Ouroboros, en temel anlamıyla öz yaratımı temsil eder. Kendi kuyruğunu yiyen bir yılan ya da ejderha figürüyle sembolize edilen ouroboros kavramını anlamanın ötesinde idrak etmek için hep birlikte sembolün köklerine ineceğiz. O nedenle bu yazı sadece okunup yazıdan bir şeyler çıkartılacak, anlaşılacak bir yazı değil, sembolizmi özümseme ve sembolleri deneyimleme konusunda bir uygulama içerecek. Ouroboros sembolünün neyi temsil ettiğini anlamak için ansiklopedi karıştırmanıza gerek yok. Yapmanız gereken sadece sembolü incelemek ve sembolü bir video gibi hayal gücünüzle oynatmak. Yılanın kendi kuyruğunu yemeye başladığını görüyorsunuz. Bu eylemi devam ettirin ve zihninizde oluşan kavramları toplayın. Zihin önce sorular üretmeye başlar. “Yılan neden kendi kuyruğunu yiyor, bu çok saçma ve biraz da rahatsız edici…”

Yılan kendi kuyruğunu neden yer diye düşünmeye başladığımızda cevapların da gelmesine izin vermeniz gerekir. Çünkü cevaplar gelecektir. Sadece açık fikirli olmak ve ön yargılardan arınmış olmak gerekiyor. Yılan kendi kuyruğunu yediğine göre başka yiyecek bir şey yok demektir. Yılan kendisi ile beslenmektedir. Mesela cevaplardan biri bu olabilir fakat tek cevap değildir. Eminim herkes kendince başka cevaplar bulacaktır ve sembolizmin güzel yanı da budur. Asla tek bir cevabın olmaması… O nedenle sembolizm canlıdır. Her zaman güncellenir. Video oynamaya devam ediyor… Yılan kendi kuyruğunu yemeye devam ettikçe aklımıza şu soru geliyor: “Yenilen kuyruk yılanın içinde ne oluyor?”

Yılanlarla ilgili belgesellerden öğrendiğimiz bir şey varsa o da neredeyse her şeyi yiyebilmeleridir. Bir timsahı dahi yerler. Sindirim sistemleri çok güçlü bir aside sahiptir ve her şeyi eritip sindirebilirler. Kendi türlerini de yiyen yılanların kendi kuyruklarının bu asitten sağ kurtulamayacağı barizdir. Kuyruk yok olmayacak fakat dönüşecektir. Anahtar kelimemiz ise dönüşüm. Video sona yaklaştıkça kafa karışıklığımız artar: “Yılan kendisini nereye kadar yiyebilir?” Bir an gelecek ve yılanın dişleri kendi kafasının hemen arkasına ulaşacak. Hatta gözlerine değecek… Bu esnada tüm bedeni kendi asidinde sindirilmiş olacak. Bedeni artık enerjiye dönüşmüş olacak ve kendi kafasını da yemeye kalktığında videoyu daha da ileri sararsak yılan bir nevi yok olacak. Geriye sadece enerji bırakmış olacak fakat o enerjisini bile kendi içinde tutacak.

Şimdi gelelim teknik bilgiye… Ouroboros, sembolünün kökleri milattan önce 14’ncü yüzyıla kadar gidiyor. Literatürdeki ilk kullanımına antik Mısır cenaze ritüellerinde kullanılan yazıtlarda rastlanıyor. Bu yazıtlar cenaze törenlerinde ölen kişinin ruhunun sonraki yaşamında korunmasına yardımcı olmak için okunuyordu. Özellikle Tutankhamen’in mezar yazıtlarında iki adet kendi kuyruğunu yiyen yılan figürüne rastlanıyor. Yazıtlara göre bunlardan biri güneş tanrısı Ra’yı diğeri de yeraltı tanrısı Osiris’i temsil ediyor. Söz konusu figürler tam da Ra ile Osiris’in birleşme anında ortaya çıkıyor. Yine yazıtta yazanlara göre bu birleşmiş Ra ve Osiris figürü zamanın başlangıcı ve sonunu temsil ediyor.

Bir başka Antik Mısır yazıtında bu sembol düzen içindeki dünyayı çevreleyen kaosu temsil ediyor. Fakat bu öyle bir kaos ki, dünyanın periyodik yenilenmesiyle direkt ilişki içerisinde. Sembol antik Yunan literatürü tarafından da benimseniyor. Nitekim mitoloji meraklıları buna şaşırmayacaktır çünkü tüm antik Yunan felsefesi antik Mısır’ın karbon kopyasıdır. Eflatun “Timaeus” eserinde ouroborostan şöyle bahseder: “Evrendeki ilk yaşayan şey kendi kendini yiyen sirküler bir varlıktır. Bir ölümsüz, mükemmel olarak oluşturulmuş bir hayvan… Yaşayan varlığın, onun dışında görülecek hiçbir şey kalmadığında göze ihtiyacı kalmamıştı; ya da kulağa duyulacak hiçbir şey olmadığında. Solunacak etrafını çevreleyen bir hava yoktu; ya da besinini almasını ve sindirmiş olduğundan kurtulmasını sağlayabilecek olan organların bir kullanımı olamazdı, çünkü ondan çıkan veya içine giren bir şey yoktu. Bu yüzden onun dışında bir şey de yoktu. Yaratılışındaki tasarı nedeniyle, kendi artığı onun besinini sağlıyor, bütün yaptığı ya da çektiği acı kendi içinde, kendi tarafından meydana getiriliyordu.

