Organik hayat son dönemin en çok kafa yorulan kavramlarından biri. Özellikle de organik annelik. Zira bebeğini doğal, organik bir şekilde büyütmek şimdilerde neredeyse tüm annelerin en büyük hayali! Metropollerde çocuk yetiştirmek başlı başına zor iken bunu bir de organik bir şekilde hayata geçirmek daha da güç bir durum oluyor. Organik pazarlar, mamalar, giysileri, deterjanlar, oyuncaklar, kozmetik ve yağlar. Bu liste uzadıkça uzuyor. Peki, gerçekten organik bir hayat mümkün mü?

Eskiden toprakla bağımız bu denli kopmamıştı; semt pazarları, bakkallar bize her çeşit sağlıklı ürünü tedarik edebiliyordu. Yoksa da zaten çoğumuzun hayatında toprakla bağı olan biri illaki vardı. Oysa şimdi öyle mi? Toprakla bağımız koptu, üreticilerle direkt temasımız azaldı. Bazı kimyasallar, besinleri ele geçirmeye başladı. Bu nedenle organik beslenme, öncelikle bebekler ve aslında herkes için olmazsa olmaz hâline geldi. Organik gıda, kimyasal ilaç ve pestisitler gibi sağlığımız için zararlı olan maddeleri içermeyen doğal şartlarda yetiştirilip doğal koruyucular ile hazırlanmış gıda anlamına geliyor.

Organik gıdanın üretim sürecinin hiçbir aşamasında kimyasal ilaç ya da zirai tarım ilacı kullanılmıyor. Organik tarım; devlet denetimini kabul etmiş, gerekli sertifikalara sahip tarım kuruluşlarınca yapılabiliyor. Bu nedenle her organik olduğu söylenen ürün organik değil. Aslında kendi bahçemizde yetiştirdiğimiz ürünler de dahil olmak üzere yol kenarlarında, kamyonlarda satılan ve bahçe ürünleri olduğu iddia edilen sebze ve meyveler de organik değiller. Çünkü söz konusu organik tarım olunca yetiştirmede kullanılan toprağın kalitesinden, suyun kalitesine kadar her detay özel denetimlere tabiler.

Her an organik gıdaya ulaşma şansınız olmayabilir, ancak sebze ve meyveleri mevsiminde tüketir iseniz vücudunuza daha az zararlı kimyasalın gireceğinden emin olursunuz. Mevsimsiz bulunabilen sebze ve meyveler gelişimlerini tamamlamaları için ağır ilaç ve hormonlara maruz kalıyorlar; özellikle elma, kiraz, vişne, ithal üzümler, nektarin, şeftali, armut, kereviz, patates, ıspanak, yeşil salata, havuç, domates gibi sebze ve meyvelerin tamamen doğal ürünlerden elde edilen organik ürünler boya ve zararlı kimyasallar içermiyor. Bu ürünler bebeğin alerji riskini de azaltıyor ve vücudunun doğal dengesine zarar vermiyor.

Konvansiyonel olarak üretilen, yani organik olmayan sebze ve meyvelerdeki en büyük risk pestisit kalıntılardır ve bu kimyasalların çoğu, vücudumuzun yağ dokusunda depolanmaktadır. Yağ hücrelerinin yapımının en hızlı olduğu hamilelik dönemi ve doğum sonrası ilk üç yılda bebeğinizin kimyasallara mümkün olduğunca en az şekilde maruz kalması, bebeğin geleceği için çok önemli. Çünkü bebeklerin vücudu, yetişkinlere kıyasla çok daha korunmasız. Bu da bebeklerin zararlı bileşen olan pestisitleri vücuttan güvenli bir şekilde arındıramayacağı anlamına geliyor. Bu sebep ile bebek sağlığı için kritik olan bu dönemlerde özellikle organik gıdaların tüketimini sağlık uzmanları da öneriyor. Vücuda giren az miktarda kimyasalın bile çocuklarda dikkat eksikliği ve hiperaktivite riskini iki katına çıkardığını ortaya koyuldu. Çocuklar, vücut ağırlıkları ile göreceli olarak yetişkinlerden daha fazla tarım ilacına maruz kaldıkları için daha fazla risk altındalar ve sonuçları da ne yazık ki daha ağır oluyor.