İhtiyaçlarımız doğrultusunda gelişen ve bu bağlamda da şekil değiştiren bazı durumlar vardır. Bu aslına bakılır ise ihtiyaçtan daha ziyade, mübadele amacı dışında sosyal veya psikolojik istekler dolayısıyla bazı şeylere karşın karşı koyamadığımız sahip olma güdülerimizden kaynaklıdır. İsteklerimiz bize farkında olmadan meta fetişizminin merkezine iter. Meta fetişizminin en kısa yoldan böyle açıklayabilme fırsatı bulsam da beraber hep birlikte yeni bir takım şeyler üreteceğimize şüphem yok. Çünkü içerisinde bulunduğumuz çağın tüm temel gereksinimleri dışında da bize şartlandırılmış bağımlılık içerisine sokuyor.

Bu adeta modern bir toplum hastalığıdır. Geçmişte ve halen günümüzde tahlili yapılmaya çalışılsa da asla başarılı olunamıyor. Gerek Karl Marx, gerek ise Theodor Adorno’nun geliştirdiği bir kavram olması itibariyle o günden günümüze dek süregelen bu süreç halen bilinmezlik taşıyor. Kitlesel olarak üretilen ürünler, üretim anlamlarının içini boşaltıldığında daha belirgin bir hal alır. Örneğin; şampuan firmaları, dondurma reklamları, çikolata ambalajlarına ve hatta son zamanlarda mobil oyunlarda dahi bir meta oluşturma projesi işliyor. Peki, neden hiç yok yere bunlara seyirci kalmak hoş karşılanıyor hale evrildi? Veya bu ve türevi durumlar görmezden geliniyor?

Yeni anlamlar, farklı ambalajlar ile sunuluyor. Kadın ise metalaştırılmak üzere kullanılan bir obje halinde tüm ürünlerde boy gösteriyor. Çeşitli şekilde gizemli bir hava yaratılarak onları bir fetiş ürünü gibi sunan zihniyet, ürün pazarlamanın ötesinde farklı anlamlar türetmeye çalışıyor ve nihayetinde de başarılı oluyorlar. Aniden çıkan bir reklamda ürün dışında nedense aynı tipolojide kadın görüyoruz. Bu reklamcılar ve reklamverenler için tüm sektör kollarında rağbet görüyor. Özellikle de Türkiye’de çok aktif olarak kullanılan bir kombinasyon!

İmgesel olarak olaya baktığımızda, imge yalnızca görünmeyeni görünür kılmıyor. Çünkü nihayetinde görünmeyeni kendi içinde saklayarak içerisine gizlenen anlamı bir başkasının bulması istenir. Tam da bu noktada imgeye bakanlar ise görünmeyen anlama farklı anlamlar yüklemek ile meşguldür. Nesne değişir, ama algılar çoktan allak bullaktır! Ve dikkat eder iseniz; çekici, güzel ve genç kadın; anne ve evli kadın; yaşlı kadın ve çalışan kadın olarak dört gruba ayrıldığı görülür, ama es geçilen bir şey var ise de o; kesinlikle kadının toplumdaki rolünü es geçiyor olmalarıdır.

Özellikle erkeklerin hedef kitle bakımından hedeflendiği reklamlarda kadınlar bedenini sergilemektedir. Bunun sebebini de Reichert’ın bir açıklaması şu şekildedir; “Reklam erkekleri hedefliyorsa, kadın teni, erkeğin içini gıcıklamak, cinsel, ilgi uyandırmak ve bu tepkileri marka ile özdeşleştirmek için gösterilir.” Peki, neden yüzyıllardır bu algı değişmiyor? Neden süregelen bu zaman zarfında hiçbir şey değişmiyor?

Cinsellik, ilkel bir güdü! Ve yüzyıllardır biliyoruz ki; bu ne kadar değişime uğrasa da atalarımızdan kalan kalıtsal bir durun. Nitekim bu açıdan bakıldığında ise bu politika reklamveren ve reklam şirketleri için makul görünüyor. Hiçbir reklam yayını hedef kitlesindeki kültürel dokuyu değiştirmeye, şekillendirmeye çalışmaz; bu yönde bir girişim içerisinde bulunmaz. Çünkü kapitalizm bir kimliktir ve asla değişmeyecek şeyler içerir.

Ki aksi halde bu yönde içerik üretmeyen her kim ise gözyaşına bakmaz, pazarlamadan pazarın sonunu boylarlar. Üzücü, ama tüm bunlar bir illüzyon ise herkes her şeyden istediğini alıyor. Ve kadın cinselliğine aldanmakta olan erkek ise bu satıştan bir pay elde ediyor, ama ne kadınlar aşağılanacak bir meta değil, ne de erkekler cinsellik ile kandırılabilecek kadar aptallar diyecektim ki; ikinci seçeneğindeki geçerliliğine inanmak gelmedi içimden. Tabii ki, bastırılan her şey bir gün gün yüzüne çıkıyor, ama el ovuşturan bu olgu, var olan düzen ve çağ gereksinimleri ile epey ilgisi var.