Bu inanç çok sayıda efsaneye konu olan yaygın bir temadır. Köprüden ahiret yolculuğuna çıkmış ölülere ait ruhların izleyeceği yoldur. Gökkuşağı buna bir örnektir. Birçok inanışta insanların ruhlarının, beden öldükten sonra bu dünya ile öte dünya arasında bir köprü/yoldan geçeceği düşünülür. Yani bazı inançlarda bu sadece ruhumuzun boyut değiştirirken izleyeceği yol iken, bazı inançlarda ise ruhun öte aleme vardıktan sonra gideceği bölgenin belirleneceği bir sınavdır. Buna örnek olarak sırat köprüsünü gösterebiliriz.

Samanyolunun çok eski çağlardan bu yana ruhların bir ırmağı olduğu varsayılır. Bazı kabile sistemlerinde de ahirete giriş yolu üzerinde yer alan birtakım dağ patikalarının mevcudiyetine inanılmaktadır. Köprü sembolü, kimi tradisyonlarda dar kapı, zor geçit, duvarda bulunması gereken bir kapı, sadece bir anlık açık olan bir geçit, “çarpışan iki kayanın arası” veya “iki ateşin arası” sembolüne dönüşür. Örneğin Sathapata Brahmana’ya göre ölen her kimse, günahkarları yakan, fakat iyilerin geçmesine izin veren iki ateş arasından geçmek durumunda kalır.

Şüphesiz antikiteden beri en kesin olan köprü, insanlar ve tanrı arasındaki bağlantıyı, yeryüzü ve öteki alem arasındaki iletişimi temsil eden gökkuşağıdır. Gökkuşağı, tanrıların mesajcısı İris’in eşarbıdır. Buda’nın kendisi, yeryüzüne inerek bir gökkuşağı üzerinde yürür. Yine İslamiyet’te cennete gitmek isteyen inananlar, öncelikle cehennemin üzerine yerleştirilmiş köprüden geçmek zorundadırlar. Bir saç teli inceliğindeki sırat köprüsünden düşenlerin layık olduğu yer cehennemdir. Bu köprüyü geçeceklerin hızı, geçmişte yaptıkları hayırlı işlere bağlıdır.

Ruhsal Köprü kavramı, Hıristiyanlık tradisyonunda da bulunur. Aziz Pavlus’un vizyonunda bu köprü “saç teli kadar incedir!” Ortaçağın Breton destanlarında tırpandan daha keskin bir kılıç köprüden söz edilir ki, bundan geçiş ancak büyük acılar çekilerek mümkün olur. İnce köprü sembolü Kafkas Tradisyonlarında “kıldan ince, kılıçtan keskin!” deyimi ile dile getirilir. İskitlerinkine çok benzeyen Oset tradisyonunda ölü bir ırmağa gelir ki, üzerinde köprü olarak çok ince bir kalas vardır. Kişi doğru yaşamış bir kişiyse ayakları altında bu ince kalas genişler, sağlamlaşır, görkemli bir köprü olur. Bu köprü Gürcü tradisyonunda da “kıl kadar ince” olarak tasvir edilir.

Samanyolu’nun Büyük Yarığı ve Kuğu Takımyıldızına eskiden beri duyulan ilgi unutulmamıştır; İranlı ateşperest Zerdüştlerinin ölüm sonrası inançlarına Chinvat Köprüsü olarak yerleşmiştir. Chinvat Köprüsü, tanrı Mehr ya da Mitra tarafından korunan bu kılıç benzeri köprüden ölmüşlerin ruhu öteki âleme varmak için geçmek zorundaydı. Şayet ruh erdemli ve dürüst ise, köprü kılıç kenarı gibi olup geçişi kolaylaştıracak; ancak ruh günahkar ise köprü kılıcın keskin ucu gibi jilet keskinliğinde olup ruhun kayarak cehennemin ağzına düşmesine sebep olacaktır.

