ABD’de yapılan bir araştırma, Amerikalıların dörtte üçünün doğaüstü olaylara inandığını, her beş kişiden birinin ise hayalet gördüğünü iddia ettiğini ortaya koydu. Geçmişte de keskin zekâya sahip bazı ünlülerin kendilerini imkânsıza inanmaktan alıkoyamadığı görülmüştü. Bunlar arasında Abraham Lincoln’un hayaletini gördüğünü söyleyen Winston Churchill ve telepatiye inanan Alan Turing’i de sayabiliriz. Dünya geneline bakıldığında da bu durumun pek de farklı olmadığı görülüyor. Bu inançlara ilgi duyan psikologlar bazı insanların neden hala batıl inançlardan kurtulamadığını araştırmalarına konu etti. Ve elde ettikleri bulgular, doğaüstü inançların bazı gizli yararları olabileceğine işaret ediyor.

Bazı doğaüstü deneyimler, beyindeki hatalı aktiviteler ile açıklanabiliyor. Cinlerin, perilerin nesneleri hareket ettirdiğini gördüklerine dair yemin edenlerde, beynin görmeden sorumlu sağ yarıküresinde bazı bölgelerin hasar görmüş olabileceği söylenebilir. Veya epilepsinin bazı türleri insanda, sanki arkalarında bir şey onları takip ediyormuş hissi yaratabilir. Ruhun bedenden ayrılması türünden deneyimler ise bugün nörolojik vakalar olarak görülmektedir. Fakat bazı görsel yanılsamaların ise sağlıklı bir beyinde efsanevi yaratıkların ortaya çıkmasına neden olduğu bilinmesine sebebiyet verebilir mi? Belki de beyin az ışıkta yüzün yapısını tam olarak canlandıramadığından boşlukları doldurmaya yöneliyor; bazen bu çabanın sonunda kafatası, yaşlı cadılar ya da korkunç hayvanlar ortaya çıkabiliyor. Bu ise yorgunluk, ilaç veya uyuşturucu, alkol ya da ışık oyunları gibi faktörlerin devreye girmesi ile beyni etkileyip böylesi yanıltıcı görüntülere yol açabiliyor.

Din konusunda araştırma yapan psikologlar, uzun zamandır normal ötesine inancın, dünyanın çok daha acımasız gerçeklerine karşı bir kalkan oluşturduğunu düşünmekte. Ölüm, doğal afet, işini kaybetme gibi beklenmedik bir olay karşısında beyin cevap bulmak için uğraşıyor, kaos içinde bir anlam aramaya İnsanlardan kontrolün ellerinden çıktığı bir anı hatırlamalarının istenmesi durumunun bile onları hayali güçler görmeye veya birbiri ile ilgisiz iki ayrı olay arasında bağlantı kurmaya yöneltebileceğine inanıyor. Antropomorfizm veya eşyayı insana benzetmenin de olayları anlamaya çalışır iken kullandığımız yöntemlerden biri olduğunu belirtilmekte. Hayatımız üzerinde kontrolümüz azaldığında buna daha çok açığızdır.

İnsanların beyninde “zihin teorisi” adı verilen alanda daha fazla beyinsel aktivite şeklinde kendini göstermiş ve doğaüstü şeylere inancı olanların fotoğraflarda daha fazla gizli yüz görmeye meyilli olduğunu fark edilmişti. Bu bulguyu Amsterdam Üniversitesi de doğruladı. Normal ötesine inananların, inanmayanlara oranla düşünceleri öteleme konusunda daha savunmasız olduğunu görüldü. Kısacası doğaüstü şeylere inananların, net olmayan bilgi durumunda bile verdikleri karara daha çok güven duyduğu ve insanların güven yitimine sarıldıkları anlarda ise onun peşini kolay bırakmadığı da bulgular arasında yer aldı.