Maya, Aztek ve İnka medeniyetleri Amerika kıtasında kurulan ilk medeniyetler arasında bulunmaktadır. Günümüzde Bolivya, Ekvador, Meksika, Peru’ya yapılacak gezilerde tarihten izler bulunması mevcut. Tarihi bir geçmişi olması da bunu cazip kılmakta. Kadim uygarlıkların günümüzdeki görünümü bir hayli değişime uğrasa da tarih bu ülkelerde tekrar canlanabilir. Mezoamerikan, Kristof Kolomb öncesi Amerika kıtasında yaşamış olan yerlilere verilen bir isim. Bu yerliler, daha bilinen isimleri ile Aztek, Maya, İnka, Toltek ve en eskileri olan Olmeklerdir. Büyük ve oldukça görkemli uygarlıklar kurup günümüz dünyasına hayrete düşürecek birçok gizemi geride bırakmışlardır. Dünyanın yassı olduğunu düşünen bir uygarlık olarak Mayalar; şaşırtıcı biçimde hatasız astronomik gözlemler ve tespitler yapmış, matematikte sıfır sayısını kullanmışlardır.

Yaşadıkları coğrafyanın özelliklerini tam olarak kavrayamadıkları hâlde gökyüzüne dair çok kesin bilgilere sahip olmuş; gökyüzüne duydukları bu tutku, dinlerini ve mitolojilerini de direk olarak etkilemiştir de. En büyük ve en kudretli tanrıları hep gök ile alakalı olmuş, gökten gelen her şey onlara yüklenmiş; yağmurun yağması, yıldırımın düşmesi veya göğün gürlemesi olsa olsa tanrıların işidir diye düşünülüp onların vazifeleri arasına eklenmiştir.
Mayalar gibi İnkalar da gökyüzüne ilgi duymuşlardır, ama onlar kadar astronomide ilerleyemediğini söyleyebiliriz. Sebebi ise ilgilerini bilim ve teknoloji alanında kullanmak yerine gökyüzüne daha ilahi anlamlar yüklemeyi tercih etmeleridir desek yeridir. İnkaların en görkemli tanrıları, onlar için en görkemli şey olan güneş ile özdeştir. Öyledir ki bu uğurda kan dökmeyi saplantı hâline getirmişlerdir. Kan, tanrılarına ve dolayısıyla güneşlerine verilebilecek en kıymetli hediyeydi. Karşılığında bekledikleri tek şey ise kutsanmaktı. Aztekler de çoğunluk ile Mayaları örnek alarak kendi mitolojilerini, dinlerini ve takvimlerini yaratmışlardı.

Tüm bu uygarlıkların birbirlerinden etkilenmeleri konumları itibariyle zaten kaçınılmazdı. İsimleri kulaklarımıza daha az aşina olan Toltekler ve Olmekler aslında hak ettikleri şöhreti yakalayamayan, Mezoamerika yerlilerinin kültürel ve dinsel oluşumlarının temellerini atan halklardır. Özellikle Olmekler, gün ışığına çıkan yeni bilgiler doğrultusunda Sümerlerden bile daha önce sistematik bir yazı dili oluşturma çabaları ile bilim insanlarının yakın ilgisine maruz kalıyorlar. Bulunan tabletin bir alfabeye bağlı kalınarak yazılmış bir metin olduğu henüz ispatlanmamış olmasa da büyük bir heyecan yarattığı bir gerçek. Olmeklerin en önemli tanrısı Quetzalcoatl, çok fazla biçim değiştirmeden diğer tüm Mezoamerikan yerlilerinin mitlerinde yer almıştır.

Bu uygarlıkların etkileşimleri elbette her konuda olmadı. Birbirlerinden keskin çizgilerle ayrılabilecek, karakteristik özellikler sergilemiş ve sosyal yaşamdan tutun da askerî ve siyasi gelişimlerine kadar birçok konuda farklılıklar göstermiş olduklarını söyleyebiliriz. Ortak paydada birleştikleri konular özellikle din, mitoloji ve takvim gibi başlıklarını içeriyor. O zamanların atmosferini düşleyerek incelediğimizde onlar için yeraltı bizim bildiğimiz yeraltı değil, güneşin dünyayı terk ettiği andı. Bir jaguar tanrı gelip güneşi yerdi ve yeryüzü karanlığa gömülürdü. Sabah olunca başka bir tanrı gelip dünyayı ışığa boğardı. Dünya, bir timsahın üzerinde sere serpe uzanan toprak parçasından başka bir şey değil iken gökyüzü uçsuz bucaksız bir cennetti. Birçoğu yıldızlara âşık uygarlıklardı onlar. Kim bilir ki belki de bu aşk onları böylesine gizemli ve unutulmaz yapan şeylerden biridir!