Ruh Hazlarının İzafiyeti: Müzler ile Müzik

Yunan mitolojisinde sıklıkla karşımıza çıkan müzlerden bahsetmek istiyorum. Mitoloji sözlüklerinde “mousalar” veya “mousailer” diye geçen periler, tabiatın dişi esprileri… Müzik ve müze kelimeleri ile de müştak aynı zamanda bu kelime. Çünkü, bu periler dünyadaki tüm şairlerin ilham kaynağı aynı zamanda. Önce mousaileri tanıyalım. Mousailer, Mnemosyne ile Zeus’un kızlarıdır. Mnemosyne, hafızanın kişileştirilmiş şeklidir ve Ouranos’la Gaia’nın kızıdır. Mnemosyne’nin, hafıza manasına gelmesi mühim, zira müzeler de geçmişin hafızasıdır aslında. Müzik de, ruhun hafızasıdır belki de. Dokuz Mousailer olduğunu söyleniyor. Aslında bu konuda pek çok da rivayet var. Kesin olarak dokuz adet olduğunu söylemek mümkün olmasa da daha güvenilir olanı böyle olduğu yönünde. Bunlar Kalliope-Destansı Şiir, Klio-Tarih, Polhymnia-Pandomim, Euterpe-Flüt, Terpsikhore-Hafif Şiir ve Dans, Erato-Lirik Koral, Melpomene-Tragedya, Thalia-Komedi, Ourania-Astronomi.

Her birinin farklı tarzda görevleri var, Mousailer’in görevleri bunlar. Pierre Grimal’in verdiği bilgilere bakar isek, Mousailer’in pek çok çeşidi olduğunu da görürüz. Grimal şunları söyler; “Başlıca iki grup Mousa vardır: Trakya’da Peria, Mousaları ile Boiotia’da Helikon yamaçlarında yaşadıkları söylenen Mousalar; Olympos yakınlarında yaşayan birinciler, genellikle şiirde Peiridler adı ile anılırlar. Bunlar, Orpheus mitosu ile ve Trakya’da özel bir önem kazanmış olan Dionysos kültüyle ilişkilidirler. Helikon Mousaları ise, doğrudan doğruya Apollon’a tabidirler. Hippokrene pınarı çevresinde onların şarkılarını bizzat Apollon yönetir.

Başka ülkelerde, başka Mousa grupları da bulunuyordu. Delphoi’de ve Sikyon’daki Kharitler örneğinde olduğu gibi, bazen onlara sadece üç tane olarak rastlanır. Lesbos’ta, Yedi Mousalara tahsis edilmiş bir kült bulunuyordu. Grimal’in verdiği bilgiler bu yönde. Peiridler, Dionysos kültüyle ilişkililer. Dionysos bağ, şarap ve mistik vecd tanrısıdır. Helikon Mousaları Apollon’a tabiler. Apollon ise, sanki böyle daha bir akılcılığı temsil ediyor. Apollon, Orpheusçu dinin tanrısı durumundadır. Böyle daha bir mistik tarafı var yani. Müziklerde Kitaro, Ross Daly tarzı veya daha progresif müziklerin ilham kaynağı, Helikon Mousaları; daha hareketli müziklerin ilham kaynağı ise, Peirid Mousalarıdır belki de. Çünkü, şarap ve mistik vecd bana daha bir hareketliliği, Orpheusçu dinin tanrısı Apollon’un yönettiği perilerin müzikleri ise, daha bir dinlendirici, tefekkür ettirici müziği çağrıştırıyor. Sanki böyle olmalı gibi.

Hesiodos der ki: “Çünkü Musalar bana söylenemeyecek şeyleri şiirsel bir şekilde nasıl dillendireceğimi öğrettiler.” Theogonia’da ise Mousalar hakkında, “İçime tanrısal sesler doldurdular!” der Hesiodos. Mousaların şarkı söylemekten başka hiçbir işleri yoktur. Tanrıçaların büyüleri mutlu eder insanları; yani müzikleri. Müziğin etkileyiciliğine bir misal de doğudan: Bir veli ney sesini duyunca bayılıyor. Kendine geldiğinde, “Allah’ım! Nasıl da dinleyebiliyorlar!” diye hayretini ifade ediyor.

