Organik Düşünce ile Barışıklık

Organik tarım, sadece tarımsal bir üretim şekli olarak değerlendirilemez. Konvansiyonel tarımdan organik tarıma geçiş sonrası, daha yeşil bir dünya mümkün olacaktır; ama bu değişimin tek başına yeterli olacağını söylemek zor. Asıl değişimin insanların düşünce yapılarında gerçekleşmesi gerekmektedir. Organik tarım, bir yaşam felsefesi olarak algılanmalı ve yaygınlaştırılmalıdır. Organik tarım bizlere ne söylüyor, bunu ortaya koymamız gerekmekte. Organik tarım, doğaya zarar vermeden de bir şeylerin üretilebilmesinin mümkün ve hatta daha sağlıklı, daha karlı olduğunu söylüyor.

Bu söylemi hayatımızın hemen her noktasında kulağımıza küpe edinmemiz; evde, işte, okulda, pazarda, yolda yani hemen her yerde doğa ile barışık hareket etmemiz gerekli. Yeşil bir dünya hayal değil! Üstelik şu da acı bir gerçek; organik tarım pazarından organik besinler alan bir insanın, evine dönmek için dört çekerli bir araç kullanması ne kadar doğa ile barışık sayılır? Böyle bir manzara ile karşılaşmamak için insanlara sadece organik ürünler değil, doğa ile barışık bir yaşam felsefesi de pazarlanmalı. Aksi halde kazanımlar potansiyelin çok gerisinde kalmaya mahkum!

Organik tarım insanlara anlatılmalı ve bu üretim felsefesi hayatın hemen her alanına aktarılmalıdır. Otomobil üretilen bir fabrikada da organik tarımın genel felsefesini uygulama imkanımız var iken, doğaya mümkün olan en az zararı vererek, doğal ürünlerden yararlanarak ve doğaya en az derecede zarar verecek araçlar üreterek de bir otomobil ortaya çıkarabilirsiniz. Ya da evde tükettiğimiz enerji miktarından tasarruf edebilir ve enerji kaynaklarımızı doğa ile barışık enerji kaynaklarına dönüştürebiliriz.

Yapılan tüm çalışmalar ve organik ürün ihracında yaşanan hızlı artış, Türkiye’nin organik tarım dönüşümüne seyirci kalmadığının bir göstergesidir. Fakat tüm bunlar yeterli değil. Türkiye’nin bu yolda kat etmesi gereken pek daha uzunca bir yol var. Her şeyden önce Türkiye halkının organik besinler ile tanışması ve organik gıda kullanımının bir lüks değil, aksine doğal bir gereklilik olduğunun anlatılması gerekmektedir. Bugün gelinen noktada organik gıdalara yönelik önyargılar hala kırılabilmiş değildir. Organik gıda kullanımı ya çok lüks ya da çılgınlık olarak görülmektedir. Bu konu biraz göreceli bir kavram!

Ve pek ala da bir şey ekleme gereği duyuyorum: Üretiminin hiçbir aşamasında canlı ve çevre sağlığına zararlı kimyasalların ve katkı maddesinin kullanılmadığı bir ürünü almak güzel bir his; ama organik ürün çılgınlığı çığırtkanlığı yapanlar, asıl çılgınlığın toprağı, suyu kirleten ve sağlığımızı tehdit eden zehirli kimyasallar ile yetiştirilen ürünleri yemek olduğunu bilmiyorlar mı? Dünya Sağlık Örgütü’nün, tarımda kullanılan pestisitlerin astımı nasıl artırdığına ilişkin araştırmalarını bilmeleri gerekiyor. İngiltere’deki New Hempshire Üniversitesi’nin araştırmasında belirttiği gibi, organik ürünlerin diğer ürünlerden daha fazla antioksidan içerdiğini ve antioksidanların bağışıklık sistemimiz için nasıl gerekli olduğunu öğrenmeleri gerekiyor. Türkiye’nin organik tarım üretiminin ve daha da önemlisi, organik tarım tüketiminin artması bir çılgınlık değil, aksine bir zorunluluk. Bu zorunluluk, insana ve doğaya verilen değerin bir sonucu olarak görülmeli. Ama yine de her kesime hitap etmesi için çeşitli ekonomik düzenlemeler de yapılmalı gibi…

Yazar: Tanya Avaryan