Taze denebilecek aşağı yukarı on yıllık müzisyenlik kariyerimde en çok duyduğum cümlelerinden birini başlık olarak seçtim. Kendimden “ünlü” diye bahsetmek bile rahatsız ediyor beni açıkçası. Velakin zamanla artan bir tanınırlığım olduğu doğrudur. Ünlü olmaya ise hiç hevesim olmadı, şöhrete de inanmıyorum. Virginia Woolf’un “Bir Yazarın Güncesi”nde yazdığı gibi düşünüyorum: “Ünlü ve harika olmayacağım; maceraya, değişmeye, aklımı ve gözlerimi açmaya, damgalanmayı ve stereotipleştirilmeyi reddetmeye devam edeceğim. Kişinin kendisini özgürleştirmesi için gereken şey boyutlarını bulmasına izin vermektir, engellemek değil.”

Justin Timberlake, en son çıkan “Man of the Woods” albümünde “Higher Higher” diye dinlemelere doyamadığım bir şarkı yapmış. “Başarı havalıdır, şöhret yalandır.” diyor şarkıda. Eskilerden dikkatimi en çok çeken, şöhretinin zirvesindeyken yazılmış Pink şarkılarından biriydi “I Got Money Now” ve şarkıda kabaca diyordu ki “İstediğim her şeye sahibim ya da öyle gibi gözüküyor, herkes tarafından sevilmek istedim ama benim için işe yaramadı, hızla yaşlandım, evde miyim diye sormak için kimse aramıyor artık.”

İnanın bir insanın egosunu şişirmeye yetecek miktardan çok daha fazla övülüyoruz. Ben bu hâlimle bu kadar övülüyorsam daha popüler insanlar nasıldır kestiremiyorum bile. Bu o kadar özgüven körükleyen bir şey ki ünlüler yaptıkları her şeyin gayet beğenilmesi gerektiğini düşünme yanılgısına düşebiliyor. İnsanın özgüveni, eğer olduğu yerden yukarıdaysa komik duruma düşmek çok olası. Hele ki günümüzde bu kadar vahşi bir sosyal medya ortamı varken.

Hâliyle çığ gibi çoğalan övgüler, aynı hızda sövgüye dönüşebilme kırılganlığına sahip. Bu sosyal dinamiğin farkında olmadan davranan ve onu yönetemeyenler, o çığın altında boğulmaya mahkûm. Çok fazla şöhret sahibi insan da takipçilerinin gözünde bu şekilde değer kaybediyor. O yüzden beni takip edenlerden (“hayran” ya da “fan” kelimelerini kullanmayı sevmiyorum), ünlü olmamı istemeyen bir korumacı refleks görmeyi gayet iyi anlıyor ve saygı duyuyorum.

Ünlülerin hep göz önünde olması, yapacakları en ufak hatanın çok büyük bir kitle tarafından duyulması riski var. Ve öyle de oluyor. Büyük bir fiyasko veya skandala imza atmaya gerek yok. Ufacık bir insani yanlış yapsa bile olay olabiliyor. Üzerine bir de “oldumculuk” eklenince vay o ünlünün hâline! Dipsiz bir kuyuda yolculuk başlıyor.

Benden ünlü olmamamı isteyenlerin bundan da endişelendiğini tahmin ediyorum. Başkaları, ötekiler, kalitesiz insanlar yüzünden ele ayağa düşme riskim var diye bakılıyor bazen. Yani şaşkınım ama bu ülkede “Can Kazaz elitizmi” bile var aslında. Canım ülkem rengarenk. Ben ise müziğimi dinleyen, takip eden kimseyi kalitesiz, aşağı veya el ayak görmüyorum. İnanın çok çeşitli bir topluluk var ve bununla gurur duyuyorum. Bence değiliz ama böylesine küçük ve ütopik bir kapalı komünite olduğumuzu varsaysak bile, neden başka insanlar da eklenip o toplulukta yoğurulmasın ki? Madem Can Kazaz dinleyenler olarak özel ve farklıyız, haydi değerlendirelim bunu. Aksi hâlde bu beni kibirli yapmaz mı?

Nitelikli, farkındalıklı bir şöhretten çekinmek için hiçbir gerekçe yok. İnsan ünlü olduğu için kalitesizleşmez, zaten kalitesizse ünlü olunca bu görünür hâle gelir. Nitelikli şöhreti oluşturmak tamamen halkın elinde. Bunun için halkı oluşturan her birey, hepimiz, bu sorumluluğun farkındaysak aslında kendimizi geliştirmek durumundayız. Müzik nasıl dinlenir, iyi müzik nasıl ayırt edilir? Yalancı, manipülatör bir politikacı nasıl anlaşılır? İyi bir yazarla kötü bir yazar nasıl ayrılır? Yoz insan ve bilge insan hangi yönleriyle birbirinden farklıdır? Estetik nedir, etik nedir, hakikat nedir? Propaganda nedir, gerçekler nedir? Mizansen nedir, sahne personası nedir, samimiyet nedir?

Böyle böyle soruları yanıtladıkça ve öğrenip uyguladıkça korkmak, sakınmak için hiçbir sebep yok. Şöhrete inanmayın, temel düzeyde de olsa saygıyı elden bırakmayın ve kimseyi ulaşılmaz bir yere konumlandırmayın derim naçizane. Benim tanık olduğum ve tanışabildiğim kadarıyla ünlüler arasında uzaylı, cyborg, terminatör falan yok. Hepsi insan. Aynı bizim gibi.

Fiona Apple, MTV ödüllerinde hazırlıksız olduğunu söylediği bir konuşma yapmıştı ve şöhretle dolu eğlence endüstrisini kastederek “Bu dünya saçmalığın ta kendisidir ve bizim havalı olduğunu düşündüğümüz şeyler, bizim giydiklerimiz ve bizim söylediklerimizi kendi hayatınız için örnek almamalısınız!” demişti. Popüler müzik tarihinde çok özel bir andır. Samimi bir mesajdır. Bu özel anları dikkatle takip edip anlamaya çalışmayı kıymetli görüyorum ve Sia’nın şöhreti korkunç bir kayınvalide olarak tarif ettiği anti-şöhret manifestosunun ilk cümlesiyle yazımı sona yaklaştırıyorum: “Eğer ünlülerin dışında herhangi biri, ünlü olmanın nasıl bir şey olduğunu bilseydi bir daha asla ünlü biri olmak istemezdi!”

Bu süreçte ben, yaşadığım köyde “şarkıcı” olarak tanınmıyor olmaktan, şehre geldiğimde kalabalık caddeler yerine ara sokaklarda yürümekten, tıraş olmaya mahalle berberi Ramazan Abi’ye gitmekten, dolmuşa ve otobüse binmekten mümkün olduğu kadar uzun bir süre memnun kalacağım. Böylece “Ben Sizden Kaçtım” derken neleri kastettiğim umarım biraz daha anlaşılır hâle gelir.