Oksitosin

Yok, sen çok eşli değilsin, oksitosinin az! Nasıl bir insansınız? Acıma duygusu gelişmiş biri mi, sert tabiatlı mı? Endişeli biri olarak mı tanınırsınız? Hasis mi, cömert mi? Peki, sadık bir âşık mısınız? Yoksa aşka inanmıyor, ilişkilerinizi tek kişiye bağlanmak yerine çok eşli yaşamayı mı tercih ediyorsunuz? Tüm bu davranışlarınızın arkasında psikolojik faktörlerden çok biyolojik sebepler yattığını biliyor musunuz peki? Karakterinizin bir parçası saydığınız pek çok tercihinizi vücudunuzdaki hormonlar belirliyor. Âşık olup olmadığınızı, sadakatinizi, güven hissinizi. Tek eşli mi olacaksınız, çok eşli mi buna vücudunuzdaki oksitosin miktarı karar veriyor. Şaka değil, bilim insanları uzun zamandır bu hormon üzerinde çalışıyorlar. Örneğin; tarla farelerinin tek eşli, dağ farelerinin çok eşli olduğunu gözlediklerinde hemen kan değerlerine bakmışlar ve anlamışlar ki tek eşli olan farelerde oksitosin fazla, çok eşlilerde ise az.  Uzmanlar, aşk hormonu oksitosinin eşler arasındaki bağı güçlendirdiği, azlığının ise eşleri yeni arayışlara ve çok eşliliğe yönelttiği konusunda hemfikirler. Yani, sadakatsiz eş yok, yetersiz oksitosin var aslında. Nasıl, iyi mazeret değil mi?  Yine de herhangi bir eşe bu mazeretin pek inandırıcı gelmeyeceğini belirtmeden geçmeyelim.

Peki, nedir bu her şeyin sebebi oksitosin? Aşkın, unutuşun, sevginin, affedişin ve bağlılığın hormonu olarak da bilinen oksitosin, başka insanlarla ilişkilerimizi yönlendiren, içimizdeki ritmi düzenleyen gizli bir orkestra şefi gibi görev yapıyor vücudumuzda. Doğum sırasında annenin rahim kasılmalarını sağlayan, bebeği emzirirken sütün kanallarda dolaşımına yardımcı olan hormon yine oksitosin. Kadında orgazm sırasında, erkekte hemen sonrasında salgılanıyor, güven ya da aşk hormonu diye de anılıyor. Davranışlarımıza doğrudan etki ediyor, arkadaşlarımızla keyifli bir yemek yer iken, sevdiğimiz birine sarılırken, hatta masaj yaptırırken bile oksitosin seviyemizi arttırabiliyoruz. Bu yüzden oksitosin hormonu kucaklaşma kimyasalı olarak da anılıyor. Ancak kuzu kılığında olsa da bazen kurda dönüşen, masum gözükse de doz artışında bizi sersemleten, irademizi zayıflatan tehlikeli bir ayartıcı da aynı zamanda.

Fazlası kelimenin tam manasıyla adamı aptal ediyor!  “Oksitosin bize ne yapar?” sorusuna cevap arayan bilim insanları, deneklere sunî oksitosin verdiklerinde, onların kendilerini daha önce de birçok kere kandıran hatta dolandıran amirlerine inanmayı sürdürdüklerini tespit etmişler. Bu yüzden güven aşılayan ve kendini emniyette hissettiren bu hormonun ilave edildiği ilaçlar, insanların düşüncelerini yönlendirmek amacıyla da kullanılıyor. Yani sürekli birileri tarafından hem de aynı aptalca bahanelere her seferinde kanıyorsanız oksitosin miktarınıza bir baktırın, doğuştan aptal değilseniz fazla dozdan muzdarip olabilirsiniz. Defalarca yalanına şahit olsa da hâlâ politikacılara inanan ve yeni yalanlara da inanma potansiyeli olan insanların bu davranışlarının arkasında sadece yüksek dozda oksitosin olabilir. İnsanın aklına gelmiyor değil; miting meydanlarında bedava dağıtılan köfte ekmeklerde, içeceklerde oksitosini arttıracak ayarlanmalar yapılıyor mu acaba? Safiyâne, bizde yapay oksitosin kullanımı o kadar yaygın değil, ama yurt dışında neden olmasın diye düşünüyorum.

