Mutluluk Kovalanır Mı?

Kronik mutsuzluğun insan sağlığını hiç süphesiz tehdit ettiği tartışılamaz bir gerçek, ama sürekli mutluluk arayışında olmak da hiç doğru değil. Sosyal sınıf, empati ve benlik kavramlarının sosyal yaşamı nasıl şekillendirdiği üzerine araştırmalar yapan Psikolog Michael W. Kraus, kısa süre önce yayınlanan bir yazısında mutluluğun karanlık bir tarafının olabileceği üzerinde duruyordu. Ona göre de bu ısrarlı mutluluk arayışı, kişiyi daha negatif hale getiriyor ve mutluluk uğruna mutluluk arayan insanlar, istedikleri kadar mutlu olmadıklarında durum daha kötüye gidebiliyor.

Bunun sebebi mutluluk kesinlikle kendiliğinden gelişmez. Çünkü mutlu bir yaşam, çaba gerektiren bir yaşantı ile alakalıdır. Böylece kendiliğinden gelişmez. Mutlu olmak hayatın bir vaadi değildir, aksine kesintili doğası olan, hayatımızdaki soluklanma duraklarından biridir. Kalbinize kulak verdiğimizde ise hep bir şeyler yapmalı kısmına odaklandığımızı fark ettiğimizden, biraz da yapmamamız gerekenlere mi bakmalıyız acaba? Mutluluk o zaman belki de bizi bulacaktır. Bunu deneyimleyerek öğrenebiliriz.

Ne de olsa hayatın esas amacının sürekli mutlu olmak değil, acı ve kederden, yoksunluktan ve kayıptan, tehlikeden uzak durmak olduğunu unutmamalı ve mutlu olmak için gösterilen aşırı çaba uygunsuz sonuçlar doğurabildiğini hatırlıyor olmalıyız. Tatmin olunacağına inanılan seçimlere takıntılı biçimde yaşamak ciddi ve sıkıntılı ilişki sorunları yaratabildiğini bilerek yaşıyor olmak da tek şansımız. Çünkü mutsuzluğa toleransı olmayanların yanı sıra mutsuz olma takıntısını hayatlarında her dem taze tutarak yaşamı kendilerine zehir edenler de var. Her iki grubun temel sorunu, bu istekleri ile kendileri dışındaki hayatın gerçeği arasında oluşturamadıkları uzlaşma zorluğu. Kaygı, ümitsizlik ve öfke kaynağı olabilen bu sorunlar dürtüsel davranma, depresyon ve anksiyete sebeplerinin temeli de bu!

Yazar: Melek Dündar