Değişim, evrenin en önemli kurallarından birisidir. Hiçbir şey aynı kalmamakta ve her şey sürekli bir değişim yaşamaktadır. Yunan filozof Efesli Heraklitos da bu durumu gözlemleyip dile getirenlerdendir. Değişimle ilgili olarak Heraklitos “Aynı nehirde iki kez yıkanılmaz” ve “Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir” gibi ifadeler kullanmıştır. Değişim yine günümüzde de her saniyedir. Bunun yansımasını dış dünyada görebileceğimiz gibi insanın duygusunda, düşüncesinde, davranışlarında da görmek mümkündür. Değişimi dar çerçevede düşünmek hatalı olacaktır. Dünya tarihini etkileyen büyük çaplı değişimler de meydana gelmiştir. Tarımın öğrenilmesi, yerleşik hayata geçilmesi ve besin depolama/saklama sonucunda avcılık ve toplayıcılık yaşam biçiminin terki de en basitinden bir örnektir. Kitle; insan kalabalığı veya insan topluluğu anlamına gelmektedir. İnsanlar bir araya gelerek çeşitli boyutlarda kitleleri oluşturmaktadır. Önce fert fert zihinlerde filizlenen düşünce, daha sonra birbirini destekler beyinlerle birleşmiş ve kitleler meydana gelmiştir. Tarihte bazı büyük değişimlere kitleler ön ayak olmuşlardır. Böylece kitleler de değişim rüzgârının önemli bir parçası olduğunu göstermişlerdir.

Zamanla kitle içinde yer alan bireylerin bilinçli kişilikleri ortadan kalkmaya başlamakta, duygu ve düşünceler tek tipleşmektedir. Gustave Le Bon bunu şu şekilde açıklamaktadır; “Kitleyi meydana getiren bireyler kimler olursa olsun; yaşama biçimleri, işgüçleri, karakterleri yahut zekâları ister benzer ister ayrı olsun, kalabalık hâle gelmiş olmaları onlara bir nevi kolektif ruh aşılar.” Dolayısıyla kitlelerde fertlerin benliğinden ziyade kitlenin davranış biçimleri ön plana çıkmaktadır. İşte bu durum kitlelerdeki zihniyetin tekleşmesi kanunu ile açıklanmaktadır. Bireyler tek başlarına hissedip düşüneceklerinden, yapacaklarından tamamıyla başka hissetmeye, düşünmeye, yapmaya başlamaktadır. Netice itibariyle zamanla kitlelerdeki bireyler birbirine benzer veya aynı tür davranışlarda bulunmaya başlamaktadır. Kitlelerin kendi içlerinde duyuşu, düşünüşü, yaşayışı kitlelerin kültürünü oluşturmaktadır. Kültürü üretenler ve kültürü tüketenler kültür bakımından kitleyi meydana getirmektedir. Kitle kültürü, popüler kültür ve sanat kuramları üzerine Frankfurt Okulu çeşitli çalışmalar yapmıştır. Amaçları ise “toplumsal bir dönüşümü ve insanın özgürleşmesini sağlamak” olarak açıklanabilmektedir.

Kitle kültürü eski çağlardan günümüze kadar uzanan bir kültürdür. Geyik postundan kendi üyelerine kıyafet yapıp ait olduğu kitleyi temsil etmesi ile günümüzde X marka telefona sahip olma isteğinin pek de bir farkı bulunmamaktadır. Kısaca kitleler kendi özelliklerine ve büyüklüklerine göre çeşitli kültürler ortaya çıkarabilmektedir. Halk tarafından tutulmayı, sevilmeyi Fransızca kökenli “popülarite” kelimesi ifade etmektedir. Popüler kültürün olmazsa olmazı popülaritedir. Özellikle 20’nci yüzyıldan sonra modernleşmenin yaygınlaşmasıyla hızlı üretilen ve hızlı tüketilen kültürel öğeler ortaya çıkmıştır. Eskiden halk kültürü adı verilen bu kültür artık popüler kültür olarak ifade edilmektedir. Popüler kültür; belli bir dönemde geçerli olan, hızlı üretilen ve kitleler tarafından hızlı bir şekilde tüketilen öğelerin bütünüdür. Popüler kültür bir manada sürekli değişim hâlinde olan kültürdür. Günümüzde popüler kültürün içine sosyal medyadaki davranış biçimlerinden giyime, müziğe, sinemaya, televizyona kadar kısacası hayatın her alanına ilişkin öğeler girebilmektedir. Popülarite popüler kültürün bir nevi anahtarıdır.

