Duygular bize kim olduğumuzu anlatacak harika bilgi kaynaklarıdır. Günlük hayatlarımızda sıklıkla kullandığımız bir sözcük olduğu için duyguyu iyi tanıdığımız bir kavram olarak düşünürüz. Oysa çoğu insan için duygularını tanımlamak, düşüncelerden ayırmak, ifade etmek ve yönetmek zor bir iştir. Geçmişten gelen popüler bir inanç duygu ve düşünceyi hiyerarşik bir şekilde kıyaslamakta ve düşünmenin önemli, hissetmenin ise zayıflık olduğuna kanaat vermektedir. Günümüzün değişen dünyasında ise bu hiyerarşi tartışması çağ dışıdır. Araştırmalar duygu-beden ve zihnin karmaşık bir etkileşim içinde olduğunu kanıtlamıştır. Bireyler, kurumlar ve toplumlar da artık esenliğimizin artması için duyguları fark etmenin ve yönetmeyi öğrenmenin en az düşüncelerimizi fark etmek ve yönetmek kadar elzem olduğunu anlamıştır. Gardner’ın çığır açan çoklu zekâ kuramı ve duygusal zekâ modellerinin geliştirilmesi de bu algıya destek olmuştur.

Hem negatif hem de pozitif olarak adlandırdığımız duygular bizler için işlevseldir ve esenliğimiz için hepsini kucaklamamız değerlidir. Kötü duygu yoktur; duyguyu kabullenmeme ve yönetme konusunda zorluk yaşama vardır. Zira duygularla ilgili geçmiş araştırmaların çoğu negatif duyguları anlamaya odaklanmıştır. Yakın zamanda, pozitif psikoloji araştırmalarının yaygınlaşması ile olumlu duyguların etkileri ile ilgili araştırmalar artmış ve beraberinde esenliği artırma ve sürdürme perspektifini getirmiştir. Günümüzün belirsiz, karmaşık ve değişken dünyasında esenliğimizi artırma peşinde olmamız ise bir tesadüf değildir.

Bireylerin ve toplumların fiziksel ve psikolojik sağlıklarını sürdürülebilir bir şekilde geliştirmeye odaklanan bilim dalı olan pozitif psikoloji alanının önde gelen araştırmacılarından Dr. Barbara Fredrickson duygularla ilgili ‘Pozitif Duygu Genişletme ve İnşa Etme Teorisi’ni geliştirmiştir. Bu teoriye göre olumlu duygulardan birini tecrübe ettiğimizde zihnimiz açılma eğilimine girer ve alışılmışın dışında düşünebilir, düşünme şeklimizi genişlettiğimizde duruma kuşbakışı bakabiliriz. Böylece önümüzdeki konuya ya da soruna alternatif çözümler üretebiliriz. Olumsuz duyguların kısıtlayıcı etkisi olmadığında, zihinsel durumumuz netleşir. Aynı zamanda entelektüel, fiziksel, psikolojik ve sosyal kaynaklarımızı da inşa edebiliriz.

Olumlu duyguları deneyimlemenin zihinsel, psikolojik ve bedensel birçok pozitif etkisi bulunmaktadır. Yakın zamanda yapılan araştırmalar kendi tecrübelerinde olumlu duyguları daha fazla deneyimleyen insanların pozitif bilgiye karşı daha dikkatli olduğunu saptamıştır. Duygular konusunda en popüler araştırmalardan bir tanesi olan rahibeler arasında yapılan ömür araştırmasında, pozitif duyguları daha fazla yaşayanların ortalama  on yıl daha uzun yaşadığı belirtilmiştir. Berkeley Üniversitesi’nde yapılan ve otuz yıl süren ilginç bir araştırma, üniversite yıllıklarındaki fotoğraflarında olumlu yüz ifadelerine sahip kız öğrencilerin daha mutlu bir hayat sürdüklerini göstermiştir.

Fredrickson’a göre, olumlu duyguların da evrimde önemli bir amacı vardır. Öne sürdüğü model, olumlu duyguların özellikle şu kavramlarına odaklanmaktadır: Neşe, minnettarlık, huzur, ilgi, ümit, gurur, eğlence, ilham, huşu ve sevgi/aşk. Birçok araştırmanın odak noktası olan bu listenin insanların hayatlarını olumlu yönde değiştirdiği gözlemlenmiştir. Bu duyguları deneyimlemenin büyük bir kısmı bunu yapmayı bilinçli olarak seçmekle ilgilidir çünkü araştırmalar duyguların bedeni 45 saniye ila 1 dakika arasında terk ettiğini ve istenilen duyguyu yaratmanın ve sürdürmenin mümkün olduğunu belirtmektedir. Duygu durumunu değiştirmeye yardımcı olan tekniklerden bir tanesi de imgeleme, yani zihinde canlandırmadır. Bu teknikle, yaratılmak istenilen duyguyu yaşatan deneyimi imgeleyerek beyinde pozitif tepkilerin oluşmasını sağlamak ve günlük hayatın stresinden uzaklaşmak mümkündür.

Duygumuzu tanımlayabilir, ne anlama geldiğini düşünebilir ve bize nasıl destek olacağı konusunda çalışabiliriz. Hissettiğimiz duyguların farkında değilsek duygusal durumumuzla iletişimde olmamız çok zordur. Yaşamımıza daha fazla esenlik getirmek için çaba harcadığımızda, bu çabanın getirisi daha kalıcı olacaktır. Fredrickson’ın da dediği gibi “Negatif çığlık atar, pozitif fısıldar.” Siz hangisine kulak vereceksiniz?