Savaş sırasında müttefikler, suç teşkil eden eylemlerden sorumlu hükumet, asker ya da Nazi Partisi yetkililerini cezalandırmaya kararlı oldukları konusunda Almanya’yı ve Almanya’yı destekleyen diğer güçleri sürekli uyarıyordu. Uluslararası Askeri Mahkeme 20 Kasım 1945’te Nuremberg’de başladı. Müttefikler üst düzey Nazi liderlerinin mahkemesini Alman halkına duyurarak, Hitler rejiminin itibarını zedelemek, rejimin zulüm ve kitle katliamlarının kapsamını insanlara göstermek istiyordu. Bütün dünyadan iki yüz elli gazeteci Adalet Sarayı’ndaydı. Alman halkının mahkemeyle ilgili ayrıntılardan haberdar olması için Müttefik işgal yetkilileri Alman basınına daha fazla yer ayırdı ve duruşmalar süresince radyo istasyonları günde bir kaç defa yorumlarla birlikte mahkemeyle ilgili yayın yaptı. 7 Aralık 1945’ten itibaren dünyadaki sinema seyircileri için düzenli olarak mahkemeyle ilgili haberler hazırladı.

Pek çok bakımdan Nuremberg’teki davalar görülmemiş bir şeydi. Hiçbir zaman bu kadar çok ulusal lider kendilerini bozguna uğratan askerlerin kurduğu bir mahkemeye çıkarılmamıştı. Nazi yönetimi altındaki siyasi hayatın tüm noktalarını temsil eden yirmi dört kişi dört sebepten suçlandı: Barışa karşı suç işlemek üzere ortak plan ya da komplo, barışa karşı işlenen suçlar; savaş ve insanlık suçları. Sanıklar arasında Nazi propagandasının yayılması ile bağlantılı iki kişi de vardı. Der Stürmer’in editörü Julius Streicher ve Kamu Aydınlanma ve Propaganda Devlet Bakanlığı görevlisi Hans Fritzsche tamamen propagandacı olarak yargılanıyordu. İddianamede komplocuların Alman kitlelerine Nasyonal Sosyalist ilkeleri ve ideolojiyi aşılamanın önemi üzerinde durduğu ve propagandanın başlangıçtan itibaren en güçlü silahlarından biri olduğu ve propagandayı kullanarak siyasi eylem ve askeri saldırı harekatının psikolojik zeminini hazırladıkları ifadesi de vardı.

Davada savcının Streicher ve Fritzsche ile ilgili karşılaştığı en önemli zorluk Nazi propagandacılarının etkinlikleri ile saldırgan ya da kitle katliamına ilişkin bir siyasetin uygulanması arasında doğrudan, nedensel bir bağlantı olduğunu kanıtlamaktı. Tekrar söylemek gerekirse, sözlerle eylemler arasında doğrudan bir bağ gerçekten var mıdır? Streicher davası daha güçlü olanı kanıtladı: Yirmi iki yıllık yayın hayatında Der Stürmer, Streicher’in Yahudilere karşı fanatik nefretine ve aleyhlerinde harekete geçme çağrısına ilişkin oldukça fazla kanıt sağladı. Mahkeme Streicher’i insanlığa karşı suçlardan dolayı suçlu buldu, 1938–1941 arasında Der Stürmer’de yayınlanan yirmi üç makale Yahudilerin yok edilmesi için yapılan çağrıları içeriyordu. Nihai çözümün Streicher’in bilgisi dâhilinde olduğuna ilişkin kullanılan başlıca kanıt İsviçre’de çıkarılan ve Nazi katliamları hakkında yazılar yazan bir Yahudi gazetesine, Israelitische Wochenblat‘a olan aboneliğiydi. Mahkeme Streicher’in, doğudaki Yahudiler en korkunç şartlarda öldürülürken katliam ve imhaları teşvik etmesinin, Bildirge’de dendiği üzere, savaş suçları ile ilgili olarak açıkça siyasi ve etnik zulüm kapsamına girdiği ve insanlığa karşı işlenmiş bir suç olduğuna karar verdi.

