Lenin’in Hatırası ve Hazcılık

Yağmur damlası Lenin’in bir tek göz pınarında birikmiş, öylece durur iken sanki Lenin’in hüznünü ifade ediyordu. Bugün Moskova’da, Lenin’in tahnit edilmiş bedeni doksan bir yıldır onca kimyasala boğularak diri tutuluyor. Bu çabayı ürpertici buluyorum. Antik Yunan Panteon’unda Zeus’un, Poseidon’un veya Apollon’un heykelleri vardı; zira panteon sözcüğü, “tanrıların hepsi” anlamına gelir. Hristiyanlıkta her şehrin, ülkenin, hâtta meslek grubunun, St. Michel, St. Thomas gibi bir azizi olması çok tanrıcılıktan kalan bir miras.

Bir gün televizyonda izlemiştim. Güney Amerika’da bir ülkede, balıkçılar teknelerine balıkçıların koruyucusu olduklarına inandıkları birisinin ahşap heykelini koyup denizde gezdiriyordu. Böylelikle av sezonu bereketli geçecekti. Bunun tek tanrıcılığa sızmış çok tanrıcı bir unsur olduğu açık. Rönesans’tan beridir Avrupa’da tanrıların yerini insanoğlu aldı alalı işler değişti. Bugün Paris’teki Panteon’da Voltaire, Rousseau, Victor Hugo ve Marie Curie gibi tarihte yer etmiş önemli isimlerin heykelleri veya mezarları var. Peki Lenin? Neden ölümünün üzerinden neredeyse bir yüzyıl geçtikten sonra bile o beden toprağa verilmiyor? Neden adeta dinî bir ayinmişçesine içinde bulunduğu camekânın etrafında hep yürünmek zorundalar ve durmak yasak?

Tarihin yönünü belirlemiş öncü seçkinlerin heykellerinin dikilmesini ne kadar makûl buluyorsam, bedenlerinin tonla kimyasala boğdurularak inatla çürütülmemesi çabasını o kadar ürkütücü ve akla aykırı buluyorum. Sıradan bir insan değildiyse de en nihayetinde bir insandı, tanrı değil! Artık Lenin’in naçiz bedeninin toprağa verilmesinin ya da yakılmasının vaktidir.

Hedonizm çıkmaz sokak. Size haz veren şeylere fazlaca maruz kaldığınızda haz vermez olurlar. Kahveyi çok seviyor olmam, sürekli kahve içtikçe aldığım hazzın azalmasına engel değildir. Belki tiksinti bile gelebilir. Tembellik eşittir özgürlük mottosu ile çalışkanlığa ve öz disipline burun kıvırarak haz havuzuna dalmak bir tercih olabilir. Ne var ki naçizane gözlemim, haz peşinde koşan kişilerin mutsuzluğun pençesinden kurtulamadığı. Hazlardan arınmak, manastıra kapanmışçasına her şeyden el etek çekmek değil kastettiğim. Ancak hazzı bir ödülmüşçesine verimli geçen bir günün ardından kendine sunmak onun değerini arttırır görünüyor.

Bilimin sıkıcı, felsefenin laf ebeliği olarak görüldüğü, özgürlüğün tembellik etme ve hiçbir şey yapmama serbestisi gibi tuhaf bir şekilde yorumlandığı, kural tanımazlığın ise başkalarının kurallarına direnç gösterirken aslında kendi koyduğu kuralların yüceltildiği günümüz nihilist hedonistlerini, Platon, Kant, Marx ya da Lenin görseydi sopayla kovalardı. Gerçi geçmişe gitmeye gerek yok. Bugün Zizek şöyle söylüyor: “Çalışkanlık, fedakârlık ve öz disiplin gibi değerlerin günümüzde yeniden diriltilmesine ihtiyaç var.”