Suçluluğun Gençlik ve Yaşlılık Hâlleri: Julieta

“Julieta bir Pedro Almodóvar filmi mi?” diye sorabilir seyirciler Julieta’nın seyri boyunca. Filmin ilk birkaç sahnesinde “Bir Almodovar Filmi” ile karşı karşıya olduğunun ayırdına varsa bile, sahneler ilerledikçe bir Almodóvar filminden yer yer uzaklaşmaya başladığına ilişkin güçlü belirtiler ağırlığını hissettirebilir. Tam da bu noktada seyirci, izleme deneyimiyle ilgili ilginç bir karar vermek durumunda kalabilir: Julieta’yı dram türüne ait bir film olarak mı, bir Pedro Almodóvar filmi olarak mı seyredip değerlendirmeli? Bazı yönetmenler vardır ki, filmografileri boyunca itinayla inşa ettikleri tarzları, film dilleri, söylemleri çoktan bir etikete dönüşmüştür ve sınırları belirlenmiş bu sinema evreninden aykırı bir yola sapan örnek, ucundan bucağından o evrenle ortak özellikler bulmak suretiyle sürüye dahil edilmeye çalışılır. Peki, bir aykırı ot çıkıp o sürüye dahil olmazsa? İşte alarm zillerinin çaldığı ve o aykırı örneğin nasıl değerlendirilmesi gerektiğine ilişkin sorgulamaların başladığı yerdedir kimi seyirci/eleştirmen. Önümüzde Pedro Almodóvar gibi bir çırpıda sinemasının gayet belirgin bir imzaya dönüşmüş köşe taşı noktalarını sayabileceğimiz bir yönetmen varsa, o evrenin içi kadar dışıyla da iletişim hâlinde olan Julieta’ya ilişkin kurulacak her cümlem, yönetmenin sinemasının sınırlarını da test etmeye yarayan bir güzergâhı takip edecektir.
Almodóvar sineması aynı zamanda bir kadınlar sinemasıdır. Filmografisi boyunca erkekleri baş role yerleştirdiği birkaç film dışında güçlü motivasyonlarla donattığı, tökezlediği hatta düşer gibi olurken dahi ayağa kalkmayı başaran, erkeksiz bir dünyada daha mutlu olacakları aynı çatı altında birleşen farklı farklı hikâyelerde benimsetilmiş olan Almodóvar kadınları arasında, Julieta karakteri nasıl bir yere konuşlanır diye sorarak cevapların peşinden gitmeye çalışalım.

Filmin ilk düğümlerinin atıldığı, gerçeküstü ve gizemle flört eden, devamında tutkulu bir aşkın eklemlemdiği tren sahnesi fazlasıyla aşina olduğumuz bir Almodóvar dünyasına adım atılmasını da sağlar. Hayalle gerçek arasındaki bu sahnede vuku bulan intiharın sonucunda, Julieta’nın ruhuna düşen ‘acaba’ soruları ve ‘suçluluk’ duygusu, bir bakıma hikâyenin devamında Julieta’nın çok derin suçluluk denizlerinde yaşam kavgası vermesinin de prologu işlevi görür sanki. Neredeyse içinden ölüm vakası geçmeyen bir film bulunmayan Almodóvar sinemasında ölüm, birbirinden çok farklı etkiler yaratan iki ayrı yolun ateşleyicisi işlevi görür. Ölüm, olayları birbirine düğümleyen, karakterlerin yollarını kesiştiren muzip bir karambole yol açtığı gibi, kayıp hissi geçmişle hakiki bir yüzleşme aracına da dönüşür. Ve o yüzleşme sonucu geçmişiyle aradaki hesapları kapatıp daha da güçlenerek yoluna devam eden karakterlere rastlanır. Julieta’nın ölüm/kayıp ile verdiği sınavın gidişatı ise temelde diğer Almodóvar karakterlerinden farklılaşır.
Bir Almodóvar motifi olan ‘aldatılmayı kabullenmeyen kadın’ öğesi, kadınların hayatlarına ve ilişkilerine dair aldıkları cesurca ve taviz vermez duruşlarını da gösterirken, Julieta’nın aldatılmaya karşı verdiği sert tepki, gelişen olaylar neticesinde çığ gibi büyüyecek bir suçluluk sarmalına kapılmasına neden olur. Almodóvar, karakterlerinin hayata tutunma bağlarının başında gelen ‘tutkuyu’ sahiplenerek sevdiği erkeğin peşinden bambaşka bir hayat ritmi ve işleyişi olan bir coğrafyaya gitmeyi göze alan Julieta’nın, aldatılma karşısında verdiği tepki de aynı denetimsiz kararlılıktadır.

