Muhafazakarlık, hayatımızın içinde sıkça duyduğumuz, karşılaştığımız bir kavram. Bu kavramın karşılık geldiği bir sürü hareket, sembol ve pratikler var. Peki, nedir muhafazakarlık? Muhafazakarlıktan neyi anlıyoruz? Modernleşme olgusuyla beraber aydınlar, uzun yıllar sürecek tartışmalara girdiler. Bu durum aynı zamanda İngiltere ve Fransa’nın ulus devlet olma sürecindeki duruma da benziyordu. Çünkü ulus devlet tarih ve inşa ister. Cumhuriyet modernleşmesi bir diğer tabir ile Kemalist modernleşme radikal bir dönüşümdür. Geleneği tamamı ile reddeden bir modernleşmedir. Bu Kemalist modernleşme, Fransız Devrimi’nin doğurduğu jakoben modernleşmenin ta kendisidir. Yani halka rağmen halk için yapılan bir dönüşüm. Radyolarda, Türk musikisinin çalınmasının yasaklanması bu dönüşümü gösterecek örneklerden birtanesidir. Tabi unutmamak gerekir ki yine bu dönemde kadınlara verilen haklar dönemin Avrupa’sında dahi karşımıza çıkmaz.

Kemalist modernleşme geleneği, geleceğe hızlı gitmemizi engelleyen bir faktör olarak görmüştür. Özellikle 1930’lu yıllarda gündemi fazla meşgul eden bu tartışmada, muhafazakar modernleşmenin önemli isimlerinden Ahmet Hamdi Tanpınar: “Yeni bir hayat lazım! Ama sıçrayabilmek için dahi bir yere basmak lazım!” diyerek bu tartışmaya önemli bir yön vermiştir. Tanpınar’ın burada vurgulamak istediği şey “basmak” kelimesinde yatar. Bahsettiği şey; geçmiş ve tarihtir. Yine Türk Edebiyatı’nın önemli isimlerinden Yahya Kemal Beyatlı: “Kökü mazide olmayan atiyim!” cümlesi ile geleneksiz modernleşmenin olamayacağını vurgulamaktadır.

Bizim toplum olarak kavramları netleştirme hususunda oldukça fazla problemlerimiz var. Muhafazakarlık kavramı da bunlardan bir tanesi. Muhafazakarlık, herhangi bir şeyi süreklilik içinde korumaktır. Yani birçoğumuzun yanlış bildiği gibi değişime kapalı değildir. Muhafazakarlık, herhangi bir düşünce sistemi içinde de kendine yer bulabilir. Sadece dinsel bir görüş bağlamında kendini sürdürmez. Nasıl ki İslâm içerisinde muhafazakar eğilimli insanlar varsa, sosyalist kesim içerisinde de muhafazakar eğilimli insanlar olabilir. Yani muhafazakarlık aynı zamanda bir tavırdır, üsluptur.

Düşünsel bir rötuş yapacak olursak, Türkiye’de en çok sağ görüşlü partilerin kullandığı siyasal bir kavram olan muhafazakarlık aslında modernleşme kadar batılı bir kavram. Muhafazakarlığın fikir önderi devrin önde gelen İngiliz siyaset adamlarından Edmund Burke’dir. Ünlü kuramcı, Fransız İhtilali’nden bir yıl sonra yazdığı “Düşünceler” adlı kitabında ihtilalin yaratacağı dönüşümlere sert eleştirilerde bulunmuştur. Daha önceden denenmemiş olan yeniliklerin ülkeyi kaos ortamına sürekleyeceğini ifade etmiştir. İhtilal sonrası ortaya çıkan terör dönemi, Burke’nin varsayımlarını da haklı göstermektedir. Türkiye’de ise Şeyh Sait İsyanı, Menemen Olayı, Nasturi Ayaklanması gibi cumhuriyet rejimine karşı ayaklanmalar ortaya çıkmıştır.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulduğu ilk yıllarda, savaştan yorgun düşmüş, nitelik olarak eksik olan bir halk vardı. Harf inkılabı, şapka kanunu, köylülükten yurttaşlığa giden yol uzun ve meşakkatli bir süreçti. Ezanın ve Kur’an’ın türkçeleştirilmesi büyük tartışmalara yol açmıştı. “Nasıl olur da Allah’ın kelamı Türkçe’ye çevrilebilir?” gibi söylemlerin ayyuka çıkmasına sebep olmuştu. Atatürk’ün yapmayı amaçladığı şey aslında Martin Luther’in yolundan gidip herkese dinini kendi dilinde yaşatmaktı. Bu ve buna benzer diğer dönüşümlerin yegane amacı Türkiye Cumhuriyeti’nin yüzünü batıya çevirip muassır medeniyetler seviyesine getirmekten öte değildi. Ve unutmamak lazım ki bu dönüşüm yıllar süren tartışmalar, tecrübeler sonucu ortaya çıkan bir yol haritasıydı. Lakin binlerce yıldır oluşmuş kültürel değerler, bakış açıları, anlam sistemleri birkaç yılda değişmeyeceği için, ne yazık ki tümden yenilgiye yakın bir noktada kendimizi bulmuş oluyoruz.