Narsistler kendilerine biçtikleri değer duygusunu korumak için saldırıya geçebilen aşırı bencil ve kibirli insanlardır. Daha sonra, bu eğilimlerin manipülatif makyavelcilik ve başkalarının duygularına karşı duyarsız psikopat özelliklerle bağlantısı incelendiğinde bunların birbirinden bağımsız özellikler olduğu, ama bazen de tesadüfen de olsa bir arada görüldüğü sonucuna varıldı. Kriminal veya psikiyatrik vakalardan ziyade gündelik yaşamdaki kötücül davranışlar ile ilgili. İnsanlar bu tür davranışları toplum içinde kontrol altında tutabiliyor ve hemen kendisini göstermiyor olsa da bir şekilde dikkat çekiyordu. Örneğin narsistler, kendi egolarını tatmin edecek eğilimlerde bulunuyordu. Paulhus kendisinin uydurduğu bir konuda onların bilgisini ölçmek istediğinde her konuda bilgileri varmış gibi davranıyor, itiraz gördüklerinde ise hemen hemen öfkeleniyorlardı.

Kimi insanlar neden bencil ve kötü karakterlidir ya da başkalarına acı çektirmekten hoşlanır? İnsan beyninin en karanlık köşelerini inceleyen psikologların açıklamalarına göre ise bu insanlar için tüm bunların hiçbir önemi yok. Zararsız böcekleri kahve öğütme makinasına atmak veya sokaktan geçen herhangi bir insanı sağır edici bir sesle korkutmak, içimizdeki “kötü insanları” anlamak için yaptığı deneylerden bazılarıydı. Kanada’daki British Columbia Üniversitesi’nde psikoloji profesörü Paulhus bazı insanların neden başkalarına acı çektirmekten hoşlandığı sorusuna cevap arıyor. Bu tür insanlar ise sadece psikopatlar ve katiller değil; okuldaki zorbalar, politikacılar, polisler gibi toplumun üst kesimine mensup kişiler bile bu kategoriye girebiliyor.

Bu insanlar hakkında hemen yargıya varmak kolay, ama tanıştığımız insanlar melek ve şeytan kalıbını kullanma eğilimi taşıyor, dünyamızı iyi ve kötü insanlar olarak basitleştirmek istiyoruz. Zalimliği mazur görmeye çalışmasa da onun bu tür insanlara yaklaşımı tıpkı bir zoologun zehirli böcekleri incelemesine benziyor. Karanlık beyinlere küçük bir pencere açma isteği bu konuda birçok farklı araştırmaları da gündeme getirdi. Örneğin insanların doğuştan mı bu özellikleri taşıdıkları sorusuna yanıt bulmak için tek ve çift yumurta ikizleri dahi incelendi. Narsistlik ve psikopatlığın genetik ile ilgili olabileceği, fakat Makyavelcilikte çevresel etkenlerin önemli olduğu sonucuna varıldı. Ama genetik olarak devralınan miras insandaki bireysel sorumluluk duygusunun ortadan kalktığı anlamına gelmiyor tabii.

İnsan, toplumun karmaşık olduğu, her konuda başarı şansını artırmak için insanların farklı yollar tutabilir ve bu yollar bazen iyiliğe, bazen de kötülüğe çıkabilir. Başkalarına acı vermekten zevk alan “sıradan sadizme” de rastladığı için kötücül özellikleri artık “karanlık dörtlü” olarak adlandırıyor. Bu teoriyi sınamak için böcek öğütme makinası deneyine başvuruldu. Aygıtta deneklerin görmediği, fakat böceklerin kaçacağı bir yol vardı. Yine de sanki böcekler eziliyormuş gibi bir duyuluyordu. Deneklerin bazısı makinayı kullanmayı reddedip odayı terk ediyor, fakat bazıları da bundan zevk alıyordu. Benzer bir deney bilgisayar oyununda rakibini cezalandırır iken kulaklıktan acılı bir insan sesi aktarımı yoluyla yapılmış, ama bu aşamaya geçmek için deneklerin uzun bir sözlü sınavdan geçmesi gerekmişti. Sadistlerin sadece zevk için, bu işten hiçbir yararları olmadığı halde başka insanlara acı vermek için bu sıkıntıya katlandığı görüldü.

Polis ve askeri kurumlar Paulhus’un deneylerinden yola çıkarak bazı karanlık kişiliklerin bu girişimlerini rahatlıkla sürdürmek için belli işleri özellikle seçip görevlerini kötüye kullanıp kullanmadıklarını tespit etmek istiyor. Paulhus ayrıca “ahlaki Makyavelcilik” ve “komünal narsizm” konusundaki yeni araştırmalarla da ilgili. Karanlık özelliklerin toplumsal yarar için kullanılmasını öngörüyor bu yaklaşımlar. Bazı durumlarda iyi bir insan olup evinizde oturmanızın kimseye bir faydası olmuyor.