Mahkeme Streicher’i asılarak idama mahkum etti. 16 Ekim 1946’da sabah 2:12’de idam sehpasına çıkarıldı ve asıldı. Savaş sonrası mahkemeleri Nazi rejiminin halk yığınlarından geniş destek sağlamasında ve Soykırım döneminde Yahudiler ile diğer kurbanlara zulmün haklı çıkarılmasında propagandanın önemli rolü olduğunu gösterdi. Propagandacılar aleyhine insanlığa karşı işlenmiş suçlardan dolayı açılan dava uluslararası organlar ve mahkemeler için bugüne kadar önemli bir emsal oldu. Savaşın bitmesinden çok önce, Müttefikler Alman militarizminin ve Nazizm’in yok edilmesi konusunda anlaştı. Almanya’nın Mayıs 1945’te yenilgisinden sonra, işgal yetkilileri bu amaçlarını uygulamaya koydu. Potsdam Konferansı’nda galip devletler Almanya’da uygulanacak reformların temel ilkelerini oluşturdu: Alman ulusu tamamen silahsızlandırılacak ve askerden arındırılacak, silahlı kuvvetleri kaldırılacak, halktaki Nazi etkisi yok edilecek ve yeniden eğitimden geçirilecekti.

Müttefiklerin işgal ettiği Almanya’da savaş sonrası dönemde, Nazi etkisini yok etme sürecinde, Nazi ya da militarizm ile bağlantılı olan binaların, sokakların, parkların isimleri değiştirildi. Nazizmle ya da militarizmle ilgili, anıtlar, heykeller, işaretler, amblemler kaldırıldı. Nazi Partisinin mülklerine el kondu. Nazi propagandası eğitimden, Alman basın yayın kuruluşlarından ve liderleri ya da din adamları Nazi yanlısı olan pek çok dini kuruluştan kaldırıldı. Nazi törenleri ya da militarist törenler, marşlar, Nazi simgelerinin kamuya açık yerlere konması yasaklandı. Müttefik askerleri, eski toplama kampı mahkumları ve Hitler karşıtı Almanlar, gamalı haç bulunan bayrakları, afişleri yakarak ya da imha ederek Nazi simgelerinden intikamını aldı. Filme alınan bir görüntüde, ABD askerleri eskiden Nazi mitinglerinin yapıldığı Nuremberg stadyumunda büyük bir gamalı haçı havaya uçuruyordu.

Buna bizzat ya da sinemalardaki haber filmlerini seyrederek şahit olanlar için bu infilak görüntüsü Nazizmin sonuna ve yeni bir dönemin başlangıcına işaret ediyordu. Führer kültü gözden düşürülmeliydi. Eski Alman lideri, uyguladığı siyasetle milyonlarca Avrupalıya sadece keder getirmiş ve Almanya’yı yıkıma götürmüş çılgın bir kitle katliamcısı olarak gösterildi. Film ekipleri, işçileri Hitler’in metalden yapılmış büyük bir büstüne balyozlarla saldırırken ve yeni Almanya’da demokratik bir gazete çıkarmak için baskı harflerini imal etmek üzere Hitler’in otobiyografisi “Kavgam”ı kurşun baskı kalıplarını eritirken görüntülüyordu. Nazi propagandasını yaymak Almanya’da günümüzde de yasadışı sayılmaktadır.

Savaş sonrasında propagandacıların mahkemelerini izleyen sıradan Almanlar Julius Streicher gibi medya figürlerinin ipten kurtulmak için ya da film yapımcısı Leni Riefenstahl’ın kariyerini ve ününü kurtarmak için Nazi suçlarına karıştıklarına ilişkin nasıl sorumluluk alamadığını ve bir oranda pişmanlık gösterdiğini gördüler. Nuremberg’te sanık olan Hans Fritzsche’nin ifadesi bir istisnaydı: “Totaliter hükümet biçimi beş milyon insanın katledilmesi gibi bir felaketi getirdikten sonra, bu tür yönetimi olağanüstü durumlarda dahi yanlış buluyorum. Herhangi türden bir demokratik kontrolün, sınırlı bir demokratik kontrol dahi olsa, böyle bir felaketi imkansız kılacağına inanıyorum”. Eski radyo yayıncısı sözlerini şöyle bitiriyordu: “Auschwitz’ten sonra hâlâ ırkçı siyasete tutunanlar kendilerini suçlu konumuna getirmektedir.” Anne ve babaları ile dedelerinin Nazi yıllarındaki davranışlarını sorgulayanlar ancak savaştan sonra doğan ve yirminci yüzyılın son otuz yılında etkin olan yeni Alman nesilleri ve eğitmenler olacaktı.

