Müzik hakkında genel olarak ortaya sunduğumuz düşüncelerimiz; kendi birikimlerimiz, dünyayı anlama çabamız, insana ve doğaya bakma açımız, tarih ve coğrafyadaki konumumuz ile orantılıdır. Farklı bir ifadeyle müziğin ne olduğuna dair tanımlama ve kavramsallaştırmalar, bizim kişisel düşüncelerimizi ve hayatı kavrama becerimizi ortaya koyar. Müziği tanımlamaya çalışmanın hiç de kolay olmadığı yapılan araştırmalarla ortaya konmuştur. Çünkü müzik de kültür ve benzeri kavramlar gibi muğlak bir anlam ve kültür merkezli kodlar içerir. Bu kodların çözümünde müziğin içkin yapısını anlamak önemli bir rol oynar.

Müziğin kültürel bağlamı aynı zamanda müzik eğitiminin de temelini oluşturur. Eğitim, bireye davranış kazandırma süreci ise, davranış yoluyla kazandırılabilecek alanlardan biri olarak müziği düşünebiliriz. Müzik eğitimi bireyin kendi yaşantısı içinde belirli bir alanda davranış kazanma becerisidir. Bir başka ifadeyle kültürümüzde var olan müziğin davranış yoluyla geliştirilmesidir. Müzik eğitimi bireye müzikal bir davranış, beceri kazandırırken aynı zamanda, bireyin eğitim formasyonu kazanmasına ve eğitimci adayı olmasının önünü açar. Süreç sonunda müzisyen adayı; sanatçı, eğitimci ya da amatör olarak faaliyet gösterebilir. Kültür, eğitimi ve müziği şekillendirdiğine göre, müziğin ileriki yaratı sürecindeki içeriğini de belirlemesi söz konusudur. Hangi kültüre ait isek ve/veya hangi kültürden beslenirsek o bağlama uygun müzikal beğeni ve üretim yapmamız kaçınılmazdır.

Müzik eğitiminin bir ustalık ve beceri kazandırmasının yansıra müziğin eğlenceye dönük sanat dışı etkinlik olarak algılanması yaygın bir kanıdır. Bu nedenle müziğin ve müzisyenin sınıflandırılması daima gündeme gelmiştir. Nitelikli müzik, eğlence müziği, eğitim müziği vb. gibi… Müzik eğitiminin temelde öğretmen odaklı olması aslında formel eğitimde ve/veya usta-çırak ilişkisinde bilgiyi aktaran birinin zorunluluğundan kaynaklanır. Kültürleşme yoluyla da öğrenme gerçekleşebilir. Fakat müziğin bireye yönelik davranış kazandırma ediminde öznenin olması şarttır. Müzik eğitimi aynı zamanda sanat eğitimidir. Bazı filozoflar müziği farklı bir kategori ile değerlendirse de müzik, sanatın bir parçasıdır.

Eğitimcinin ya da öğretmenin niteliğinin, öğrenciye olan etkisi, süreç sonundaki bireyin gelişiminde açıkça görülür. Özellikle nitelik konusunun vurgulanmasına rağmen aslolan, öğretmenin etkili biçimde öğrenciye olan katkısıdır. Etkili bir öğretmenin eğitim sürecinde planlanan ve uygulanan hedeflerin öğrenciye olan katkısı sürecin başarısının temelidir. Öğrenci, yani müzisyen adayı planlanan eğitim dâhilinde iyi bir müzisyen, iyi bir dinleyici ya da iyi bir müziksever olarak varlığını sürdürür. Eğitimcinin niteliği dediğimizde sadece sınıf başarısından değil, aynı zamanda çok yönlü ve donanımlı bir modelden söz ettiğimizi belirtmek gerekir. İyi bir model, iyi bir eğitim sürecinde adayın gelişiminde pozitif katkı sağlar. Bu noktada anahtar kavram, iletişimdir. Sağlıklı bir iletişim eğitimde olmazsa olmazların başında gelir. Müzikal iletişim bir yan alan olmasının yanında aynı zamanda pozitif bir süreci ifade eder. Müziğin genel kabul gören diğer yanı da bir dil olmasıdır.