Popüler olmak diğer bir tabirle ünlü olmak ayrıcalıklı bir özellik olarak görülmektedir. Eskiden herkesin olamayacağı bir şey iken şimdilerde herkesin olabilme imkânı bulunan bir mevki hâlini almaya başlamıştır. Popüler olmak eskisi kadar ayrıcalıklar sunmasa da, ulaşılmazlığını yitirse de hâlen çekiciliğini ve cazibesini korumaktadır. Ayrıca gelişen ve değişen dünya şartları popüler olabilme imkânını daha da demokratikleştirmiş ve bu imkân herkesin ayağına gelmiştir. Hâlen nispeten ayrıcalıklı olan bu mertebeye ulaşmak çoğu insanın hayallerini süslemektedir. Bu isteğin arkasında ekonomik sebeplerin yanında çeşitli psikolojik ve sosyolojik sebepler yatmaktadır. Yıllardır popüler olan insanların hayatları “cazip hayat” olarak gösterilmektedir. İnsanlar da bu hayatlara özenmekte ve bu hayatların hayalini kurmaktadır. Ayrıca halk tarafından tutulmak veya sevilmek anlamlarına gelen popülerlik bu yönüyle de bir cazibe oluşturmaktadır. Başkaları tarafından onaylanması, beğenilmesi, alkışlanması, sevilmesi, neticede kendini önemli hissetmesi insan egosunu okşayan bir durum oluşturmaktadır. Günümüzde bir hayli revaçta olan popülerlik tutkusunun sebeplerini özetleyecek olursak teknoloji ve internet sayesinde popüler olmanın kolaylaşması, o hasret duyulan “cazip hayatı” yaşama isteği ile onaylanma, beğenilme, sevilme gibi ego tatminine yönelmiş kendini önemli hissetme duygusunun insanlar için dayanılamaz, karşı konulamaz çekiciliğidir. Sayılanlara ek olarak popüler olmanın elbette bir de maddi karşılığı bulunmaktadır.

Dolayısıyla popüler kültür salt kötüdür veya salt iyidir demek yanlış olacaktır. Popüler kültür bazı çevrelerce çok sığ ve basit olarak görülmektedir. Bu basitliğin temelinde ise hızlı üretim ve hızlı tüketim yatmaktadır. Çevremizde ve belki de bende, sende ya da üçüncü bir kişide olan kitlesel popülariteye ait bir diğer özellik ise çelişkili davranışlardır. Çoğu zaman insanlar bir başkasında görüp eleştirdiği davranışı yapabilmektedir. Bu durumu popüler kültürün kendi kitle üzerindeki etkisiyle açıklamak mümkündür. Büyük kitleleri etkisi altına almış ve almaya da devam edecektir. Bu bir öngörü değil gerçeğin kendisidir. İnsanın kendini daha fazla ifade edebildiği, insan haklarına verilen önemin daha fazla olduğu çağımızda kitleler; popüler kültür öğeleriyle, popülariteyle kontrol altına alınabilmekte ve tek tipleşebilmektedir. Özellikle dünyada hâkim ekonomik sistemin bunda büyük payı vardır. Kitlelerin davranış biçimlerinden ve popüler kültürün etkisinden uzaklaştıkça da zihin özgürleşecektir.