Mu Kıtası Hakkında Varsayımlar

Pasifik Okyanusunda yaşanan bir tufan sonucu sulara gömüldüğü söylenen Mu kıtası “söylence bilim” anlamında kullanılan bir kavramdır. James Churchward’ın Mu Kıtası ile ilgili araştırmaları da bu söylencelerin derlenmesine dayanır. James Churchward’ın Tibet’te yaptığı araştırmalara dayanan ve bunlar hakkında yazdığı beş kitabına konu edilmiş olan ilk bulgularda Churchward, Hindistan tapınaklarında bulduğu yazı tabletlerini oradaki rahiplerden on iki yılda öğrendiği Naga Maya dili ile tercüme ederek elde ettiğini açıkladığı efsaneye göre Büyük Okyanus’ta, Asya kıtası ve Amerika kıtası arasında ve Avustralya’dan birkaç misli büyüklükte olup, yüksek bir uygarlığa evrildiği süreç sonrasında günümüzden yaklaşık on iki bin yıl önce bir deprem ya da tufan sonucu yok olmuş olduğunu belirtir.

Bilim çevrelerinde levha tektoniği konusundaki bilgi birikimine dayanarak Mu kıtasının Atlantis gibi bir efsane olduğu konusunda görüş birliği var. Nitekim levha tektoniğine göre kıtaları oluşturan silisyum aluminyum kayalar, okyanus diplerini oluşturan silisyum magnezyum kayalar üzerinde yüzerler. Büyük Okyanus dibinde Mu kıtasını kanıtlayacak herhangi bir silisyum aluminyum kayaya rastlanmaz. Fakat Churchward’ın iddia ettiğine göre Mu uygarlığının araştırmasına başlaması, Hindistan’da yaşanan kıtlık döneminde halka destek olmak için bir tapınak okulunun başrahibine yardım eder iken, adını vermediği gizli bir tapınağın arşivlerinde çok eski bir dilde yazılmış olan Naacal Tabletleri’ni okuması ile başlar. Söylediğine göre, bu tabletleri okuyabilme becerisini de yine o tapınakta bulunan bir Hint başrahipten öğrenmiştir. Churchward sonraki yıllarda, mineralog ve arkeolog olan Dr. William Niven tarafından Meksika’da ortaya çıkarılan tabletler üzerinde çalışmış ve Mexico City yakınlarında 1921 ile 1923 yılları arasında yapılan kazılarda keşfedilen iki bin altı yüz tablet, Tibet’te öğrendiği Naga Maya dilinde yazılmıştı.

Bu iddia ilk kez James Churchward tarafından ortaya atılmış, geçmişte üzerinde ileri bir uygarlığın bulunduğu, Pasifik Okyanusunda bir kıtanın varlığı konusundaki görüş, çeşitli belge ve bulgular mevcut olmak ile birlikte, henüz arkeologlar arasında yaygınlık kazanmamış bir görüştür. Çin’e ve çevre adalara kaçanların kitabelerinde bir de ilginç bir yazı var olduğunu öne sürer: “Kıtamız battı, biz de buraya kaçtık!

Hakkında birçok kişinin araştırma yaptığı efsanevi kıta ile ilgili günümüzde bilim dünyasındaki fikir birliği, Mu kıtasının var olmuş olmasının fiziksel olarak mümkün olmadığı ve iddianın bilimsel bir dayanağı olmadığı yönündedir.  Fakat Meksika’daki Theotihuacan Palenk Mabedi Piramidi’nin duvarına kazınmış bir yazıda Mu kıtasının batışı ise şöyle anlatılıyor;  “6 Kaan yılı Zak ayı II Maluk günü başlayan korkunç yer sarsıntısı, 13 Şuen’e kadar devam etti. Mu kıtası felakete kurban gitti. Mu ülkesi iki kere kalktıktan sonra bir gece çöktü, üstünü sular kapladı. Toprak birkaç defa havaya kalktı ve oturdu. Felaket, altmış dört milyon insanın ölümüne sebep oldu.”

Genelde bu iddiaların herhangi birini destekleyecek arkeolojik veya antropolojik bulgu bulunmamakta ve kolonilerine ve Mu kıtasının nasıl battığına ilişkin iddialar Mu varsayımını savunanlar arasında da genel bir kabul görmemektedir.