim, kilise gibi çeşitli kurumlar üzerinden verildiği gibi, aile gibi gayriresmi kurumlar aracılığıyla da öğretilmekte, harekete geçirilmekte ve örgütlendirilmektedir. Althusser, tüm toplumsal sınıfların çocuklarını etkilere en açık olacağı yaşlarda yani anaokulundan başlayarak, yeni ve eski yöntemlerle, yıllar boyunca, aile ve öğretimsel yollarla egemen ideolojiyi tekrar ederek kafalarına yerleştirdiklerinin altını çizer. Bu tüm toplumlarda uygulanan devlet ideolojisi olmasına karşın Amerika tarafından günümüzde evrensel anlamda yapılmaya başlanmıştır.