Nuremberg mahkemeleri Streicher’in nihai çözümden haberdar ve kişisel olarak sorumlu olduğunu kanıtlamakta zorluk çekti. Der Stürmer için 4 Kasım 1943’te yayınlanan bir makale bilgili olduğunu gösteriyordu: “Yahudilerin deyim yerinde ise Avrupa’dan yok olduğu ve yüzyıllardır Avrupalı insanları kuşatan Yahudi vebasının çıktığı doğudaki en büyük Yahudi kaynağının ortadan kalktığı doğrudur. Ancak Alman halkının Führer’i savaşın başında şu anki şeyin olacağını önceden haber vermişti”. Kendisini savunmak için tanıklık eden Streicher, kitle katliamlarından ancak müttefikler tarafından tutuklandıktan sonra haberi olduğunda ısrar etti. Ayrıca konuşmalarında ve makalelerinde Almanları kışkırtmayı amaçlamadığını, sadece bana göre en önemli sorunlardan biri olan bir durum hakkında diye tanımladığı konuyla ilgili insanları aydınlatmak ve bilgilendirmek amaçlı olduğunu söyledi. Doktorların “akli melekeleri sağlam, ancak saplantı bir şekilde Yahudilerden nefret ediyor” biçiminde rapor verdiği Streicher samimî ve güvenilir bulunmadı.

Nuremberg mahkeme salonundaki kapanış oturumlarında suçlunun suçları ayrıntılı olarak ortaya kondu: “Sanık Streicher Almanya’da ve işgal altındaki bölgelerde Yahudilere yapılan ve yaklaşık altı milyon erkek, kadın ve çocuğun toplu imhasına dönüşen zulümde suç ortağıdır. Der Stürmer’de ve Streicher’in diğer yayınlarında sorumluluğunu kabul ettiği propaganda Yahudilere karşı fanatik bir korku ve nefret oluşturan ve katliamı teşvik eden bir nitelikteydi. Dahası bunlar, farklı fikirlerin özgürce ifade edilemediği, aslında sanık Streicher’in iyi bildiği ve doğruladığı gibi, dengeleyici hiçbir tezin genel kabul görmediği, bundan dolayı da bu tür propagandaların sonuçlarının kolayca tahmin edilebileceği ve özellikle güç kazanabileceği bir ülkede yayılmıştı. Nefret ve korku aşılamak üzere tasarlanmış bir propaganda aracılığıyla, sanık Streicher bir kitle katliam programının uygulanması için gerekli olan psikolojik temelin oluşmasına kendini yirmi beş yıl boyunca adamıştı. Tek başına bu bile imha programının suç ortaklığı suçunu ispata yeterliydi”. Streicher’in kitle katliamının uygulanmasıyla bağlantısını kanıtlayamayan iddia makamı Streicher’in kitle katliamları yapılırken etkin şekilde imha programını tavsiye ve teşvik ettiği iddiasında karar kıldı.

Propaganda Bakanlığı’ndan Hans Fritzsche Uluslararası Askerî Mahkeme’de yargılanan en düşük rütbeli Alman görevlisiydi. Fritzsche muhtemelen Propaganda Bakanı Joseph Goebbels’in ölümü ile Müttefiklerin elinde Kamu Aydınlanma ve Propaganda Devlet Bakanlığını temsil edecek bir sanık kalmadığından dava listesine kendisiden daha kıdemli Alman yetkililerle birlikte yazılmıştı. Ayrıca, Batılı Müttefikler, 1945’te Sovyet gözaltında bulunan iki Nuremberg sanığından biri olan Fritzsche’yi seçerek Sovyetleri memnun etmek istiyordu. Fritzsche, Propaganda Bakanlığının Radyo Bölümünü yönetiyordu ve “Hier Spricht Hans Fritzsche” adlı kendi programını hazırlıyordu. Fritzsche’nin davasında savcı onun çoğu programında geçen, BBC’nin alıp İngilizceye çevirdiği bariz Yahudi karşıtı ifadelerini kullanarak suçunu ispatlamaya çalıştı. Savcı şöyle konuştu. “Fritzsche özgür bir gazeteci olarak değil, Alman halkı üzerinde Nazi tahakkümünün kurulmasına önemli ölçüde katkıda bulunmuş, bu fesat örgütünün aşırılıklarını Almanların vicdanlarına daha hoş gösteren etkili kontrollü bir Nazi propagandacısı olarak sanık sandalyesinde oturuyor”. Mahkeme kanıtları inandırıcı bulmadı ve aleyhine açılan üç davada da Fritzsche’nin suçsuz olduğuna karar verdi. Mahkeme ayrıca “Görünüşe göre Fritzsche yayınlarında bazen bir propagandacı gibi güçlü ifadeler kullanıyor!” şeklinde sonuca vardı. “Ancak Mahkeme bu yayınların işgal edilen bölgelerde Almanları vahşet uygulamaya teşvik etmek amaçlı olduğunu düşünmüyor, bu nedenle sanığın işlenen suçlara katıldığı sonucuna varılamaz. Amacı daha çok Hitlere ve Almanya’nın savaşına destek için genel bir duyarlılık yaratmaktı”.