Müzik, ruhun kendi resmini eşya ve hadiselerin muhtevasına çizmesinden ibaret bir olay aslında. Şuur seviyesinin her değişiminde gerçeklik seviyesinin de değişmesi, bir müziğin kulaktan kulağa, ruhtan ruha hitap etmesi demek. Aynı zamanda bu, müziğin izafilik ve evrensellik yönünü de sergiliyor. Şuur kelimesi şiir kelimesi ile müştak ve Mousalar şiir perileri. Yani şuur seviyesi aynı zamanda şiir seviyesi de demek olabilir ve şiir seviyesinin her değişiminde, yani bedii idrakin her artışında gerçeklik seviyesi de değişir. Yani mesela cam vardır, pusludur ve arada olduğunu belli eder, ama biraz daha silinir ve tertemiz olan camı fark edecek keskin göz pek az kimsede vardır. İnsan camı fark etmeyebilir ve çarpabilir. Çarpana kadar o cam orada yoktur. Şiir seviyesinin her değişiminde…

Şiir seviyesi, insanda Dionysos tarafı ile Apollon tarafının baskınlıkları ile alakalı bir olay. Ruhta cereyan eden iki hadise vardır: Biri, ruhu çok hareketlendirir, insan yerinde duramaz ve düz duvara tırmanmak ister. Diğeri ise, daha bir dinlendirici, tefekkür ettirici tarzda olan harekettir. Bu, insanı daha uzak yerlere götürür. Daha farklı şeyler üzerinde tefekkür ettirir. Müzik, şuur seviyesinin artışıyla kendini hissettiren bir akış aslında. Yani bir çocuğa ninniler hoş gelir, ama belli olgunluğa erişmiş bir ferde ninni dinletemezsiniz, tabiata aykırıdır. Çocukta zihni veya ruhi bazı sıkıntılar olması gerekir ninni dinleyip zevk alabilmesi için. Bunun gibi müziği üreten ruhun seviyesi ne kadar yüksekse ve ürettiği müziğe kendi seviyesini ne kadar yansıtabiliyor ise bir ruh, fertlerde oluşturduğu etki de o nispette olacaktır.

Müzik, ruha tesir eder. Ruha tesir eden her şeyin insanı esir edebilmesi gibi doğal olarak müzik de insanı esir edebilir. Yani mesela müzik, insanda din yerine geçebilir. O derece bir etkileyiciliğe sahiptir. Belki bunun sebebi müziğin mousailar ile olan alâkasıdır. Çünkü her biri birer peri. Her biri birer tanrının emrinde. Müzik, hitap olarak akla değil de ruhadır bu yüzden. Zaten tesiri akıldan ziyade kalbe yöneliktir. Kalpte uyandırdığı tesirler ile insanlara pek çok şey yaptırabilir. Mesela “Gloomy Sunday” şarkısı. Birçok kişinin intihar etmesine sebep olduğu iddia edilen bu şarkı bir dönem yasaklanıyor.

Sanat, ruhi çabadır. Müzik, bu ruhi çabanın verimlendirilmiş türlerinden biridir. Mitolojik veriler bize, bu ruhi çabanın verimlendirilmesi döneminde mousalar denen tanrıçaların, birer esin kaynağı görevi gördüğünü ifade ediyor. Hatta bu kavram farklı tarzdaki şeylerin tanımı olan cümlelere kadar tesir ediyor. Müze ve müzik gibi. Hafızanın kızları olan tanrıçalar, insanın hakiki hafızası olan kalbe saldırıyor. Yani direkt olarak ona tesir ediyor. Ruhun yayımlanmamış biçimlerini ifade ediyor bu tanrıçalar. Ve esin kaynağı oldukları kişilere de ruhun bu yayımlanmamış biçimlerinden bazı parçalar hediye ediyorlar. Tıpkı Hesiodos’un dediği gibi. Mousalar ona şiir yazmayı hediye ediyor.

