Sosyolojik yaratıcılık fikri bu bilimi icra etmeyi planlayan insanlar için öncül bir gereklilik olarak birinci sınıftan ortaya konulur. Gördüklerinizi, işittiklerinizi, okuduklarınızı ve toplumsal hayata dair denk geldiğiniz her türlü durumu bir nevi sosyoloji çerçevesinden irdeleyebilmenin, bu bağlamda fikirler üretebilmenin kavramsallaştırılmış halidir. Ancak yalnızca yaratıcı olmak sosyolojiyle uğraşma konusunda yeterli değildir, hayata karşı kuramsal çerçeveden olsa dahi belirli bir duruş gereklidir çünkü sorunsallaştırma meselesi kullandığınız yöntemden ziyade hayata karşı duruşunuzla ilgilidir.

Sosyolojinin henüz temel bilimlerdeki objektivite kavramına uygun bir bilim olup olmadığı tartışmalarının yapıldığı bundan elli, altmış yıl öncesine gidecek olur iseniz üstteki söylem sizi marjinal ve yenilikçi kılabilirdi. Günümüzde ise artık metodoloji kısmında araştırma sorusunu neden öyle değil de böyle sorduğunu, kendi bireysel veya kuramsal duruşuna bağdaştırmadan açıklamış kişilerin eksik veya hatalı metodoloji izlediği yaygın bir kabuldür. Elbette betimsel çalışmalar hala vardır ve değerlidirler ancak sosyolojinin temel direklerinden olan anlamak veya anlamlandırabilmek üzerine bir çaba içinde iseniz sizin duruşunuz büyük bir önem kazanır, çünkü toplumsal düzlemde objektif olarak sorun diye bir kavram bulunmamaktadır.

Sorunlaştırma denilen yaklaşım genelde olgusal bir durumu sorun olarak öne sürmek ve bunlarla sınırlı olmamak ile birlikte kaynaklarına, sebeplerine, sonuçlarına ve işleyişine dair çalışma yapmaktır. Somut bir örnek olarak gelir eşitsizliği Marksist sosyoloji yapanlar için bir sorundur, oysa gelir eşitsizliği toplumsal bir olgudan ibarettir. Üstüne üstlük iktisadi çerçevede gelir eşitsizliği genelde bir sorun olarak dahi ele alınmaz. Gelir eşitsizliği denilince insanların aklına hemen gelir adaletsizliği gelir ancak ikisi farklı kavramlardır. Bir fabrika işçisiyle mühendis arasında öncül olarak bir gelir eşitsizliği vardır oysa aynı işi yapan bir kadınla erkek arasında genelde gelir adaletsizliği bulunmaktadır. Gelir adaletsizliği de toplumsal bir durumdur, gelir eşitsizliği de ancak pek çok kuramsal veya bireysel çerçevede adaletsizlik sorun iken eşitsizlik nötr bir durumdur.

İşte yukarıdaki farklılıkların genişletilmiş halleri ise bir nevi kuramsal ve ideolojik duruşunuzu belirliyor. Bu nedenle bir araştırmacı metodoloji kısmında kendisini X olarak tanımlar iken bunu safımı belli etmekten ziyade, hangi durumları hangi çerçevede sorunsallaştırdığına işaret etmek amaçlı yapar. Liberal çerçeveden bakan birisinin sosyolojik yaratıcılığı sosyalist çerçeveden bakan birisi ile aynı biçimde işlemez. Baktıkları yer aynı olsa dahi, gördükleri toplumlar bambaşka olabilir. Birisinin işlemeyen, sorunlu ve yıkılmaya mahkum olarak tasvir ettiği toplumsal yapı diğerine göre gül bahçesidir. Aristo’nun Türkçeye her neden ise “Eğitim görmüş aklın işareti, herhangi bir düşünceye onu kabul etmeden önce açık olmasıdır.” diye çevrilen bir lafı vardır. Oysaki sözün özünde eğitim görmüş bir aklın bir düşünceyi kabul etmeden de ele alıp inceleyebileceğine vurgu var. Herhangi bir ideolojiyi kabul etmeden de etmiş gibi düşünebiliyor iseniz Aristo’nun gözünde eğitimli bir aklınız var demektir. Bu nedenle de yalnızca kendi cenahının alet kutusu ile yetinenler, bugün pek çok sosyoloji bölümünden iyi ortalamalarla mezun oluyor olsalar dahi, muhtemelen Lykeion’dan mezun olamazlardı.