Mahkemenin Fritzsche davasına ilişkin bulguları nefret söylemi ya da nefret propagandası ve nefrete teşvik arasında önemli bir fark olduğu yönündeydi. Görevde kaldığı süre içindeki Yahudi karşıtı yayınlarına ve söylemlerine rağmen Fritzsche Avrupa’daki Yahudilerin toplu katliamı için özel bir çağrıda bulunmadı. Bu durum, onun propagandasını kendisiyle birlikte dava edilen Julius Streicher’inkinden açık bir biçimde ayırmaktaydı. Bu karara yalnızca Sovyet hakim, Tümgeneral T. Nikitchenko muhalefet etti ve şöyle dedi: “Kışkırtıcı yalanları yaymak ve kamuoyunu sistemli şekilde yanıltmak, Hitler taraftarları için planlarını uygulamada silahlanma ve askeri planların oluşturulması kadar gerekliydi.” Fritzsche daha sonra Nuremberg’teki Nazi etkisini yok etmek üzere kurulan mahkemede birinci kategoride önemli ölçüde suçlu bulundu ve çalışma kampında dokuz yıl hapse mahkum edildi. Hayatı boyunca yazması yasaklanmasına rağmen, hapiste iken anılarını kaleme aldı ve takma ad kullanarak bunları yayınladı. Fritzsche, cezası azaltılıp 1950’de serbest bırakıldıktan sonra, elli yaşında kanserden öldüğü 1953’e kadar reklamcılık ve halkla ilişkiler alanında çalıştı.

Savaş sonrası Müttefiklerin Nazi propagandacılara yönelik adlî takibatları Uluslararası Askerî Mahkeme’den sonra da devam etti. Ancak yeni mahkemelerin ortaya koyduğu karmaşık sonuçlar sözlerle eylemlerin bağlantısına ilişkin yasal sorunu açıklığa kavuşturmaya fazla katkı yapmadı. ABD Askerî Mahkemesi’nin eski Reich Basın Şefi Otto Dietrich ile ilgili hükmüne ek olarak, Alman “Nazi etkisini yok etme” mahkemeleri de Nazi basın patronu Max Amann’ı, “Der ewige Jude” adlı filmin yönetmeni Fritz Hippler’i ve okuyucular arasında “Fips” adıyla bilinen Der Stürmer karikatüristi Philipp Ruprecht’i yargıladı. “Azmin Zaferi” adlı filmin yönetmeni Leni Riefenstahl dahil diğer propagandacılar beraat etti. Bir İngiliz mahkemesi ABD doğumlu William Joyce’u Nazi propagandacılığı yaptığı için vatana ihanetten suçlu bularak idam etti. Kudüs Baş Müftüsü Hacı Emin el-Hüseyni, Berlin’den Arap dünyasına radyo aracılığıyla Miğfer devletler yanlısı propaganda yaptığı için 1945’te Fransız işgali altındaki Alman bölgesinde tutuklandı. Mısır’a kaçtı ve orada Siyonizm, Yahudi, İsrail karşıtı propaganda oluşturup yaymaya devam etti.

Savaş suçları mahkemeleri tarihte ilk defa, sözleri, görüntüleri ve yazıları Nazi saldırganlığına, zulmüne ve kitle katliamlarına katkıda bulunan propagandacıları yargıladı. Savaş sonrası mahkemeleri Nazi rejiminin halk yığınlarından geniş destek sağlamasında ve soykırım döneminde Yahudiler ile diğer kurbanlara zulmün haklı çıkarılmasında propagandanın önemli rolü olduğunu gösterdi. Propagandacılar aleyhine insanlığa karşı işlenmiş suçlardan dolayı açılan dava uluslararası organlar ve mahkemeler için bugüne kadar önemli bir örnek oldu.