Şunu anlamış olan yaratıcı için kendi kendine yeten bir varlık, hiçbir eksiği olmayandan çok daha mükemmel olacaktı, ve hiçbir şeyi almaya ya da kendini herhangi birine karşı savunmaya ihtiyacı olmayacağından, yaratıcı ona el vermenin gerekli olmadığını düşündü, ya da ayak ya da tüm yürüme aparatını; ama onun küresel formuna uyan hareket ona tahsis edilmişti, akla ve zekaya en çok uygun olan yedi tanenin hepsi olarak; aynı tarzda ve aynı nokta üzerinde, kendi limitleri dahilinde bir daire içinde dönerek hareket etmesi için yapılmıştı. Ama diğer altı hareket ondan alındı ve o sapmalarına dahil olamayacak şekilde yapılmıştı. Ve bu sirküler hareket ayağa ihtiyaç duymadığından, evren ayaksız ve elsiz yaratılmıştı.”

Ouroboros simya literatüründe genellikle iki tane ejderhanın birbirlerinin kuyruğunu yemesi olarak resmedilir. Antik mısırdaki ilk kullanımına paralel olarak burada sembolize edilen şey zıtlıkların birbirlerini tamamlaması yani bir nevi yin yang sembolüdür. Simya sanatına göre en büyük çalışma insanın kendisiyle olan çalışmadır. İnsanın kendi üzerinde simya gerçekleştirebilmesi, dönüşüm yaratması için gölge yanıyla etkileşime girmeli ve tıpkı Ra ve Osiris’in birleşmesi gibi kendi içinde gölge yanını özümsemeliydi. Böylece ouroborosun kendi kuyruğunu yemesini aynı zamanda kendi maddi ve manevi, iyi ve kötü, iç ve dış gibi tüm zıt kutuplarını birleştirme çabası olarak da yorumlayabiliriz.

Sembol pek çok felsefik ekol tarafından benimsendiği gibi doğu mistisizminde de yer almıştır. İkinci yüzyılda yaşayan Yoga Kundalini Upanishad’a göre: “Kutsal güç, genç bir lotus’un gövdesi gibi parlar, bir yılan gibi, kendi üzerine sarmalanmış, ağzında kuyruğunu tutarak ve yarı uyur halde bedeninin dibinde uzanarak dinlenir.”

Kundalini enerjisi denilen enerjinin bedende kuyruk sokumunda olduğuna inanılır ve uyuyan bir yılanla sembolize edilir. “Kundalini uyanışı” tabiri de buradan gelir. Bu enerji uyandığında insanın pek çok doğaüstü melekeler kazanacağına ya da aydınlanma deneyimi yaşayacağına inanılır. Aslen iki yılan vardır, yılanlardan biri kök çakradayken diğeri taç çakradan yani başın üstünden bedene girer. Bu iki yılan birleştiğinde insanın ilahi döngüsünü tamamladığına inanılır. Enerji ile ilgilenen okurlar bu iki enerjinin evrensel enerji ve biyoenerji olduğunu fark edeceklerdir. Tesadüfe bakın ki tarihteki ilk yazılı eser olan Gılgamış Destanı’nda da iki yılandan bahsedilir. Bu iki yılan yüzünden Gılgamış, ölümsüzlük otunu kaybetmiş fakat ölümsüz olmaya dair çok değerli bir öğreti almıştır. Yine tesadüfe bakın ki sırf bu hikâye nedeniyle tıbbın sembolü bir çubuğa sarılı iki yılandır.

Sembolizm, sonsuz kola sahip bir ağaç gibidir. Hayat ağacının dalları misali her sembol başka bir yaratıma götürür bizi. Semboller üzerine tefekkür ettikçe zihnimizde dünyayı hatta kainatı dolaşırız fakat dönüp geldiğimiz yer yine kendimizizdir. Her şey insana çıkar çünkü her şey insanın kendi gözleminden, kendini gözleminden ibarettir. Ouroboros ya da başka semboller üzerine tefekkür edebilir ve belki de hayatınızda onlara dair izler bulabilirsiniz. Dahası kendinizi anlayabilir, kendi yılanlarınızı birleştirebilir, dönüşümünüzü başlatabilir, zamanın ötesine geçebilirsiniz.