Müzik eğitimi elbette ki temel müzik eğitiminin yanı sıra aynı zamanda örgün eğitimde var olan derslerden biri olarak da önemlidir. Sonuçta müzik ile ilgili davranış kazandırma, planlı programlı müzik eğitimi ile mümkündür. Bireye kazandırılacak olan istendik davranış ancak planlı bir müzik eğitimi ve bunun uygulayıcısı olan öğretmen ile gerçekleşir. Öğretmen motivasyon konusunda öncelikli olmasına rağmen aile, çevre ve benzeri faktörler de müzik eğitiminde ikincil derecede önemlidir.

Müzik eğitiminin önceliği aynı zamanda onun işlevsel anlamda yararlı olduğu görüşünü de beraberinde getirir. Müzik eğitimi bireyin gelişimine bir nitelik kazandırmanın ötesinde, kişilik gelişimine psişik düzeyde katkı sağlar. Müziği rasyonel değerlendirmenin ötesinde ontolojik bir süreç olarak ele almak ve bu doğrultuda anlamlandırmak gerekir. Bir başka değişle müzik, insana özgü doğallık içeren eylemdir. Müziğin estetik temelli olması; kültürel, bireysel, toplumsal nitelikler taşıması onun belirleyici özelliklerindendir. Bu özellikler nedeniyle, müzik aynı zamanda genel eğitimler içinde bir araç ve eğitim alanı olarak da önemlidir. Müzik eğitimi bireyin sosyal ve fiziksel gelişimine katkı sağladığı gibi aynı zamanda algılama yeteneğini de geliştirir. Satranç, zekâ oyunları, matematik vesaire alanların yanında notaların birbirleriyle olan ilişkisinin kavranma mücadelesi, algı kapılarımızın çerçevesini genişletir.

Müzik eğitimi algılama, yorumlama, sentezleme, uyum, paylaşma, kendini ifade edebilme, problem çözme yetenekleri sağlamanın yanında yaratıcılığın gelişmesinin de önünü açar. Bu nedenle müzik toplumsal yapı içinde bireyler açısından ayrı bir öneme sahiptir. Her ebeveyn çocuklarının mutlaka müzik alanıyla ilişki kurması yönünde çabalarda bulunur. Çalgı eğitimine yönelme bunun bir sonucudur. Çalgı eğitimi profesyonel ya da hobi amaçlı olabilir. Fakat sonuçta bu eğitim süreci bireye müzik kültürü ve estetiği kazandırır.
Çalgı eğitiminde temel hedef; çalma, dinleme, okuma, anlama ve yeni bilgiler oluşturma olarak tanımlanabilir. Örgün müzik eğitiminde temel hedefleri düşündüğümüzde, tüm sürecin sistematik ve planlı olduğunu kabul etmek zorundayız. Çalgı eğitimi tek boyutlu bir eğitim değildir. İşitme, kuram, çalma gibi becerilerin de içinde yer aldığı çok yönlü ve karmaşık süreci kapsar.

Müzik özel bir alan olsa da genel olarak bir sanat edimidir ve bu nedenle estetik, yaratıcılık, tekrarlama gibi kavramlarla ifade edilir. Müzik eğitimi içinde yer alan aday sadece çalgıyı çalmakla kalmaz aynı zamanda, o çalgının sınırları içinde, estetik yaratım becerisini de beraberinde geliştirir. Böylece başlangıçta var olan sınırlı beceri edimleri, zamanla çalgıda ustalaşmaya ve sanatçı olma yolunda mesafe kat etmeye doğru yönelir. Müzik eğitimi bu noktada, eğlence aracı, meslek edinme sürecini aşarak, sanat ve sanatçı olma hedefine ulaşır.

İlk, orta ve lise programlarında yer alan çalgı eğitimi, tıpkı yaygın eğitimde olduğu gibi aslında belirli bir beceri kazanmaya yönelik gibi görünse de sadece müzik beğenisini artırmanın ötesine geçememektedir. Bunun çok değişik nedenleri olsa da nihayetinde belirli ve sınırlı sürede yapılan haftada tek derslik müzik eğitiminden mucizeler beklenmemesi gerekir. Mesleğe yönelik eğitimde ise beklentiler ve beceriler farklılaşır, Bunları başaranlar sanatçı-müzisyen olarak sanat alanında kendilerine yer bulurlar. Çünkü bu tarz bir süreç bireyi müziğin içine çekerek yaşamın parçası olmasını sağlar. Artık onun için müzik sadece sanat alanı değil, aynı zamanda nihai hedeftir.

