Otonom Mutsuzluklar

Her gün özensizce sofraya taşınıp, hiç yenmeden buzdolabına geri tıkılan reçel kasesi gibi hissediyorum. Bunun sebebini biliyorum, ama anlatabileceğimi sanmıyorum. Oysa güldüğünde kırışan yüz hatlarından da anlaşılabildiği gibi saklanamayan insanlık halleri vardır. Bu pozitif bir yaklaşım türünü ele almak ile ilgili iken, öte yandan bir de bunun diğer açısından olaya bakınca birey, birey olmaktan öylesine yorgun düşmüştür ki; ağzı ile kuş tutan insanlar dahi onun için pek de bir şey ifade edememektedir. En son iyi hissettiği zamanı bırakın hatırlamayı, durup düşündüğünde bile öyle bir zaman diliminin var olup olmadığını dahi unutmaktır mutsuzluk. Ve mutsuzluk bir girdaptan başka bir şey değil iken sebep her şey ya da hiçbir şeydir. Hatta ne önemli ne de önemsizdir. Peki, öyle ise mutsuzluk nedir?

Hayallerinizin üzerinize yıkıldığı, ikili bir olmazı birden istediğinizi ve bunu yeni yeni fark ettiğinizi düşündüğünüzde ise işin rengi değişiyor. Kimi zaman bu anlar yastıkaltı dahi edilemeyecek zamanlar bile olabilir. Hiçbir şey yok iken, birdenbire somut hale gelebilen, nefes almanızı engelleyebilen bir hal olarak da karşılayabilir. İşte tam da bu an o andır. Kırılma anı dedikleri şey işte tam da burada konuya dahil olur! Değişen dengeler, artan soru işaretleri ve sorgu ile birlikte gelen o tarifi imkansız boşluk hissi gayet eşliğinde ona alışmak imkansız ve de anlamsızdır. Hep dilediği gibi ve her zaman nedenler ile çıkıp gelmez. Durup sorunlarını dürdüğünüzde yine biz biz ile bir arada kalırız. İşte o an her şey otonom ve sebepsiz mutsuzluklar doğar ve öylece içimizde büyür. Nitekim yaşam, sürekli birbirini takip eden karşıtlıklardan meydana gelir. Gece ve gündüz, inen ve çıkan, soğuk ya da sıcak ile örneklendirilebiliriz. Ayrıca bu karşıtlıkların bir özelliği de birbirlerinin içinden meydana geliyor olmaları iken, buradaki ilke de şu ki; bir taraf yok olma sürecine girdiğinde, diğeri doğma sürecine giriyor. Sonsuz bir devinim de burada başlıyor.

Böylece her zaman mutsuzluk için bir sebep bulunabilir. Ne yapar iseniz yapın, ne yapar ise yapsın, ne yapılır ise yapılsın. Çaba göstermeden ve imkan sunulmadan bir değeri olmayacağı için mutsuzluğun bahane çarkında dönüp durduğu söylenir. Hayattan keyif alacak iken ya da o ana yaklaşır iken, bireyin karşısına yeni engeller çıkarılmasından sonra haksızlığa uğramak ya da eli kolu bağlı kalakalmak ve/veya  bu da yetmiyormuş gibi kendini anlatamamak ve anlattığını fark ettirememek ya da anlatılanı anladığını hissettirememek veya anlattıklarımızdan dolayı yanlış tanınmak, bu yanlış tanımlanmalar  yüzünden suçlanmak ve en kötüsü nelerin olduğundan sebep ile sonuç ilişkisinden bihaber mutsuzluğa batıyor olmak. Hepsinin birbirinden anlamsız gibi durduğu bu sarmalda belki de bizler gelecekte mutlu olacağımız günlerin peşin ödemesini yapıyoruzdur. Bu da bizim devinimizdir ya da belki de sadece kendimizi kandırıyoruzdur. Burada unutmamız gereken şey ise şu; bu mutsuzluk, nefesini her daim insanoğlunun ensesinde hissettiren, durmaksızın fırsatını kollayan ve yakaladığında da bunun suyunu çıkartan duygu durumudur.

Yazar: Güney Güneyan

Gazeteci, muhabir, röportör, köşe yazarı, genel yayın yönetmeni ve yazar