Prometheus’tan Pandora’ya Emeğin Doğuşu

Antik Yunan felsefesinin temelinde insanın erdemli ve kendi değerlerine sahip bir yaşam sürmesi yatar. Erdemlerin kaynağı, insanın insan olabilme hassasiyetiyle yazılmış olan bütün literatürün temel konusunu olmuştur. Antik Yunan’daki, Prometheus mitinin bir tarafında kahramanlık ve cesaret erdemi bir diğer tarafında hainlik ve suç vardır. Mitlerdeki çelişkiler, filozoflara ve yazarlara yaşamla ilgili çelişkilerin kaynağını vermiştir. Bu çelişkiler insanlığa düşünceyi, yani felsefeyi armağan etmiştir.

Hesiodos’un “Tanrıların Doğuş” ve “İşler ve Günler” adlı iki eserindeki Pandora karakterini merkeze alarak Antik Yunan’da toplumsal cinsiyetin dayandığı normları ve içerisindeki çelişkilere bir göz atacağız. Bir köken hikayesi olarak değerlendirebileceğimiz Pandora kurgusunda, kadın-erkek karşıtlığını; kadının emek varlığı olduğu halde emeğe nasıl yabancılaştığına değineceğim. Amacım toplumsal cinsiyet ayrımının dayandığı paradigmalarla, kadının emeğinin görmezden gelinişini ortaya koyarak emeğin ve hayatın kadınla birlikte nasıl başladığını göstermektir. Bu doğrultuda, ilk kadın olan Pandora’nın yaratılış hikayesini ele alacağım; daha sonra ise Pandora ile birlikte ortaya çıkan emek ve işin, erkek ve kadın için ne anlama geldiğini. Sonuç olarak da emeğin nasıl bir toplumsal cinsiyet belirlenimi olduğunu.

Pandora’nın insana bir ceza olmasının asıl nedeni Prometheus’un tanrılara baş kaldırması ve adaleti sağlamasından kaynaklıdır. Prometheus’un anlamı düğümleri çözen ve adaleti sağlayan demektir. Adalet her zaman iktidar kimdeyse onun kararlarını uygulayan bir sistematik boyun eğdirme ve cezalandırma sistemi olarak işlemekte, günümüzde de bir çok devlet sistemlerinde kendini göstermektedir. Prometheus , boyunduruk altında olan insan hayatının ilk uyanışını ilk özgürleşmesinin simgesidir. Karl Marx’a göre Platon’un mağarasından çıkan hakikati arayan ilk insandır. İnsanlar düşünmek, üretmek, sevmek gibi dertleri olmadan tanrılar katında bir deyişle ekmek elden su gölden şeklinde yaşamaktaydılar. Düşünmedikleri için haksızlığa uğradıklarının farkında bile değillerdi. İnsanı insan yapan akıllı hayvan mertebesine yükselten düşünce henüz oluşmamış üretmekten aciz varlıklardı.

Aiskhylos’un, Zincire vurulmuş Prometheus tragedyasında, Prometheus’un neden zincire vurulduğu neden insanlara yardım ettiğini anlatır. Bu tragedyada, insanın düşünme siteminin gelişimini, mitleri anlama ve yorumlamasını, kısaca köken tasavvurlarını görürüz. Aiskhylos’un Prometheus’u insanları şöyle anlatır:

“İnsanlar çok önceleri bakıyorlar ama görmüyorlardı, dinliyorlar ama anlamıyorlardı. Aynı bir rüya gibi upuzun hayatlarında ne olduğunu anlamadan yaşayıp gidiyorlardı. Hiçbir şey bilmedikleri için yer altındaki mağaralarda yaşıyorlardı. Yaptıkları hiçbir şeyi bilinçli yapmıyorlardı. İnsana ateşi verdim ve bu sayede insanlar bütün zanaatları öğrettim, mevsimleri, harfleri, hayvanlara boyunduruk vurmayı öğrettim!”