Çalgı eğitiminde temel beceriler; doğru tutuş, vücut pozisyonu, entonasyon, müzikal kültür, toplu çalma becerisi, algılama ve benzeri özellikler söylenebilir. Tüm bu becerilerin çalgıcı adayına kazandırılması zahmetli, zor ve uzun bir süreçtir. Bu süreçte temel kaynak eğitimcidir. Eğitimcinin çalgıcı yetiştirme sürecinde karşılaştığı zorluklar, genelde aynı olsa da eğitimin bireyselliği sorunları farklılaştırır. Eğitimde temel olan eğitimcinin, sorunların üstesinden gelebilmesi donanımlı olması ile mümkündür. Her eğitimci aynı zamanda iyi bir araştırmacı ve uygulayıcıdır. Eğitimde var olan yenilikleri takip etmek, farklı kuramlardan haberdar olmak nitelik açısından önemlidir. Sıradan ve tutucu bir gelenek bağımlılığı eğitimi sürecini zorlaştırarak sonuca giden yolu engelleyebilir.

Eğitimcinin donanımlı olması, yeniliklere açık, günceli takip eden, kendini geliştiren, işbirliği yapan, öğrenciyi motive eden özelliklere sahip olması demektir. Tüm bu özelliklerin dışında öğrencinin çevre ve ailesi tarafından desteklenen, motive edilen koşullar içinde eğitimine devam etmesi gelecekteki çalgı eğitimlerinin başarıya ulaşmasında önemli katkılar sağlayacaktır. Müzik eğitimi son noktada ciddi bir süreci kapsayan ve toplumsal yapıda özel bir konuma sahip estetik beğeninin vazgeçilmez parçasıdır. Müzik eğitimini tek boyutlu ve profesyonel düzeyde düşünmek doğru olmaz. Toplumun her kesiminden bireylerin müzik ile tanışması değişik yollarla mümkündür. Bir konsere gitmek, çalgı eğitimi almak, aile içinde müzik ile ilgilenen birinin olması, çevrenin müzik etkinlikleri müzik birey ilişkisi için önemli bir adımdır. Elbette ki burada estetik düzlemde “hangi müzik?” sorusu akla gelebilir. Sorunun tek ve basit bir cevabı olmasa bile, kültürel etmenleri dikkate alarak, müzikten beklentilerimiz bu soruya cevap vermemizi kolaylaştırır.

Müzik eğitimi sürecinde bireyin müzikal beğenisinin de değişebileceğini unutmamak gerekir. Sanatta anlamadığımız, kavramadığımız her şey bizi ondan uzaklaştırır. Anlamak, kavramak estetik duygularımızın tetiklenmesine yardımcı olur. Herhangi bir müzikal motifin, eserin bizde bırakacağı duygu, geçmişten edindiğimiz birikimlerimizin de bir sonucu olarak karşımıza çıkar. Locke’un “tabula rasa” söylemine göre hareket edenlerin çocuklarına daha doğmadan beğenilerine göre müzik dinletmeleri de ayrı bir tartışma konusudur.

Müziği tanımlamanın zorluğu ona yüklediğimiz anlamlarla orantılıdır. Bu konuda çok değişik görüşler mevcuttur. Müziği tanımlama çabasında ortaya çıkan bakış açıları farklı teorik kalıplara göndermeler içerir. Ruhsal arınma ontolojiye, duyuların dili iletişime, sözel yapının mesajları rasyonaliteye kaynaklık eder. Genel olarak tanımlamada dikkat çeken özelliğin duygulara hitap etmesidir. Müzik her ne kadar duygularla bağlantılı olsa da, doğa ile ilişkisindeki yapısal özellikler onu bilimsel alanla ele almamızı da sağlar. Tüm bu açıklamaların sonucunda müziğin üretim aşamasından tüketimine kadar olan serüveninde niteliğin ön plana çıkmasının eğitim ile olacağını kabul etmemiz gerekir. Müzik eğitimi geleneksel ve formel yollarla olabilir. Nasıl olursa olsun sanat alanlarının geçişkenliği göz önüne alındığında müziğin salt yapısal ve edimsel eğitiminin kısır kaldığını görürüz. Müzik eğitimi; sanatın tüm alanlarıyla ilişkilendirildiğinde başarıya ulaşacaktır.