Quentin Tarantino ve Şiddet

Şiddet ve suç türü genellikle birlikte anılmakta, türün beklenti ve geleneklerinin bir parçası olmaktadır. Suç filmlerine gösterilen tepki genellikle filmin bir yapı olarak statüsünü görmezden gelir. Bu da yoğun ihtilaflara ve ahlaki paniğe neden olur. Perdede izlediğimiz şiddet üzerine yazılan yazılar; erkeğin temsili, kadına şiddet, şiddetin karakterin bir parçası olduğu yönündedir. Bu tarz eleştiriler filmin anlamlandırılmasını zorlaştırır. Özellikle son dönem Amerikan sinemasının önemli isimlerinden, ilk filminden bu yana bütün bu eleştirilere göğüs geren Quentin Tarantino ve sinemasını bu yazıda şiddet ekseninde incelemeye çalışacağım.

Tarantino, röportajlarda filmlerindeki şiddetin aşırılığı ile ilgili gelen sorulardan artık bıkmıştır. Ona göre; filmlerde kullanılan şiddet abartılacak bir mevzu değildir. Kesilen kulaklar, patlayan kafalar, kılıcın girdiği yerden akan oluk oluk kan… Bunların hepsi Tarantino için eğlenceden başka bir şey değil. Şiddet ilk filminden itibaren Tarantino’nun imzası haline gelmiştir.

Tarantino henüz ilk filmi olan Reservoir Dogs filmini çektiği günlerde, film kadar filmin içinde yer alan şiddet sahneleri ile de gündeme gelmişti. Birçok eleştirmen filmdeki kulak kesme sahnesini sadist ve manipülatif bulmuştu. Hatta bu sahne benzer suçlara ilham vermekle de suçlanmıştı. Çete üyesi bir grup sadist katil, kurbanlarına işkence yapıp öldürürken, suç filmi Reservoir Dogs filminin korkunç bir sahnesini taklit etti. Ella Taylor bir makalesinde, kulak kesme sahnesi için; “O sahne tam bir sanat eseri; hatta kusursuz bir yapıt bile olabilir. Zaten beni korkutan da bu!” diyor. Reservoir Dogs gösterime girdiği dönemde şiddet sahneleriyle birçok eleştirmenin hedefi olsa da, aynı eleştirmenler filmin hakkını yememiş, o yıl gösterime giren filmler arasında Reservoir Dogs filmini ayrı bir yere koymuşlardır. Kulak kesme sahnesinin tartışmaya yol açmasının sebebi ise; işkence, mizah ve işkenceyi yapan kişinin davranışlarıydı. Alison Young, bu sekansta yorumunu oluşturmak için üç farklı strateji tespit eder:

“Şiddetin doruk noktasında görüntünün gizlenmesi”, “hem izleyici, hem kurban için sahnenin yoğunluğuna ara verilmesi”, “Bay Sarışın’ın şarkılar eşliğinde dans eden havalı bir adam sunumu.”

Bu üç strateji, izleyiciyi manipüle eder ve uygunsuz bir konuma iter; izleyici hem işkenceden haz alır, hem de dehşete düşer. Bu sahne, şiddetin ve onun izleyiciyle ilişkisinin eleştirel ve kuramsal analizinin ortak noktası oldu. Bazı eleştirmenlere göre Tarantino; eleştirel bilinci, dünya ve bilginin farkındalığını aşağı gören ve dolaysız bedensel etkilere bağlı bir reaksiyona neden olan bir imaj içerir. Tarantino filmlerindeki şiddetin genellikle bir amacı yoktur. Örneğin, yüzlerce kişinin ölümüne sebep olacak birisi öldürülür ise bu daha ahlaki kabul edilebilir. Filmin sonunda, kötü adam öldüğü ve günahlarını lanetlediği müddetçe şiddet kullanabilirsiniz. Ahlaki bir düzlemde şiddet seyirci tarafından onaylanır. Fakat Tarantino; pek çok söyleşisinde dile getirdiği gibi, sinemasını oluştururken herhangi bir ahlaki tutum içerisinde değildir.

Tarantino bir röportajda; “Filmde korkunç bir şey olacağında müzik size buna dair herhangi bir ipucu vermiyor.” diyor. “Gerçek hayattaki şiddet böyledir. Otobüs beklerken birden önünüzden beyzbol sopalarıyla birbirini kovalayan insanlar geçer. Filmlerimde şiddeti böyle yansıtmaya çalışıyorum.”

Tarantino, filmlerinde şiddeti; soysuz, ağır, kan içinde ve mizahla örülmüş bir biçimde gösterir. Mizah bazen şiddetin içinde yer alan küçük bir espri, bazen de mizah şiddetin ta kendisi olarak karşımıza çıkar. “Benim şiddetle bir sorunum yok, benim için komedi unsurları kadar sıradan bir şey bu. Estetik bir şey. İnsanlar buna ahlaki bir kulp takacaklardır, ama bence bu tutum saçmalıktan ibaret!” diyor Tarantino. Ona göre, şiddet filmlerde kullanılan ögelerden sadece biri.

Tarantino, şiddeti estetik bir konu olarak görür. Bu yüzden seyirci Kill Bill’i izlerken tiksinmek yerine haz duyar. Bütün o uçan kafalar, yerinden oyulan gözler, kopan kollar seyircide bir mezbaha değil, kanlı bir şenlik havası yaratır. Tony Scott’ın yönetmenliğini üstlendiği True Romance filminin senaristi olan Tarantino, bu filmin otobiyografik özellikler taşıdığını söyler. Filmin başkahramanı olan Clarence Worley, Quentin Tarantino’dur. Tarantino’nun pek çok kez dile getirdiği “Yönetmen olmasaydım gangster olurdum.” cümlesi de onun sinemasını ve hayata bakış açısını anlamak adına önemli ipuçları veriyor.