Köprünün cennete erişmeyi sağlayan kılıç kenarı benzerliği muhtemelen samanyolunun kuzey ve güney kısımlarını birbirine bağlayan Büyük Yarık’ın kolundan kaynaklanmaktadır; öte yandan kılıcın keskin kenarı benzerliği ise büyük yarığın zaman ile yok olan diğer kolundan kaynaklanmaktadır. Bu noktanın hemen aşağısında ise Akrep Yıldıztakımı olup büyük ihtimalle günahkar ruhları cehennemde karşılayan açık ağızlı bir canavarı simgelemektedir.

Öteki âleme ulaşabilmek için geçmesi zorunlu olan köprü inancı, Samanyolu’nun güney ve kuzey kesimlerini birbirine bağlayan Büyük Yarık’ın ikili kollarına yönelik inançtan türemiştir. Bunun da ötesinde, kılıç görüntüsü Kuğu Yıldıztakımı’nı oluşturan yıldızların haça benzer sıralanışı olup, Büyük Yarık’ın köprüye benzeyen koluna işaret edip, kuzey gece semalarında onun pozisyonunu vurgulamaktadır. Avrasya kıtası boyunca Kuğu Takımyıldızı gök kuğusu ya da kazı olarak görülmekte ki, birçok Avrupa ülkesinde kuşlar ruhun öteki âleme geçişiyle ilişkilendirilirdi. Ne var ki; Mezopotamya, Fırat toplumlarında ise Kuğu takımyıldızı, efsanevi kartal olarak görülmüş; Güneydoğu Anadolu’nun Cilalı Taş Dönemi insanların arasında ruh, kanatlı hayvanlardan akbaba biçiminde algılanmıştır.

Göbekli Tepe, Nevalı Çori ve Çatalhöyük gibi alanların mimarlarının ruhun son yolculuğuyla alakalı kozmolojik bilgileri binlerce yıllık eski inançlardan miras kalmıştır. Bu ve benzeri dinî inançlar büyük ihtimalle Harran gibi yerlerdeki neolitik yerleşimcilere aktarılmış; Harran’dan sonra, Sabalılar ve çok sonraları Mandeanlar, Yezidiler, Saf Kardeşler ve Zerdüştlere ulaşmıştır.

Göbekli Tepe gibi erken Cilalı Taş Dönemi kompleksleri, her iki dünya arasında temas mekânlarıydı, diğer bir deyişle cesedin yabani kuşlara sunularak etten arındırılması işlemi sonrası kişinin ruhu ya da bilinç durumu değişen, ayini icra eden şaman tarafından bu kapılara erişilebilir. Birçok yönden bu tarz yerleşim alanları, sonraları Sümerler ve Babiller’in muhteşem tapınakları, Batı Avrupa’nın Stonehenge megalitik anıtları ve hatta günümüz dünyasını dolduran mabetlerin habercisi olmuştur. Bu yapıların hepsinin kaynağı Güneydoğu Anadolu’daki Göbekli Tepe gibi alanlarda bulunmaktadır.

Çinvat Köprüsü

Zerdüştlükte ölüm ötesi inançlar arasında yer alan ve bireyin ebedi hayatı hakkında önemli rol oynayan bu köprüye “Rasma” da denilmektedir. Ölüm anında insanların, bireysel bir hesap görme olayının olduğu yer olarak ruhların iyi ve kötü amellerinin karşılığını veren Çinvat Köprüsü üstünde hesaba çekildiklerine inanılmaktadır. Her insan ölümünden sonra Çinvat Köprüsü’nden geçmek suretiyle özel bir imtihana tabi tutulacaktır. İyiler hayatta iken daima Ahura Mazda’nın tarafında mücadele edenler zahmet çekmeden öbür dünyaya ulaşacaklardır. Kötüler ise, “durugların evlerinde”, yalan cinlerinin oturdukları yerde hasret çekip yaşayacaklardır.

