Malumunuz ülkecek bir kısım müziksever olarak yıllardır konser konusunda yüzümüz gülmedi. Şimdi ise özellikle ülkenin içinde bulunduğu durum da göz önüne alındığında konserlere daha da hasret kalmış durumdayız. Son iki yıl içerisinde Türkiye’yi tehlikeli bulduğu için baştan gelmek istemeyenlerin yanı sıra bir de birçok konserini iptal eden grup ve sanatçı var. Haklılıkları ya da haksızlıkları tartışmaya açık bir konu ama burada bunu tartışmayacağız. Burada daha çok kendimizdeki hataları konuşacağız.

Dünyanın neredeyse her yerinde popüler müziğin en çok dinlenen müzik türü olduğu aşikar. Yaz konserlerine baktığınızda bile bunu görebilirsiniz. Pekiyi, alternatif müzik dinleyen kitle konser ihtiyacını nasıl karşılayacak? Elbette hiç konser olmuyor değil fakat kıyaslama yaptığımızda adeta okyanusta bir damla gibi kalıyor. Pekiyi, bunda bizim suçumuz hiç yok mu? Var efendim, hem de fazlasıyla var! Tabii bu durumda biz azınlık olan kısmımız diyenler olacaktır. Lakin bu düşünce tarzıyla zaten ilerlememiz mümkün değil.

Bir örnekle başlayalım. Öncelikle biliyoruz ki sanat, müzik ve sinema sektörü de parayla dönüyor. Ama gelin görün ki nedense kimse sevdiği grup ya da şarkıcı geldiğinde bile para vermek istemiyor. Konser haberleri duyulduğu an herkes hemen bir davetiye arayışına çıkıyor. Adeta bir düğün muamelesi yapılan konserlerin iş yapmayacağını düşünen organizatörlere burada hak vermemek mümkün değil. Elbette burada bahsedilen bütün bir kitle değil. Bunu yurt dışı festival ve konserlerine yatırım yapanları gördüğümüzde bile anlayabiliriz. O yatırımların Türkiye’deki konserlere yapılması da hiç fena olmaz!

İkinci bir sorun ise, elbette burada grup ve sanatçılara ödenen paranın da önemi fazla lakin festivallere getirilen isimler de artık dinleyicileri güldürür duruma geldi. Ama bunun sebebi yine bir nevi yukarıda saydığımız gerekçelere dayanıyor. Türkiye’nin imajı artık dış ülkelerde neredeyse yerlerde sürünecek duruma geldi. Özellikle son zamanlarda verilen büyük beyin göçü de malumunuz. Fakat burada kalanların da bir şekilde hayatına devam edip gerek sanatsal açıdan gerekse müzikal açıdan kendisini doyurması gerekiyor. Belki de müziğe ve sanata en çok yatırımı yapmamız gereken dönemdeyiz.

Yıllar önce organizasyon işindeki bir arkadaşımla konuşurken bizler neden Radiohead’leri ve türevlerini kendi ülkemizde dinleyemiyoruz dediğimde ilk olarak o grupların istediği paradan dem vurup, ardından da alternatif konser izleyicisinin ilk etapta konsere para vermek istemeyişine kadar uzandırmıştı konuyu. İşte tam olarak yukarıda anlattığım şeyi bir organizatörün ağzından duymuştum.

Önümüzdeki sezonun açıklanan konserlerine baktığımızda çok fazla bir tatmin duygusu yaratmasa da güzel isimlerin ülkemize gelecek olduğunu görüyoruz. Demem o ki; gelin biz destek olalım ve İstanbul yine eski güzel günlerine dönsün. Yine konser haberlerini okuduğumuzda içimize bir sevinç ve heyecan dolsun. Aylar öncesinden biletlerimizi alıp sabırsızlıkla konserin geleceği günü bekleyelim. Kim bilir belki yeniden öyle bir ayağa kalkarız ki sevdiğimiz grupları dinlemek için yurt dışı festivallerini iple çekmemize gerek kalmaz. Bir gün bir bakmışız Radiohead katı tavrını kırmış İstanbul’da konser veriyor. Bunları hayal olmaktan çıkaralım artık. Herkese müzik ve konserlerle dolu günler diliyorum.