Şiddet Anatomisi

Bir sokak köpeğini bilerek ezen, küçük bir kediyi koli bandı ile bağlayarak işkence yapan, kendi yükünü taşıyan atını arabanın arkasına bağlayarak sürükleyenler ve ne yazık ki pek daha fazlası… Hayvanlara yönelik son zamanlarda artan şiddet eylemlerinin failleri akıllara “Bir insan bunu nasıl yapar?” sorusunu getiriyor olsa da, yapılan araştırmalarda hayvanlara şiddet uygulamak sağlıklı bireyin sergileyeceği bir davranış değil ve arkasında ciddi psikolojik rahatsızlıklar yattığı bilinmekte. Yapılan bazı bilimsel araştırmalar bize toplumsal şiddetin giderek tırmanmasının tesadüf olmadığını ortaya koyuyor.

Cinayet işlemek ile canlılara kötü muamele yapmak arasında ortak noktalar bulunduğunu, bu tür eylemlerde bulunan bireyin kişilik bozukluğu olduğunu söyleyebilir ve insan ya da hayvan olsun bir canlıya zarar vermekten rahatsızlık duymayanların toplum karşıtı bir insan profiline sahip olduğunu açıkça belirtebiliriz. Herhangi bir canlıya zarar veren kişilerde empati yoksunluğu ile ortaya çıkar. Ve  sorunlu kişilikler, eylemi sırasında karşısındaki canlının acı çektiğinin farkına varamaz. Şiddete yatkın bireyler, merhamet duygusundan yoksun ve denetlemeyen bir öfkeye sahiptir. Kendi içinde haklı bir üstünlük duygusu ile hareket eden bu insanlar çektirdikleri eziyetten sonra pişmanlık duymazlar. İşledikleri suçtan dolayı sorgulandıklarında mutlaka kendilerini haklı gösterecek bir savunma yaparlar. Benmerkezciliği o denli ön plandadır ki diğerlerinin de varlığı ve haklara sahip olduğu bilincinden yoksundur.

Peki, toplumda iç içe yaşadığımız, belki de komşumuz ya da akrabamız olan bu insanlardaki kişilik bozukluğunun tedavi edilmesi mümkün mü? Antisosyal kişilik bozukluğunun tedavisinin olmadığını, ancak kişilerin rehabilite edilebileceğini belirtip, ilaç tedavileri öfke ve dürtüselliği azaltabilir, terapiler ile farkındalık yaratılabilinir. Şiddetin engellenmesinde en önemli faktör aile. İnsanların diğer canlılara tahammülsüzlüğünün en önemli nedeninin aile içi şiddet olduğunu ortaya koyan araştırmalara göre, ailede şiddete tanık olan ya da şiddete maruz kalanların şiddet uygulama olasılıkları, şiddet görmeyenlere göre sekiz kat daha fazla. Bu neden ile şiddetin önüne geçmede çocuğun rol model olarak aldığı ebeveynlerinin davranışları, çocuklarına başka canlıların yaşam hakkına saygı duymasını öğretmesi en önemli etken.

İnsan davranışlarını anlamaya ve anlamlandırmaya yönelik yapılan tüm bilimsel çalışmalara göre, bireyin kişiliğini çocukluk dönemindeki tecrübeleri şekillendiriyor. Bu neden ile mutlu bir çocukluk sağlıklı bir kişiliğin temelini oluşturur iken şiddet ve tramvaların gölgesinde büyüyen bir çocuk ise uğradığı ya da şahit olduğu şiddetin gelecekteki faili haline geliyor. Şiddet işleyen kişilerin, çocukluk ve gençlik dönemlerinde hayvanlara karşı kötü davranışlar sergilediğini özellikle batı ve ABD’de yapılan çalışmalar ortaya koyuyor. Uluslararası psikiyatri dernekleri de davranış bozukluğunun tanısında bir kriter olarak kabul ettiği hayvanlara karşı kötü muameleyi, ileride insana yönelebilecek şiddetin bir ön habercisi olarak kabul ediyor. Hayvanlara şiddet uygulayan her çocuğun potansiyel suçlu olarak değerlendirilemeyeceğini, ancak bu eylemlerin işkence ya da öldürmeye dönüştüğünde mutlaka ciddiye alınması gerektiğini belirtebiliriz.

Yazar: Melek Dündar