Zira, zihin kontrol deneylerinde oksitosin kullanımı çok yaygın. Topluluk önünde konuşamıyor musunuz? Sosyalleşme sorunu mu yaşıyorsunuz? Kolayı var, iki fıs-fıs oksitosinli burun spreyi, üstelik reçetesiz satılıyor. Yine de uzmanlar insanları oksitosinli burun spreyleri konusunda bile uyarıyor, uzun vadede yan etkilerinin neler olabileceğini bilemiyorlar. “Moral Molecule/Ahlak Molekülü Oksitosin” isimli kitabında konu ile ilgili araştırmalarını yayınlayan Prof. Paul Zak, beyin ve kana nüfuz eden bu kimyasal taşıyıcının, ahlaki davranışların anahtarı olduğunun altını çiziyor. Zak, oksitosinin sadece ikili ilişkilerde değil, toplumsal hayatta, iş hayatında ve politikada bile etkili olduğundan emin. Laboratuvarda manipüle edilebilen bir molekül neden bazı insanların daha verici, diğerlerinin kalpsiz olduğunu açıklayabilir mi? Neden bazılarının  güvenilir, diğerlerinin sahtekar olduğunu anlamamıza yarayabilir mi? Neden bazı erkekler daha sadık, kadınlar neden daha iyi niyetli?

Bunların hepsinin anahtarı oksitosin mi? Evet diyor. Örneğin; karşınızdakine duyduğunuz güveni arttırmak için günde sekiz kez sarılmayı öneriyor Zak. Müzik, dans, masaj oksitosin salınımını yükselten diğer etkenlerden. Hatta profesöre göre arkadaşlarımızla Facebook ve Twitter üzerinden kurduğumuz etkileşim bile oksitosin seviyemizi olumlu yönde etkiliyor. Yani bizi yalnızlaştırdığı söylenen sosyal medya, aslında kendimizi iyi hissetmemize de yardımcı olabiliyor. Oksitosin hormonu doğumu kolaylaştırdığından, Yunanca oxys ve tokos, hızlı doğum anlamına gelen kelimelerden türetilmiş. Özet olarak oksitosin miktarımız daha iyi bir eş, anne, baba, sevgili ve arkadaş olmamızı bile etkiliyor. Peki, dozunda olmak üzere oksitosin miktarımızı arttırmak için neler yapabilirsiniz?

Öncelikle artık biliyoruz ki, değer verdiğiniz kişiye dokunmak, sarılmak oksitosin miktarını arttırıyor. Ancak bu hormonun seviyesini arttıran tek şey fiziksel temas değil. Kuzey Carolina Üniversitesi’ndeki araştırmacılar evli kadınlar üzerinde yaptıkları bir deneyde onların kocalarını düşündüklerinde hızla oksitosin salgıladıklarını tespit etmişler. Dans, egzersiz, yüzme, yoga gibi fiziksel aktiviteler oksitosin düzeyimizi arttırmak için en iyi yöntemlerden. Meditasyon yaparak, nefesinizi düzenleyerek, birine iyilik ederek hatta varsa evcil hayvanınıza sarılarak ya da onunla oynayarak da bu hormonu yükseltebiliyorsunuz. Güzel kokular, renkler, sevdiğiniz müziği dinlemek gibi basit faaliyetlerle yanında sevdiğiniz bir dostunuzla telefonda konuşmanız bile oksitosin seviyenizi arttırabiliyor. Fiziksel ya da ruhsal alanda sarılabildiğimiz insanlar kadar zenginiz. Ancak kişisel dinginlik ve dengemiz açısından, içsel terazimizde her şeyin özellikle oksitosinin dozunu ayarlayabilecek kadar ehil miyiz, orası biraz meçhul. Bu konuda el yordamından çok, gönül yordamı bir farkındalığa ihtiyacımız olduğu ortada. Evet, hayatın her alanında doğru doz ayarlarına ihtiyacımız var.