İnsana yüklenen bütün özellikler, Tanrıların katındaki insanda yoktur. Bir nevi toprağın altında yaşayan haşereler gibi, ne olup bittiğinin farkında olmadan, yaşayıp ölmekteydiler. Tanrılar katında hiçbir şey yapmadan yaşayan bir insan nasıl bir insan olabilirdi ki? Yazın edebiyatı ve felsefe bu çelişkiyi görmüştür. Prometheus insanlığın kurucusu, Pandora ise hayatın ve emeğin başlangıcını temsil eder. Geleceği gören bir bilge olan Prometheus Zeus‘tan ateşi çalıp insanlara verdiği zaman da ceza alacağını biliyordu. Bu ceza haksızlığın sembolüdür. Platon‘un mağara alegorisi gibi gölgelerden hareket eden sonra ışığa çıkan insanın da doğuşudur. Prometheus insanın gölgelerini kaldırmış ve onlara hayat vermiştir. Kartallar karaciğerlerini yemiş karaciğerleri tekrar büyümüş ve sonra tekrar kartallar karaciğerini yemiştir. Bu işkence gerçeği öğrenmek isteyen baş tanrı Zeus‘un Prometheus’u affedene kadar sürmüştür. Kendi ölümünü kendi gerçeğinin kendi hakikatinin merakına düşen Zeus gölgeleri kaldıran düğümü çözen Prometheus’u meraklarına gebe kaldığından affetmiştir. Bu affedişle birlikte, insanlar da Tanrı katından atılmışlardır. Artık ürünler kendiliğinden büyümeyecek yemekler önlerine kendiliğinden gelmeyecektir. İnsan, yaşamak için emek sarf etmek düşünmek zorunda kalmıştır. Ve Prometheus‘un onlara verdiği ateş bütün zanaatlarının başlangıcı, bedenlerinin beyinlerinin ilk ışıkla buluşarak uyanışı yani emeğin başlangıcının ilk sembolüdür.

Değişen çağla birlikte insan daha da fazla kaderciliğin altına sığınmış, yaşamının ilk başlarında ki varoluş kavgasını unutmuş, bütün suçu insanları Platon’un mağarasından çıkaran Prometheus’a yüklemiştir ve kadını ise kendisine verilen ebedi bir ceza olarak görmüştür. Değişen dünya düzeni kadının toplumdaki yerinin sorgulanmasını sürdürmektedir.

“Kötülük yapmaktan başka bir şey bilmeyen eşek arıları diğer arılar gün boyu petek yaparken, kovanın içine girip diğerlerinin sırtından geçinirler.”

Kadını Zeus insanların başına dert diye yaratmıştır. Ve kötülüğün simgesi olan eşek arılarıyla özdeşleştirilmiştir. Kadının sosyal yaşamdan uzak eve kapatılmasının bir nevi nedenini göstermektedir. Kadın evin içine hapsedilerek, yaşamın devamlılığını sağlayan üretici görevi küçükleştirilmiş ve görmezden gelinmiştir. Kadının emeği gizlenerek görünmez hale getirilmiştir. Devam eden insan soylarının yaratıcısı toplumdan izole edilerek ne kendisi ne de emeği görülerek yaşamaktadır. Hesiodos Pandora’nın yaratılışını insan ve tanrı mücadelesinin bir sonucu olarak kurgular. Pandora, tanrı Zeus’un insanlardan ateşi saklaması ve Prometheus’un ateşi Zeus’tan çalarak insanlara vermesinin ardından Zeus’un insanları cezalandırmak için yarattığı bir varlıktır. Toprak ve sudan yaratılan Pandora insanlara kötülük vermek ve acı çektirmek için yaratılmıştır. İnsanlar, bu mitin dünyasında sadece erkekler mevcuttur, çünkü Pandora’dan önce kadın yoktur. Dolayısıyla erkekler tanrının bir cezası olarak kadınla yaşamak zorunda kalmışlardır. Burada önemli bir başka konu daha vardır ki Pandora’nın toprak ve sudan yaratılmış olması ateşi ele geçiren erkek için bir yenilgidir. Toprak ve suyun ateşi söndürebilme özelliği mecazi olarak kadının erkeğin tutkularını söndürebilmesi şeklinde yorumlanacağı gibi kadının, erkeğin gücünü zayıflatan bir varlık olarak da düşünüldüğünü göstermektedir. Her iki şekliyle de düşünüldüğünde, kadına yönelik negatif anlamlar ortaya çıkmaktadır. Bu negatif anlamların yanına kadının güzelliği de eklenebilir; çünkü kadının güzelliği de erkeği baştan çıkarır ve bu sebep ile negatif bir anlam taşımaktadır. Hesiodos bunu şöyle ifade etmektedir:

“Zeus’un kızı Athena’nın çabalarıyla yapılan bu güzellik insanları ve tanrıları hayretler içinde bıraktı. İşte insanların başını alan bu sonsuz güzellik böyle ortaya çıkmıştır. Topal Hephaistios, Zeus’un isteğiyle bir kadın yarattı. Athena da elbiseler giydirdi, Belinden ve alnından duvaklar sarkıyordu, Elbisenin izlenmesi bile insanlar için bir zevkti. Pallas, Athena’nın başına bir çelenk koydu. Tacın üzerinde toprak ve denizden beslenen çok sayıda yaratık vardı.”

