Beyin, kafatasında bulunup organizmanın işlevlerini denetleyen, duyum ve bilinç merkezi olan organdır. İnsan beyni ortalama bin iki yüz ile bin beş yüz gram arasında değişmektedir. Tarihin en çok merak edilen beyinlerden birine sahip olan Albert Einstein 1955’te öldüğünde beyni bin iki yüz otuz gram olarak ölçülmüştür. Belki tarihin en zeki insanlarından biriydi ancak ağırlık olarak ortalamadan pek farkı olmayan bir beyne sahipti. Ölümünden sonra Einstein’ın beyni, Doktor Thomas Harvey tarafından bir kavanozda saklanmış ve üzerinde çeşitli araştırmalar yapılmıştır. Einstein’ın beyninin hafıza ve üst düzey düşünme ile ilgili kısmında çok fazla kıvrım olduğu görülmüştür. Einstein’ın kavanozda saklanıp, yüzlerce parçaya ayrılıp, üzerinde yeterli araştırma yapılamayan ve filmlere konu olabilecek beynini bir yana bırakacak olur isek; insanı insan yapan şey beyninden öte bir şeydir.

İnsanı hayvanlardan ayıran şey, zekalarının esnekliği ve yeni duruma göre kendini uyarlayabilme özelliğidir. Duygu, düşünce, hareket ve daha birçok şeyin merkezi beyindir. Bilincin merkezi de beyindir. Tüm duygu hallerini, duyarlılığı ve farkındalığı ifade etmektedir. Bilinç, davranışlarda kendini göstermektedir. Bir beceri kazanırken bilinçli zihin devreye girmektedir. Beceri reflekse dönüşüp otomatikleştikçe bilinç düzeyi azalmaktadır. Bilinçli olarak yapılan tüm işlemleri bilinçaltı da yapabilmektedir. Özellik gündelik yaşantımızdaki rutin işlerde bilincin müdahalesi oldukça azdır. Dolayısıyla programlama ile yapılan bu tür işlerde bilinç dışı işleyen düzeneğe güvenilmektedir.

Bisiklete binmeyi, okumayı, tenis oynamayı veya araba sürmeyi öğrenirken bilinç tamamen açıktır. Bilinçli zihin, beceriler geliştirilip otomatikleştikçe ortadan kalkmaktadır. Araba sürerken bazen vitesi yükselttiğimizin ya da şerit değiştirirken direksiyonu çevirdiğimizin farkında dahi olmayız. Beceriler yapıldıkça beyin eğitilir ve hareketler tek tek ayırt edilemeyecek hale gelir. İlk zamanlar hareketlerin hepsini düşünerek yapan insan, yapılan iş devrelere kazındıkça düşünme gereği duymaz. Hızlı ve verimli beyinlerin düsturu da budur.

Özellikle profesyonel sporcularda çok hızlı ve başarılı olma zorunluluğu bulunmaktadır. Bir röportajında Sergen Yalçın, futbolla tanıştığı ilk yıllarda kağıda bir saha çizdiğini söylemiştir. Ardından bu kağıda farklı pozisyonlar çizerek bunları sonuçlandırdığını ifade etmiştir. Profesyonel tenisçiler ise yüksek hızdaki küçük bir topu takip edip düşeceği yeri kestirmekte ve o topu tekrar filenin üzerinden karşı sahaya geçirmektedir. Bunları yapabilmek için tenisçinin oldukça az düşünmesi ve adeta robotlaşması gerekmektedir. Teniste başarılı servis atan rakibinize bu kadar başarılı servis atmak için ne yaptığını sorduğunuzda, rakibiniz servisin mekaniklerine dalıp size anlatmaya çalıştığı an batacaktır.

Hareketler öncelikle tek tek yapılmakta ve zamanla beynin devrelerine kazınmaktadır. İşte ustalaştıkça bilinç yerini bilinç dışı işleyen bir düzeneğe bırakmaktadır. Böylelikle netice itibariyle hızlı ve verimli olmanın ilk şartı bilinci devre dışı bırakacak otomatikliğe kavuşmaktır. Şimdi soruyorum; ne kadar bilinç?