Ev ve iş yerlerimizi ve daha bir çok özel alanı doğru renkler ile boyamak seçmek için çok uğraşırız. Hastaneler temizlik ve hijyen hissi vermek için beyaza, hapishaneler saldırganlığı azalttığına inanıldığı için pembeye boyanmakta. Tüm bu renklere atfedilen özellikler batı kültürüne aittir. Peki renklerin gerçekten de davranışlar üzerinde herhangi bir etkisi var mı? Bu konudaki araştırmalar karmaşık ve bazen de çelişkili sonuçlar veriyor. Üzerinde en çok çalışma yapılan kırmızı renk genellikle de mavi ve yeşil ile kıyaslanıyor. Yaptığınız herhangi bir işi belli bir renk ortamında yapıyor iseniz zamanla o rengi belli bir duygu veya davranış ile ilintilendirmeye başlıyorsunuz. Örneğin okul hayatınız boyunca öğretmenin kırmızı renk ile yaptığı düzeltmeler sizin kırmızıyı her zaman tehlike ile ilişkilendirmenize neden olacaktır. Zehirli meyvelerin de çoğunlukla kırmızı olması bu algıyı daha da güçlendiriyor.

Geçmişte yapılan ve komplike sonuçlar ortaya koyan birçok deney ardından nihai bir yanıt bulmaya çalışıldı. Deneklere mavi, kırmızı ve nötr renk ekranları olan bilgisayarlar verilerek çeşitli beceri testlerine tabi tutuldu. Kırmızı ekranlı bilgisayarda deneklerin hafıza ve düzeltme okumalarında, detay görmelerini gerektiren işlerde daha iyi sonuç aldığı, ama yaratıcılık gerektiren becerilerde mavi ekranların daha iyi sonuç verdiği görüldü. Kırmızının sakınma mesajı verdiği ve denekleri daha dikkatli olmaya yönelttiği, mavinin ise daha özgür düşünmeye iterek tersi bir etkide bulunduğu sonucuna vardı. Buradan hareket ile laboratuvar veya okul gibi kurumlarda tedbir ve sakınma gerektiren çalışmaların yürütüldüğü odaların kırmızıya, yaratıcılık gerektiren çalışmalar için kullanılan odaların ise maviye boyanabileceği önerisinde bulundular. Ama geçmiş yıllarda daha geniş bir grup ile yapılan benzer bir araştırmada renklerin etkisinin ortadan kalktığı görüldü.

İlk araştırmada altmış dokuz kişi yer alır iken yenisinde iki yüz altmış üç denek kullanılmış ve arka plandaki rengin bir fark yaratmadığı görülmüştü. Bir başka araştırmada ise deneklere iki farklı tabakta kraker sunulmuş ve tadı hakkında soruları yanıtlamak amacı ile istedikleri kadar yiyebilecekleri söylenmişti. Denekler kırmızı tabakta sunulan krakerleri daha az yemiş ve bu durum kırmızının uyarı ve tehlike mesajı özelliğine bağlanmıştı. Ama aynı deney başka bir üniversitede tekrarlandığında tersi sonuçlar elde edildiği gözlemlenmişti.

Dolayısı ile renklerin etkisini incelemek sanıldığından daha zor! Belki de renkler bizim onlara atfettiğimiz etkileri yaratmamakta. Ama renklerin etkisi fikri o kadar yerleşmiş ki yurt dışında ABD, İngiltere, İsviçre, Almanya ve Avusturya’da bazı cezaevleri koğuşlarını pembenin belli bir tonunda boyuyor. İsviçre’deki cezaevlerinin yüzde 20’sinde en az bir pembe hücre bulunuyor. Resmi adı Baker-Miller pembesi olan bu tonu pelte pembesi olarak da adlandırmak mümkün. Pembenin tutuklu ve hükümlüler üzerindeki etkisini ilk araştıranlar renge ismini veren bu iki Amerikalı deniz kuvvetleri subayları olmuş.

Böylece tutuklulara pembe ve mavi kartlar gösterilerek kollarından bastırılmış, pembe kart gösterilen tutukluların daha az direndiği sonucuna varılmıştı. Pek de bilimsel olmayan bu araştırma farklı şekillerde tekrarlanmış ancak pembenin saldırganlığı azaltıcı bir etkisi olduğu kanısını güçlendirecek verilere ulaşılamadı. Aslında renkler herhangi bir fark yaratmıyordu. Hatta pembenin normalde kadınlara özgü bir renk olduğu kanısının yaygınlığı nedeni ile tutuklularda iğdiş edilmişlik hissi yaratabileceğini savunanlar da var. Belki de renkler gerçekten de davranışlar üzerinde etkili. Ama bugüne kadar kimse bu etkileri tutarlı bir şekilde kanıtlamayı başaramadı. Belki de renkler herhangi bir fark yaratmıyor. Bu konuda kesin noktayı koyacak daha iyi deneylere ihtiyaç var. Renklerin etkisi veya etkisizliği kanıtlanıncaya kadar odalarımızdaki renk seçimi kişisel zevk ve sanat anlayışı sorunu olarak kalmaya devam edecek gibi duruyor.