“Çürüyorum. Bedenim, yokluğuma eş değer bir çürüme sergiliyor.
Ölümüm, nihayetsiz bir ıstırabın kanıtı şimdi.”
İpek Atmaca

Sabah uyanıp gözlerinizi açtığınızda yatağınızın bir yatma aracından öte lahit olduğunu, odanızın da güvenli bir sığınaktan ziyade kurgan olduğunu hissettiniz mi? Aslında ölmüş olduğunuzu, bedeninizin yavaş yavaş çürümeye başladığını insanlara anlatmaya çalışırken karşınızdakilerin dehşet dolu bakışlarına şahit oldunuz mu? Ölüm duygusu gibi bir şey olan bu his size yabancı geliyor öyle değil mi? Muhtemeldir ki Franz Kafka’nın Dönüşüm eserindeki Gregor Samsa’ya da yabancı geldi. O, bir cesetten ziyade dev bir böceği zihnine ve bedenine layık gördü ve bu şekilde savaştı tüm dünyanın karmaşasıyla. Peki Araf’ta sıkışıp nihayetsiz bir ölümü yaşamak ile lanetlenenler?

Cotard sendromu, oldukça nadir rastlanan bir sendromdur. Bu sendroma sahip olan kişiler aslında ölmüş olduklarını, bedenlerinin ve beyinlerinin ölüp çürümeye başladığını ya da en iyi ihtimalle kaybolduğunu, kendi bedenlerinden çürümüş et kokusu aldıklarını, ölmüş oldukları için yemek yemelerinin anlamsız olduğunu düşünürler. Bu düşünce boyutuyla da kalmaz, bunu etraftakilere ispat etme çabasında olurlar. Bu ispat çabaları neticesinde intihar eylemlerinde de bulunurlar. Çünkü zaten ölmüş olduklarına inandıkları için tekrar ölemeyecekler ve bu ölmeme hali, onların zaten ölmüş olduklarına bir kanıt sunacaktır. Çoğu zaman işitsel halusinasyon, derealizasyon, depersonalizasyon, varlık sorgulamaları, nihilistik hezeyan da bu tabloya eşlik eder. Kimi zaman da hastalarda, bir kaza sonrasında, aslında o kazada ölmüş oldukları inancı bulunur.

Cotard Sendromu, “Sanrısal Yanlış Tanıma Sendromu (SYTS)” kategorisinde değerlendirilen bir sendrom aynı zamanda. SYTS; psikiyatrik ve nörolojik tablolarda karşılaşılan, kişilerin, yerlerin, nesnelerin ve olayların değiştiğine ya da aynılarının çoğaldığına inanılan nadir psikopatolojik fenomenler olarak tanımlanmakta.

Sanrısal yanlış tanıma sendromları esas itibariyle iki kısma ayrılmakta: Aşinalığın kaybı ve aşinalığın artması. Aşinalığın kaybı kısmında; Capgras Sendromu, Ayna İşareti, Yabancı Reduplikatif Paramnezi, Yer Dezoryantasyonu bulunmakta. Aşinalığın artması kısmında ise; İntermetamorfoz Sendromu, Fregoli Sendromu, Reduplikatif Paramnezi, Öznel Kopyalar bulunmakta. Bu sendromlar genellikle birbirine çok benzeyen sendromlardır ve karşısındaki kişinin, kendisinin veya etrafındaki nesnelerin bir başka türevi olduğuna dair keskin bir inancı temsil eder.

Geniş çapta bir hastalık tablosu olarak ilk kez 1880 yılında tanımlanmıştır. Bir Fransız nörolog olan Jules Cotard, pek karizmatik bir hamleyle bu vakayı tanıtmıştır. Mademoiselle X adını verdiği hastası; kendisinin iç organlarının ve sinirlerinin bulunmadığını, sonsuza dek yaşayabilecek bir ölümsüz olduğunu ve bu yüzden yemek yemenin gereksiz olduğunu düşünüyordu. Yemek yemeyi reddetmesi sebebiyle bir müddet sonra açlıktan hayatını kaybetti. Bu vakayı geniş çapta anlatarak tıp dünyasına tanıtması nedeniyle artık bu sendroma “Cotard Sendromu” adı verilmeye başlandı.

Fakat Förstl & Beats’e göre, ilk Cotard Sendromu vakasının aslında 1788’de bir doğa bilimci ve filozof olan Charles Bonnet tarafından* sunulduğu ortaya konmuştur. Kayda geçen bu vakada yaşlı bir kadın yemek hazırlarken felç geçirir. Bilinci ve bedensel işlevleri yerine geldiğinde ise kızlarından, kendisini kefene sarmalarını ve tabuta koymalarını ister. Günlerce kendisi için ağıt yakılmasını talep eder. Çünkü artık kendisi bir ölüdür ve ölülere layık olan tüm ritüeller gerçekleştirilmelidir.

Nedenleri için kesin kanıtlar sunulamasa da çoğunlukla beyin hasarı kaynaklı olduğu düşünülmekte. Karşılaşılan bir vakadaki beyin görüntüleme sonuçlarına göre, vakanın beyin fonksiyonları, anestezi veya uyku sırasındaki birinin sonuçlarına benzetilmiştir. Bu da bize bilincin sınırlarını sorgulatır. Tedavi zor ama imkansız değil. Bazı vakalarda farmakolojik tedavi olumlu sonuçlar veriyorken bazı vakalarda ancak Elektrokonvulsif Terapi (EKT) ile düzelme görülebiliyor. Her ne kadar EKT bazılarımıza vahşet olarak gelse de uygun şartlar altında ve ehil ellerde uygulandığı takdirde tedaviye dirençli hastalarda işe yarayabiliyor.

Velhasıl varoluşun nihayeti nerede başlayıp nerede biter bilinmez fakat bu sendromun, görülme nadirliğiyle paralel bir zorlukta olduğu kesin. Bunu devasa hastanelerdeki karanlık psikiyatrik servislerde daha iyi idrak edebilirsiniz. Belki de bu var oluşla sona eriş, Azrail’le Rus Ruleti oynamak kadar basittir. Bir tetikle atım arasındaki süre boyunca… Bu kez Godot bizi bekliyor.

* Charles Bonnet Sendromu’ndan farklı. Charles Bonnet Sendromu; sonradan görme kaybı/sorunu yaşayan kişilerde psikopatolojik bir altyapı olmaksızın halusinasyon görme hali.