Herkesin bam teli vardır. Bir an, bir gün veya bir yaşanmışlık anı. Bir çığlık ya da bir durak veya bir isyandır. O bam teline basıldığı andan itibaren yaşama bakışı, yaşamda duruşu, umutlanışı da umutsuzluğa düşüşü de haykırışı da farklılık gösterir bir önceki hâlden. Bam teline basıldığı an kişinin miladıdır. Ya basılmıştır çok önceden ama birdenbire fark edilir ya da öyle bir yerdir ki bam telinin uğradığı daha önceki hiçbir yere benzemiyordur.

Öfke bam teline basılan bir insanı harekete geçiren en birincil duygudur. Öfkeliysen değiştirir, öfkeliysen düşünür, öfkeliysen elini taşın altına koymak ister, öfkeliysen çare arar, öfkeliysen kendinden çıkar ve gördüğüne doğru yürürsün. Öfkelenmeden yaşamak mümkünse de bu yaşama uğramadan yaşamak belki de en sağlıklısı. Ayık kalmak için en sağlıklısı. Öfkenin dirildiği o nokta bazı günler ve zamanlar tek bir mesele olur. Bazı zamanlar tek bir olay, tek bir hikâye ya da tek bir ölüm olur. Ya da öldürenin yaşamıdır sizi öfkelendiren, böylesine sevgisiz yapan, büyüten ve öylesine sevgisiz bırakan toplumdur.

Bu yazıyı yazmadan önce art arda üç ölüm haberi aldım. İkisi tüm Türkiye’yi yasa boğan çocuk ölümleriydi. Her gün öldürülen yüzlerce çocuktan basının ele aldığı ikisiydi. Diğeri ODTÜ’den çok sevdiğimiz Romit Hocamızın ölüm haberiydi. Dünyanın bir yerlerinde toplumsal cinsiyet, erkeklik, Asya üzerine çalışmalar yapan Romit Hoca. Bunların ötesinde insanlığıyla herkesin kalbini kazanan değerli bir insan.

Avustralya’da kalp krizi geçirdiğini bir arkadaşı Facebook’tan duyuruyor. O da şimdi kanatlı. Geride sevgisini ve öğrettiklerini bıraktı. Geride genç bir ölüm bıraktı. Her ölüm genç miydi sahiden? Hele çocuk ölümleri…

Bir çocuğun gülümsemesi büyüdükçe ve yaşı küçüldükçe daha acımasız geliyor onların ölümü. Bu acımasızlığı ve vicdansızlığı gösterircesine gülümsüyorlar üstelik. Kocaman neşeli gülümsüyorlar. Ama bu gülümseyen yüzleri görmek bir başka etki yaratıyor. Onların solan gülümsemesini yeniden hatırlatıyor ve onların yaşama hakkının elinden alınışını sürekli gösteriyor. Bir çocuğun kalbini söndürmeye niyetlenen ve bunu gerçekleştirenin yaşadığı hayat olsa olsa bir cehennemdir. Ölümlerini gerçekleştirerek çocuk kalplerini bu cehenneme götüreceklerin sanırlar.  Oysa o çocuklar cennettedir. Cennetin kapısında şarkı söylüyorlardır şimdi.  Hayata öfkeli olmadan yaşamak mümkün olsaydı hüzün ve acı paylaşılamayan duygular olarak kalırdı ifade edilemeyen. İnsanın kendisini ifade etmesini sağlayan en büyük duygu öfkedir bu yüzden.

Bir güne ve bir ülkeye fazla gelen ölümlerimiz var. Bazılarını biliyor bazılarını bilmiyoruz. Ama şu var ki öldürmeyi sevenlerle bir arada yaşıyoruz. Kanlarımız emiliyor bir yandan, farkındaysak öfkeleniyor, değilsek gülümsüyoruz. Ve tüm bunların farkında olmadan masumca gülümseyen çocukları öldürmeyi sevenlerle yaşıyoruz en çok.

Gözlerimizi kapatıp bir an o çocukların uzandığı cennete uzansak meleklerin kanat seslerini duyar mıyız? Yaşanan herhangi bir meseleyle bam telinize basıldıysa şayet artık eylemsizlikten söz etmek mümkün değildir. Kişi öfkesinden beslenmeye ve öfkesiyle hayata tutunmaya başlamıştır ve bu öfke dünyanın en yapıcı sonuçlarına gebedir. Keza ölümlere ve kayıplara öfke duymak kişiyi yerinde durdurmayan ve eylemlilik haline hazırlayan yaşamsal durumlardır. Neden öfke duygumuzdan yoksun hâle gelmeyi isteyelim ki? Bam telinize basılır, öfkenizi çıkınınıza katar ve öyle yaşarsınız. Ve ne doğarsa oradan sonra doğar.