Yaratıldığı ilk anda gizi ve sırı kendinde barındırmıştır. Elbisenin izlenmesi bile insanları etkilemiş ve meraklarını daha da körüklemiştir. Kendinden olmayan bu canlıya büyük bir arzu ve tutku duyması onun gizlenen bedenini merak etmesidir. Kafasında ki taçta bulunan hayvanlar insanları büyülemiş ve ilk kez bir doğa canlısı görmüşlerdir. Pandora’nın burada doğanın bir varlığı hatta ve hatta doğanın tam kendisi olduğunu görürüz. Pandora güzelliğin, kötülüğün ve en önemlisi doğanın adı olmuştur. Kafasında ki taçla insan doğasının başlangıcı, diğer canlıların da onunla geldiği doğurganlığın üremenin ve üretmenin var olmanın sembolüdür. Pandora, insanın doğası, insanlığın başlangıcı ve üremesiydi.

“Pandora kutunun kapağını açınca insanlara acıları ve dertleri sundu. Zeus’un isteğine uygun bir şekilde bir tek umut kutudan çıkmadı. Çünkü Zeus böyle istemişti.”

Tüm tanrıların hediyesi, tüm kötülüğünde kaynağı oldu. Kendi yaşamını devam ettirmek zorunda kalan insan bütün zorluklarının bütün bir hayatının suçlusunu bulmuştu. İlkel toplumların kendilerini rahatlatmak için her zaman toplumda günah keçisi seçmeleri kendilerini rahatlatmak için uyguladıkları bir yöntemdir. Masaya çarpan çocuğa masanın suçlu olması her toplumda kendini gösteren bir günah keçiliğidir. Kendimizi aklamak ya da rahatlamak için cansız nesnelere bile suç yükleyebiliyoruz.

Yaşamın ağır koşullarının sebebi, hayatın devamlılığı insanlığın başlangıcı Prometheus ve Pandora’dır. Pandora‘nın kutusu, zamanla değişerek depo olmuştur. İnsanların kendi soylarını kendilerinin üretmesi, artmak ve yaşamak için depoda bulunan tohumlardır. Önemli bir noktadır ki kadının varlığı doğayla özdeştir. Hesiodos, “keşke tohumları bize verseydin kadını yaratmasaydın!” der. Tarlasından ne zaman ürün almayı düşünüyor ise kadından da aynı zamanda ürün almayı düşünür. Tohumlarla birlikte üretimin kadın kaynaklı olması ama diğer taraftan tanrıların öfkesinin nedenin de kadın olması büyük bir çelişkidir. Doğası olmadan emeği olmadan bir insan, nasıl insan olarak yaşardı? Tohumlara sahip olmak, emeğin devamlılığıdır.

Pandora’nın yaratılması, Epimethus’un hediyeyi kabul edip onunla evlenmesi insanın kökeninin de başlangıcıdır. Doğanın canlısı olan erkek yaratılma ya da varoluşta kendi kökenini daha eskilere dayandırır, ama o zamanlar tanrılar onları sever ve yaşamak için emek sarf etmek zorunda kalmazlardı. Kadın ise gerek getirdiği yaşamla gerekse akılları karıştıran bir varlık olması ile ilk erkek olan Epimetheus’tan oldukça farklıdır. Epimetheus, saf, düşünemeyen ve akılsız olarak tanıtılır. Bu akılsızlığından ötürüde Pandora’yı geri çevirememiştir. Günah keçisi sayımız Epimetheus’la ikiye çıkar. Düşüncesizlik ve akılsızlık en büyük kötülüktür, her zaman insanın başına büyük kötülükleri getirebilir. Epimetheus Pandora’yı kabul ederek insana insanlığın kapılarını açarak en büyük kötülüğü getirmiş gibi gösterilir.

Kadın yurtsuz olan insanın son durağıdır, yaşam nefesini güçlendirerek sürdüren tüm tanrıların hediyesi tüm tanrıların gizemidir. Hak, adalet, iktidar! Tanrı ve titanların kavgasıyla çağdan çağa artarak çoğalan toplumsal sorunlar olamanın ötesinde, kendini Musalaştırarak yalnızlaştırıp yabancılaştıran erkeklerin yurtsuzluğudur. Bir doğa varlığı olan kadın; yaratılmasından bugüne insani özellikleri temsil eden, varlığın süre geleni ve devam ettiricisidir. Üretmek ve çalışmak insanı insanlaştırarak büyüten emektir. Yaşamak için harcanan en küçük emek, hak mücadelelerinin başlangıcı ve savunucusu konumundadır. Tanrıların yanına dönmek isteyen insanın acısına, insanlıktan vazgeçen çelişkilerine ortak oluruz.

Yazar: Elif Avcı