Almodóvar, Julieta’yı ortaya çıkan kaza ve intiharda birincil derece sorumlu tutmasa da karakterin özgüvenin yavaş yavaş erimesine ve dengesinin bozulup ağır bir depresyon sürecine girmesine olabildiğince dram yoğun bir duyarlılıkla, Julieta’yı uzunca bir süre kendisine uzanan yardım ellerine duyarsız hâle getirerek yaklaşır. Almodóvar sinemasında psikolojik olarak dip noktasını böylesi savruluşlarla deneyimleyen, normal hayata dönemeyecekmiş görüntüsü çizen, dramın farklı olaylarla bu denli üst üste bindirildiği başka bir karakter olmadığı için, Julieta’nın hem boğuştuğu acılar hem de o yıkımın içinden çıkabilme süreci seyirci gözünde de farklı bir yere konuşlanır. Julieta’nın dağılışında suçluluk duygusunun yanında dış dünya ama özellikle erkeklerle olan ilişkisindeki edilgen, yer yer bağımlı ve kolay yönetilebilen yapısının da etkili olduğu özellikle vurgulanmalı. Hikâyede görüldüğü üzere hayatına dahil olan dört erkek de farklı etkiler bırakır Julieta’nın üzerinde; hepsinin ortak noktası ise Julieta’ya bahşedilen rolün edilgenlik ve zayıflıkla donatılmasıdır. Varlıklarıyla sorun yaratan, yokluklarıyla daha mutlu bir yaşama istemeden de olsa vesile olan ‘erkekler’, bu kez yokluklarıyla derin bir savruluşun, hayattaki odak noktasını kaybetmenin baş aktörü olurlar. Kızının kendini terk etmesi sonrasında tamamen dağılan Julieta’yı hiç çıkılmaz zannedilen dip noktasından çekip çıkmasına yardımcı/katalizör olan yine bir erkektir; yıllar sonra hayatına dahil ettiği erkek olan Lorenzo. Bu noktada kızının kaybının ifade ettiği anlamı birincil düzeyde ‘annelik’ mefhumuyla ilişkilendirebiliriz belki ama kızının, kocasıyla ve geçmişiyle arasındaki bağ olması hasebiyle ikincil düzeyde de olsa erkek yokluğuyla bağlantısı kurulabilir. Zaten anne ve kız arasındaki nihai kopuşun fitilini ateşleyen faktör babayla ilintilidir ve Julieta’nın suçluluk psikolojisini iyiden iyiye yas sürecine evirir. Filmografisi içerisinde sadece Konuş Onunla’nın mizaha boşluk bırakmaksızın tamamen dramla yoğrulan yalnızlığına, ümide ayrılan enerjinin daha çabuk tükendiği bir yaren oluverir Julieta. Mizaha kapılarını bu denli kapatan bir Almodóvar filminin dram türünün anlatım kalıplarını sahiplendiği, doğru yerlere yerleştirilmiş zamanlar arası atlamaların dram yoğun film atmosferinde nefeslenme imkânları yarattığı notları da düşülebilir. Kırmızıyı diğer renklerin içerisinde ayrı bir yere koyan Almodóvar, tutkunun açığa çıktığı sahnelerde yine kırmızıya özel bir alan açarken, sinemasında yoğun olarak görmediğimiz pastel tonları da hâkim kılıyor Julieta’nın kendi deyimiyle kapana kısılmak ile özgür olmak arasındaki ruh hâllerini yansıtırken. Ve her zamanki gibi doğa/coğrafya karakterlerin hayatlarına, davranışlarına büyük etkiler yapan, şekillendiren, metaforik düzlemde bir yansıtıcı olan bir dinamiğe dönüşür. Julieta’nın kentteki ve hırçın bir doğaya sahip sahil kasabasındaki yaşamı arasındaki farklar, kişiliğinde, kararlarında, tepkilerinde de aynı düzlemde etkiler yapar. Mekân ise Julieta’nın geçmişiyle hesaplaşmasında rehabilite edici, geçmişini daha sağlıklı bir gözle yeniden değerlendirmesini sağlayan bir etkiye sahiptir.

