Orta Çağ döneminde İngiltere’de şövalyelerin zırhları bıyıkları gözetecek şekilde yapılıyordu. Kraliçe Elizabeth döneminde ise giderek yaygınlaşıp moda sembolü haline gelmişti. Bu dönemde krallar ne şekilde bıyık bırakmış ise o bıyık modeli yaygınlaşıyordu.

17’nci yüzyıl sonlarında Avrupa’da sakal artık hissedilir oranda gözden düşmüştü. Bunda Rus çarı Büyük Petro’nun “sakal vergisi” de etkili olmuştu. Böylece bıyık bırakma hızla yaygınlaştı. Sonraki dönemde ise 19’uncu yüzyıl başlarında uçları yukarı doğru kıvrılıp favoriler ile birleşen bıyık modası baş göstermeye başladı.

Bunda savaşların etkisi de var mıydı? Yüksek ihtimal ile genç kuşakların örnek aldığı tarz ise bambaşkaydı. Döneminin normlarını reddetmekte olan, yüzü kıldan arınmış ünlü şair Lord Byron’u taklit ediyorlardı. Kırım Savaşı’na kadar bu böyle devam etti. Savaşla birlikte bıyık da geri gelmiş oldu. Askerler cepheden döndüğünde tanınacak halde değillerdi. İngiliz erkekler de kahramanlığı sakallı olmak ile özdeşleştirerek sakal bıraktılar. Bu dönem bıyık için kara dönemdi denebilir.

19’uncu yüzyıl sonuna gelindiğinde sakal nihayet moda olmaktan çıkmıştı. Artık yalnızca yaşlılar ve muhafazakarlar sakal bırakıyordu. Bakterilerin keşfi ve sakallar ile bağlantısına dair gazete haberleri gençleri sakaldan uzaklaştırmıştı. Avrupa ve Amerika’da sakallı erkeklerin gıda imalatını engelleyen yeni düzenlemelere gidildi. Hastanelerde ise sakallı hastalar tıraş ediliyordu. Sonraki dönemde Birinci Dünya Savaşı’nın başlaması bıyığa da darbe vuran bir başka olay oldu. Yüzdeki kıllar gaz maskelerinin takılmasını engellediği için askerler arasında sadece yüksek rütbelilere bıyık bırakma izni veriliyordu. Savaş sona erince tam bir bıyık devrimi baş gösterdi. Her gün tıraş olmak zorunda kalan askerler artık bıyık bırakıyordu.

Bıyık modern erkeğin sembolü olmuş, 1920’de polisiye roman yazarı Agatha Christie’nin ilk kitabı basıldığında, kahramanı Hercule Poirot da bıyıklı olarak sahneye çıkmıştı. Hollywood’da Clark Gable, Errol Flynn ve Ronald Colman gibi aktörler de bıyıklarıyla ün kazanmıştı. Fakat 1929 buhranı ile birlikte bıyık yine düşen bir grafiğe geçti. 1932’de yayımlanan “Buhran Zamanında Nasıl İş Bulunur?” adlı bir kitap, “İş arıyorsanız bıyıklarınızı tıraş edin!” önerisinde bulunuyordu. Hatta “Bıyık sayesinde ancak jigolo ya da şeyh olarak iş bulabilirsiniz!” deniyordu.

Dünya da İngiltere’den farklı değildi. İspanya’da bıyık sürrealist döneme giriyordu. Ünlü ressam Salvador Dali’nin bıyıkları kendisinden daha ünlüydü. 21’inci yüzyıl başlarında yapılan bir ankette Dali’nin bıyıkları tarihin en ünlü bıyıkları olarak nitelenmiş, 1954’teki bir röportajında, bıyıklarının espri amaçlı mı olduğu sorusuna Dali, “kişiliğimin en ciddi tarafı” yanıtını vermişti. İkinci Dünya Savaşı’nın ardından fırça bıyıkların revaçtan düşmesi sürpriz olmadı. Savaş kahramanlarının bıyık tarzı olarak algılanan burma bıyık yaygınlık kazandı. Şimdilerde pek gözden düştüğü de söylenemez. Bakalım!