Normal cümleler ile ifade etmesi mümkün olmayan şeyleri şarkı şeklinde ifade edebileceği bir esin. Bu demektir ki; şiir ve müzik gibi şeyler aynı zamanda ruhun yayımlanmamış biçimlerinin bazı parçaları. Yani biz ruhun tümünü göremiyoruz. Hatta bazı kısım insanlar ruhu bile inkar noktasına varıyor. Hani “İnsan yemek yemeden yaşayabilir!” tezini ortaya atmak kadar komik bir durum. Her neyse onları eleştirecek değilim. İşte tümünü göremediğimiz ruhun kısımlarından biri de şiir gibi, müzik gibi şeyler. Şiir de, müzik de harmoni ile alâkalı şeylerdir aynı zamanda. Şiirde kelimeler arasında veya kafiyeler arasında bir uyum olmalı. Müzikte de ritimde bir uyum olmalı. Riffler hoş olmalı, insanı etkileyebilmeli. İşte ruhun biçimlerinden bu iki şey aynı zamanda bize direkt olarak ahenk kavramını da çağrıştırıyor. Ahenk, bu durumda direkt olarak ruh ile alakalı bir kavram olarak ortaya çıkıyor.

Ruhtaki ahenk, insan davranışları arasındaki uyumluluğu ifade eder. İnsan davranışları arasındaki dengesizlik, o ruhta bir ahenk problemi olduğu manasına gelir. Kâinatın bir ahenk içerisinde olması, güneşin doğuşunda ve batışında bir ahenk olması, havanın kararmasında bir ahenk olması. Bir şeyin sonu yaklaşırsa o şeyde ahenk problemi ortaya çıkar. Mesela Mousalar ilhamı keserse sanatçının ürettiği şeyler uyumsuz olur, eski tadı vermemeye başlar. Bunun gibi bir insanda da ruhi ahenksizlik bize o kişide bazı şeylerin sonunun yaklaştığını ifade eder. Dikkat edelim, dünyadaki ahenk de kaybolmaya başladı. Peki, tüm bu ahengin kaybolma sebebi ne? Bu da direkt olarak Mousalar ile alakalı. Müzikteki ahengin kaybolması, artık doğru düzgün şairlerin piyasada kalmaması… Bunlar bize neyi gösteriyor? “Şiir dünyanın en beleş işi haline geldi!” diyordu bir fikir adamı.

Her şeyde ahengi birer birer yitiriyor olmamız bize şunu öğretmeli aslında: Hepimiz kendi Mousalarımıza sahip çıkmalıyız. Yani kendi harmonimizi, ahengimizi, uyumumuzu yitirirsek aslında bizim de sonumuz yaklaşmış demektir. Bunu ölüm olarak almamalı. Zaten ölüm de bir son değildir. Ölüm, ruhi hayatın başlangıç noktasıdır. O kısımda beden yok yani. Neyse bu da konumuz dışı. Demek oluyor ki bir insan kendi harmonisini korursa kendi sonunu da uzaklaştırmış olur. Ama kendi harmonisini kaybederse kendi sonunu da getirmiş demektir. İsmet Özel’in dediği çok doğru bir cümle var; “Bir milleti köleleştirmenin en etkili yolu o milletteki ahengi bozmaktır.” Bu tarzda bir cümle. İşte insan, kendi ruhi ahengini kaybederse kendini başka şeylere köle olmuş olarak bulacaktır. Bu nedir bilemeyiz. Kendi olmak isteyen bir insan, her şeyden önce harmonisine sahip çıkmalı. Bu da direkt Mousalar’a sahip çıkılması gerektiğini ifade eder. Mousalar’a sahip çıkılması da kaliteli müzik dinlemesi gerektiğini ifade eder bir insanın. Yani insan kaliteli müzik dinledikçe kendi ruhi uyumunu sağlar. Peki, kaliteli müzik hangisi? İşte bu da, ruhun hazlarının izafiyetini ortaya koyan bir şey. Her şeyde kalite, ama hangisi kalite? İşte belki bizim için kalite olan şeyi de ruhun yayımlanmamış biçimlerine sahip olan Mousalar daha iyi biliyordur. O halde acaba onların tavsiyesine mi uysak?