Birbirine tutunan, aynı ya da farklı yasların acılarını birbirlerinde teskin eden hem dert hem kader ortağı olan kadınlar Almodóvar sinemasının bir başka vazgeçilmezidir. Julieta bu konuda epey duygusal ve zengin bir kadınlar arası dayanışma tablosuyla yönetmenin sinemasının köklerine rücu etmesine katkı sağlıyor. Julieta ile Claudia, kızları aracılığıyla kısmi bir dayanışma içerisine girseler de Julieta’nın asıl olarak Ava ile kurduğu sıkı ve katmanlı bağ sadece onu değil, hikâyeyi de boyutlandırıyor. Almodóvar filmleri ‘itinayla yargılanmayan, suçun üzerine yapışmasına izin verilmeyen’ karakterler galerisi olduğu için, Julieta ile Ava geçmişlerini suç/hata çemberinde bitimsiz bir yorgunluğa kurban etmektense geçmişteki ortaklıkları üzerinden bir dostluk inşa ediyorlar. Bu kez olumsuzlanan bir erkek aracılığıyla değil, sevgiyle bağlanılan bir erkeğin yokluğunun geride bıraktığı boşluğu kadınların dayanışması farklı bir ruh birlikteliğinde, farklı bir anlam haritasında anlamlandırmaya çalışıyor. Almodóvar kadınları o boşluğu doldurma gayretinin beyhudeliğinin ayırdındadır ve yürekleri kanaya kanaya da olsa tam manasıyla olgunlaşarak çıkarlar o buhrandan.

Julieta’nın bir kadın olarak hayatta tutunmaya dair imtihanının hemen yanına ‘annelik’ parantezini açarak daha bütünlüklü bir okuma yapabiliriz. Almodóvar sinemasında anneler ve evlatları -çoğunlukla kızları- arasındaki gelgitli ilişki hep aynı sarmalda yeniden kurulur. Babanın yok hükmünde olduğu bu kurmaca dünyalarda, çocuklarıyla sorun yaşayan veya uzun yıllardır ortalarda gözükmeyen annelerle rastlaşırız sürekli olarak. Yüksek Topuklar’ın aralarındaki çekişme ve ego çatışması bitmeyen anne-kızına karşılık, Dönüş’te anneyle kaybından dolayı sağlanamayan uzlaşı hem kardeşine hem kızına iyi bir anne olabilmekle kapatılmaya çalışılır. Ama iki örneğin de nihai olarak gelip dayandıkları nokta anne-kız birlikteliğinin sağlanmasıdır. Julieta’nın kadınlıkla verdiği mücadele ve aldığı yenilgi bir ayağını tökezletirken, evladının kendisini terk etmesi ve bilinmeze karışması kanatlarını kırar ve baş edemeyeceği bir travmaya yol açar. İpleri her daim başkalarının yönetimindeymişçesine hareket eden Julieta’nın hayatına giren erkek her ne kadar yenilenmiş bir Julieta inşa etmiş gibi gözükse de evlatlarıyla yüzleşip helalleşemedikçe annelerin tam manasıyla hayata katılmaları mümkün değildir Almodóvar sinemasında. Yıllar sonra kızından gelen haberle, önemli bir eşikte tercihini, ayağa kalkabilmesinde en büyük desteği veren erkeğinden değil de kızından yana verir. Julieta’nın hayatına sağlıklı bir şekilde devam edebilmesinin yolu kızıyla arasındaki anne-kız ilişkisini yeniden tesis etmek suretiyle gerçekleşecektir. Her ne kadar Julieta’nın kızına doğru yolculuğunun sonrası belirsiz bırakılsa da, kızının mektubunda belirttikleri, anne olduktan ve bir evladını yitirdikten sonra annesinin yaşadıklarıyla empati kurabildiği yönündedir. Almodóvar sinemasında anne-kız ilişkilerinde bir kez daha anneler kızlarına doğru yolculuk yaparlar kırılmış olan kucaklaşmalarını onarabilmek için.

Yazar: Murat Ata