Müziğin edebiyat ile ilişkisini irdelemeden önce, aslında sanatın kendi içinde ciddi olarak yapısal bir bağlantı ağı olduğunu söylemeliyiz. Her sanat alanı kendini bir başka sanat alanı ile besler. Sanatın kendi içindeki ilişkisini hiyerarşik olarak da ayırmak mümkündür. Gerçi bu ilişkinin hiyerarşisi nereden baktığınıza göre değişir. Arthur Schopenhauer müziği sanat hiyerarşisinde en üste koyar. Ona göre müzik ontolojik olarak katarsis görevi üstlenmiştir.

Schopenhauer’e göre müzik önem ve değer açısından diğer sanat dallarını aşar. Çünkü müziğin yapısal özelliği, metafizik bir karakter taşır. Bir filozof olarak Schopenhauer müziğe diğer sanat dallarından daha fazla önem verir. Kendisi de her fırsatta flüt çalarak ruhunu dinlendirme egzersizleri yapar.

Sanat dalları ilişkilerinde, resim-müzik, sinema-resim, edebiyat-tarih ve benzeri bağlantılar yapmak pekâlâ mümkündür. Müziğin her alanla çok rahat olarak bağlantılı olduğunu söyleyebiliriz. Seslerin ve sessizliğin üzerine kurulmuş olan bir sanat, her alanla ilişkilendirilebilir. Bu nedenledir ki müzik, soyut ve somut olarak tanımlanır.

Müzik edebiyat ilişkisi kadim zamanlardan beri var olagelmiştir. Bazen müzik edebiyata, bazen de edebiyat müziğe yönelerek yaratılarını zenginleştirmişlerdir. Andre Gide, sanata olan ilgisi ile çevresindekileri etkilemiştir. Chopin Üzerine Notlar çalışması müzisyenler için başvuru niteliğindedir. Ayrıca “Pastoral Senfoni” romanında yaşamın senfonik-çoksesli bir irdelemesini yapar.

Lev Nikolayeviç Tolstoy, Beethoven’den etkilenmiştir. Bestecinin Kreutzer Sonatı yazarın aynı isimde bir roman yazmasına neden olmuştur. Romanda toplumdaki ahlak anlayışının değişimi ve bu nedenle yaşanan sancılar ele alınır.

Beethoven’ın piyano-keman sonatı olan Kreutzer Sonat’ını, önce Bridgetower’e ithaf eder. Daha sonra ikilinin bir kadın nedeniyle tartışıp küsmeleri sonucu, Beethoven eseri, Rudolphe Kreutzer’e ithaf etmiştir.

Hermann Hesse “Gertrud” adlı romanında müzisyen bir karakter üzerinden kurgulamasını yapar. Yazar klasik müziğe olan tutkusunu bu çalışması ile taçlandırmıştır.

Müzik edebiyat ilişkisinde ilk akla gelenlerden bir diğer konu da klasikler arasında olan opera ve bale konularıdır. “Romeo ve Juliet”, “Anna Karanina”, “Faust” ve dahası birçok eserler müzisyenlerin her zaman başvurdukları edebi eserlerden olmuştur.

Shakespeare’in eserleri tüm klasik müzik bestecilerine kaynaklık etmiştir. “Romeo ve Juliet” adlı eseri, Prokofiev tarafından bale müziği için bestelenmiştir. Yine Prokofiev tarafından Tolstoy’un “Savaş ve Barış” adlı romanı opera eseri olarak sanat alanına sunulmuştur.

Goethe’nin edebiyat klasiği olan Faust eseri, Charles Gounod tarafından beş perdelik bir opera olarak bestelenmiştir.

Shakespeare eserleriyle müzik tarihinde onlarca besteciye ilham kaynağı olmuştur. Müzisyenlerin repertuvarlarında Shakespeare’in eserlerinden mutlaka birisinin yer aldığını görmek mümkündür. Hector Berlioz’un Kral Lear Üvertürü, Camille Saint-Saëns’ın VII. Henry operası ve pek daha fazla eserleri Shakespear gibi bir edebiyatçının müzik tarihindeki yerini anlamamıza yardımcı olur.

Richard Georg Strauss, Ünlü filozof-düşünür Friedrich Nietzesch’nin “Böyle Buyurdu Zerdüşt” adlı insan ve yaşama dair önemli bir çalışmayı senfonik şiir olarak müzik dünyasına kazandırmıştır.

Bizim edebiyat tarihimizde önemli bir yere sahip olan Halit Ziya Uşaklıgil müzisyenlerin başvurduğu yazarlardandır. Müzisyenler açısından dikkat çekici özelliklerinden biri de yazı üslubudur. Anlatımı sıradanlıktan çıkarmak için, devrik cümle, eksiltilmiş cümle kullanmış ve bazen alışılmışın dışına çıkarak sıfatları isimlerin sonuna getirmiştir. Böyle bir teknik müzisyenler için de dikkat çekicidir.

Halit Ziya Uşaklıgil’in “Aşk-ı Memnu” adlı eseri Selman Ada tarafından iki perdelik opera olarak bestelenmiştir. Reşat Nuri Güntekin’in “Dudaktan Kalbe” romanı, Çetin Işıközlü tarafından üç perdelik opera olarak sahnelenmiş başarılı bir opera edebiyat ilişkisi örneğidir.

Sanat alanı genel olarak klasik olanla ilgilendiği için, popüler olan ve pop alanı daima farklı olarak ele alınır. Fakat söz konusu bir ilişki ise tüm boyutların irdelenmesi daha verimli olur. Müzik edebiyat ilişkisinde de yeraltı edebiyatı ya da müziği arasında da sıkı bir ilişki bulunur. Bazen müzik yeraltı edebiyatını sözleri ile besler. Bazen de yeraltı edebiyatı müziği konularıyla besler.

Jean Nicholas Arthur Rimbaud  sembolizmin önemli temsilcilerinden ve aykırı şair olarak bilinir. Jim Morrison, The Doors’un solisti ve söz yazarı olmasına rağmen şiir kitapları da vardır. Morrison ve birçok müzisyen Rimbaud’dan etkilenir. The Doors’un adının da Aldous Leonard Huxley’in, “The Doors Of Perception” adlı kitabından esinlenilerek konulduğu söylenir.

Rimbaud, Bob Dylan, Jim Morrison, Leoferre gibi birçok müzisyeni etkilemiştir. İngiliz müzisyen Steven Patrick Morrissey, edebiyat ustalarından Oscar Wild’den etkilenmiştir. Müzisyen Nick Drake, varoluşçu, filozof ve yazar Albert Camus’dan etkilenmiş ve öldüğünde “Sisifos Söyleni” adlı kitabı başucunda bulunmuştur. Kendisi için bu kitap bir manifesto niteliğindedir. Nick Cave, Patti Smith, Leonard Cohen ve birçok müzisyen, edebiyat alanında da eserler vermişlerdir.

Müziğin edebiyat ile olan ilişkisi yalnızca sözel anlamda değil, göstergebilim ve semantik açıdan yüzyıllardır süregelen bir birliktelik olarak ele alınmalıdır.