Hızla büyümekte olan müzik piyasası, teknoloji ve popüler kültür, sokak müzisyenlerini unutturup, müzik algısını değiştiriyor mu? Sokak müzisyenlerinin yok sayılmaları ve varlıklarını ortaya koyma çabaları günden güne değişmekte. Bunun etkisi olarak gösterilen unsurlardan bazıları teknoloji, gelişen ve değişen müzik piyasası ve popüler kültürdür. Teknolojinin günümüz dünyasındaki etkilerini her alanda görebilmekteyiz. Bu etkiden muzdarip olan ve gelişim etkilerini yitiren sokak müzisyenleri yaşam çarkının neresindedir?

Zamanında teknolojinin bizlere sunamadığı müzik siteleri, programları bu denli revaçta değilken, sokak müzisyenlerinin sokaktaki performanslarının daha ilgi çekici bulunuyor oluşu söz konusuydu diyebilmek yanlış olmaz diye düşünüyorum. Müzik piyasasının çeşitliliği boy gösterirken, teknolojinin gelişmişliği zamanımızı başka olgulara yöneltmemize sebep olmuştur. Bu aşamada teknolojinin hızlı gelişimi ve kolay ulaşılabilir oluşu, sokak müzisyenlerinin beğenilmesine, ilgi çekişine ket vurmuştur. Artık sokakta durup, müziği dinleyip, duyguyu paylaşıp, performansı izleyeceğimiz yerde Youtube’tan, Fizy’den, Spotify’dan ve benzeri gibi sosyal mecralardan yeni alanlar keşfediyoruz. Kimse sokak müzisyenlerine zamanlarından beş dakika ayırmak gibi bir tenezzülde bulunmuyor. Bu alanlarda bulunan müzik çeşitliliği, kolay ulaşılabilirliği, müziğin önemine ve bireylerin ideolojilerine yansıyıp değişimler yaratıyor.

Değişimlerin sonuçları üzerine müzisyenler ise, popüler olan hangi tarz ise o yola ani bir şekilde direksiyon kırabiliyor. Bu ani geçişler dolayısıyla müziğin yapısını etkiliyor. Teknolojik gelişimin beraberinde getirdikleri müziğe olan bakışları değiştirebiliyor. Nitekim teknoloji bizlere, müzik çeşitliliği, ulaşılabilirlik ve kazanç vaat ederken popülarite ile birleştiğinde kendi isteklerimize yabancılaşıp bambaşka bir yol izleyebiliyoruz. Bu yol bizleri tek tip bireyler haline getirirken, popüler olanı bizlere aşılarken kendi hayallerimize yabancılaşıp, yüzleşmemize olanak vermiyor. Amaç, sevilen ve istenilen müziği yapmaktan çıkıp, çevredekilerin kulağına hoş gelen, daha fazla para kazandıran, yeni ama yapay bir hissiyatla iç içe geçmiş bir müzik türünün oluşması halini alıyor. Bu durum ise özgün müziği kelepçeliyor; tek tip fakat popülaritesiyle para getiren bir müzik algısı yaratıyor. Dolayısıyla müziği, amaçtan çok bir aracı konumuna getirip, duygusuz bir forma sokup, samimilik içermeyen değişimlere sürüklenmesine sebep olabiliyor.

Müziğin, muftakta yemek yaparken, metrobüste kitap okurken, dışarıda sosyalleşirken dinlenilmesi onun ikinci plana atılıp, farkında bile olmadığımız bir ses haline dönüştürürken, müzik dinlerken başka herhangi bir iş yapmamamız, dinlediğimiz müziğe odaklanıp sergilediğimiz tutumlar maziye karışırken, bu anlayış ve eylemler şimdilerde zaman kaybı olarak nitelendirilebiliyor. Saatlerce müzik yapmakla uğraşan bireye ise kimse dönüp bakmıyor bile. “Nasılsa domates doğrarken dinleyeceğim” algısı veya sohbet halindeyken arkada çalan müziğin farkında bile olmayışımızın gerçeği müzik dünyasına olan bakışımızı şekillendirirken, özellikle sokak müzisyenlerinin varolma çabalarına rağmen görmezden gelinip, yok sayılması bizim farkındalığımızı törpüleyip, bencil bireyler haline getirip, etrafımızda olan bitene karşı yabancı bir tavır takınmamıza sebep olabiliyor. Bu davranış biçimlerini sergilerken, normalleştirmemiz, içselleştirmemiz göz göre göre kabul edip, hatta bunu yaşama biçimi haline getirip tepkisiz bireyler haline dönüşmemiz, dolayısıyla müziğe de, müzisyenlere de bakışımızı sınırlayıcı, sığ bir hale sokuyor.