Çözümlenmemiş ruhsal çatışmalar ile yaşamak bireyler için şüphesiz ki büyük bir sıkıntı kaynağı gibi görünür. Ki bu kişiler çoğu kez birbiri ile bağdaşmayan iki ya da daha çok amacın peşinde koşar ve amaçlarında hayal kırıklığına uğrar. İdeal imgelerin peşinde koşar iken basit hedefleri kaçırabilir. Hedef yoksunluğunun veya uygunsuz hedeflemelerin yanı sıra bazı kişiler amaçları doğrultusunda aşırı kararlılık gösterse de, candan ve mutlu oldukları izlenimini de veriyor olmalarına rağmen, ruhsal bir bütünlüğün eseri olmayabilir. Ve tüm bunlar kendi içerisinde umutsuzluk, özsaygı eksikliği ve/veya özgüven eksikliği gibi birçok içsel çatışmanın getirisi midir?

Kısmen öyle denebilir. Fakat çatışan ihtiyaçlar ve dürtüler, kişiliğin bazı kısımlarının baskılanıp, gölge altında kalması da kişinin ruhsal enerjisinin kaybına neden olur. Ki nitekim benliğe yabancılaşma bireyin kendini ifade edebilmesini, tüm potansiyelini gösterebilmesini, başkaları ile olumlu ilişkiler kurup birlikte çalışabilmesini, insani ilişkiler kurmasını dahi bozar. Yine de bu kişiler hala iyi bir insan, iyi bir çalışan ve yaratıcı olabilen bireyler olmayı başarabilir, ama bu denge kesin surette bıçak sırtındadır. Çünkü ruhsal ya da fiziksel bir travma aslında tüm dengeyi bozmaya yetecektir.

Bu çatışmaların biri de genel bir kararsızlık hali de olabilir. Birey, ne yiyeceği veya ne giyeceği gibi basit kararlardan tutun da, meslek seçimi ve pek dahası zorlu seçimlerde zorlanabilir. Aldığı kararlardan memnun olmamak ile birlikte pişmanlıklar da duyar. Karar alımlarında tüm enerjisini tüketir ve hatta panikler. Bu kişiler kararsızlıklarının farkında değildir ve bilinç dışı bir biçimde karar vermekten kaçmayı çare bulurlar. Karar vermek için düşünecek zamanı olmamış ya da karar için henüz vakit kendince erkendir ve belki de kararını şansa bırakmıştır. Burada net olmayan nokta da budur.

Birey yapabileceği gücü, bilgisi ve yeteneği olmasına rağmen işinin gereğini yapmayabilir, ayrıntılara takılma ve kusursuzluk için uğraşma gibi eğilimler de gösterebilir. Bu bilinçdışında kendisine zorlama gibi geldiğinden bir engelleme gibi bir dışavurum da söz konusudur. Hatta bu olay insan ilişkilerine de yansır. Cana yakın olmak istese de yalaka pozisyonuna düşmekten çekindiğinden daha resmi davranabilir. Bu da reddedilmekten korkan biri olarak sosyal ilişkilerde çekingen davranmaya davetiyedir. Peki, bu birey için aslında ne gibi getiri sağlayabilir?

Çaba ve uğraş gerektiren şeylere, hemen hemen her şeye isteksizlik göstererek, bu duruma gayet rasyonel yaklaşmak da buna bir örnektir. Amaç, doğrultu ve en önemlisi de motivasyon eksikliği sonucunda eylemlerinde zoraki ve tatmin etmeyen bir çaba hissettiğinde bıkkınlık gösterir ve sıradanlığın sınırlarında olan bayağılaşır. Bu kişinin zihninde muhteşem işler yapma var ve  kesinlikle sıradanlık başkalarının işidir.

Kişinin kendi içinde dahi kendi ile çelişen değerlerini gizleme çabası var olabilir. Ahlaki bütünlük bozulduğunda ise samimiyet azalır ve bunun orantılı bir biçimde bencillik artar. Kendi içinde bütünlüğü sağlayamayan birinin gerçekten samimi olması zaten mümkün değil. Bencillik ahlaki sorun haline geldiğinde ise birey, diğerlerini amacı doğrultusunda kullanmak ister ve kullanır. Bilinçdışı kibirlilik oluşumu ise ruhsal çatışma içinde bütünlüğünü yitirmiş kişilerce ve acı ile sıkıntılarının kendi içsel sorunlarından kaynaklandığını göremez. Görse de bunu kabul edemez. Bu amaç ile dışsallaştırmayı tercih eder ve tüm sorunların sebebini görür ve böyle hareket eder, ama doğrusu yine bireyin kendi içerisinde kurduğu muhasebe ile eşdeğerdir.