Kişilerin amellerine göre köprü, genişleme ya da daralma özelliğine sahip bulunmaktadır. Bu köprü sonrasında insanların ruhlarının Vahisth ve Hemistegan’a gitmesi belirlenmektedir. Zerdüştiler iyi kişilerin gidecekleri “Vahisth”i yükseklerin en yükseğinde olan Hara-berazait Dağı’nın en tepesinde ve bunun yanında da Çinvat Köprüsü’nün bulunduğuna inanmaktadırlar. Çinvat Köprüsü iyilere düz yol seklinde açılarak onların Vahisth’e ulaşmasını sağlarken, kötü kalpli kişilere daralarak onların Hemistegan’a düşmesine vesile olur. Zerdüştilikte ölüm ötesi ile ilgili bu inanışlar günümüzde devam etmektedir. Avesta’da bu konuyla ilgili şöyle denilmektedir:

“O kimse ki Ahura Mazda’yı ve Zerdüştiliğin üç temel öğretisini kabul ederse Çinvat Köprüsü genişler, iyi ruh Vahisth’e gider ve mutlu hayata devam eder.”

“Kötü kalpli ve Ahura Mazda’nın dinine karsı gelen kişiler, insanları kötülük ve yanlış yola yönlendirenler, Çinvat Köprüsü’nün darlığından geçemeyip Hemistegan’a düşerler. Böylece onların ebedi hayatları ızdırap içinde olur.”

Istırap Köprüsü

Çin tradisyonuna göre, cehennem ırmağının üzerinde ölüm olayı ile yeryüzündeki bedenlerini terk eden tüm ruhların ve reenkarne olacak olan tüm ruhların geçmek zorunda olduğu bir “Istırap Köprüsü” vardır. Nasıl her ölen bu köprüyle karşılaşıyor ve onu acı veya tatlı bir şekilde geçiyorsa yeryüzünde tekrar bedenlenecek her varlık da bu köprü ile karşılaşır ve oradan geçer. Fakat bedenlenecek olanlar bu köprüden bedenlerini terk edenler gibi ağır ağır geçmezler, çok hızlı geçerler.

Sırat Köprüsü

Sırat, İslami gelenekte Cehennem üzerine kurulacak köprü anlamında bir terimdir. Sözlükte “yutmak” mânasındaki sert masdarından türeyen sırat, “yol, cadde” demektir. Bu anlam, yolda yürüyen kimsenin ağızda lokmanın kaybolması gibi gözden uzaklaşması ilişkisiyle oluşmuştur. Kelimenin aslı sîn ile “sirât” olup kalın ses özelliği taşıyan sondaki ŧâ harfi “sîn”i “sâd”a çevirmiştir.

Kelimenin Latince “strata” kökünden geldiği ve Arapça’ya Ârâmîce’den geçtiği düşünülür. Akaid ve kelâm kitaplarında sırat “Cehennem üzerine kurulmuş olup müminlerin rahatlıkla geçebileceği, kâfirlerin ise üzerinden cehenneme düşeceği köprü” diye açıklanır.

Sırat kelimesi sözlük ve terim anlamıyla hadis rivayetlerinde de yer almıştır. Hadis metinlerinde “cehennemin üzerine kurulmuş köprü” mânasında sıratın yanı sıra “cisr” ve “kantara” kelimeleri de geçmektedir. İlgili hadislerden anlaşıldığı üzere herkes sözü edilen köprüden geçecektir. Ebû Saîd el-Hudrî yolu ile Hz. Muhammed’den rivayet edilen bir hadiste iman ve sâlih amel derecesine göre sırattan göz açıp kapayacak kadar bir zaman içinde veya şimşek, rüzgâr, kuş uçuşu yahut yürük at hızıyla geçilebileceği gibi, köprünün kancalarına takılıp cehenneme düşecekler de vardır.

Köprünün “kıldan ince, kılıçtan keskin” olduğu şeklindeki rivayetlerden biri Ebû Saîd el-Hudrî’nin Resûlullah’a nispet etmediği bir haber mahiyetindedir. Hz. Âişe yoluyla Resûl-i Ekrem’den nakledilen diğer rivayet ise isnat açısından zayıf bulunmuştur. Böyle bir anlatımın kâfirlerin karşılaşacağı azabın tasvirine veya inkâr ve isyanın korkunç âkıbetinin temsiline yönelik olması mümkündür.