Günümüzde geçerli olan faydacı bakış açısı ahlak denen değerler toplamını da büyük çapta  zedelemiş  durumdadır.  Ahlak  kavramı  her  şeyden  önce  adalet  ve  sorumluluk kavramlarını kapsamalıdır. Kısa vadeli faydayı gözeten çıkarcı bakış açısında ise ne adalet duygusu  ne  de  sorumluluk  bulunmaktadır.  Adalet  ve  sorumluluk  duyguları  uzun  vadeli olabilecek sonuçları öngörmeyi ve o sonuçları göz önüne alarak karar vermeyi içerir. Uzun vadeli düşünebilen kişiye akıllı, kısa vadede çıkarını gözeten kişiye “zeki” deriz. Bilim genelde zekâ gerektirir ama pek az bilim adamı uzun vadeli sonuçları hesaplayarak bilim yapar. Bilim insanlarının amacı bir problemi en kısa yoldan ve en kısa zamanda çözebilmek ve sonuçları bir an önce yayınlamaktır. Oysaki sorumluluk duygusu taşıyan insan kendi çıkarlarının dar çerçevesini aşarak, daha geniş ve bütünsel bakmayı becerir.

Sorumluluk  duygusu  yetki  ile  el  ele  gitmelidir.  Bir  insan ne derece fazla yetkiye sahipse  o  derece  ileri  bir  sorumluluk  hissi  ile  hareket  etmelidir.  Adalet ve sorumluluk duyguları yüksek olan bir kişi gerçeğin tek olmadığını ve faydacı görüşle hareket etmenin yetersiz kaldığını bilir. Bu bakımdan “mutlak gerçek” kavramı yerine her olayda “göreli ve bütünsel bir gerçek” bulunduğu bilinci içindedir.

İnsan  gerçeğin  gözlemcisi  değil,  yorumcusudur.  Gerçeklik  ancak  potansiyel  olarak vardır  ve  bizim  yorumumuz  ile  şekil  kazanmaktadır.  Hem  duyu  organlarımızla  hem  de aletlerin yardımıyla yaptığımız gözlemleri yorumlayarak kavrayabilmekteyiz. İşin içine yorum girdiğine göre göreli bakış açısı kaçınılmaz olmakta ve kültürel etkiler gerçek olarak kabul edilen olguları şekillendirmektedirler. Bu durumun sonucu olarak gerçeklik anlayışımız yerel etkiler altında dar bir çerçeve içine sıkışıp kalmaktadır. Oysaki gerçek tümel ve bütünseldir. Evrenin her noktası, diğer her nokta ile bütünsel bir ilişki içindedir. Bu durumu sağlayan da uzam ve zaman örgüsünü oluşturan sonsuz enerji alanıdır.

Her  nesne  dört boyutlu  örgünün düğümlerinden oluşur. Düğümleri göz önüne getirmek mümkün olmasa da iki boyutlu bir balık ağının düğümlerine benzetebiliriz. Düğümler arası mesafe ise Planck uzunluğu denen en kısa mesafedir. Bu derece yakın olan düğümlerden oluşan bir alanı sürekli ve kesiksiz bir enerji alanı olarak kabul edebiliriz. Sürekli ve kesiksiz alan içinde yayılan etkileri de dalgasal etkiler olarak yorumlamamız doğaldır. Evrende yerel olmayan bütünsel bir ilişkinin bulunduğunu 1982 yılında deneysel olarak Fransız fizikçi Alain Aspect kanıtlanmıştır. Kuantum kuramının “dolanıklık” adını koyduğu bu ilişkiyi klasik Newton fiziği ile açıklamak mümkün değildir. İşte bu yüzden, klasik bakış açısına sahip Einstein dolanıklığa “Soopky Action at a Distance” demiştir. Gerçekten de klasik fizik kavramlarına inanan bir kimse için dolanıklık kavramı ürkütücüdür. Dolanıklık deneyi defalarca ve daha hassas aletlerle tekrarlanmış ve her seferinde aynı sonuç elde edilmiştir. Demek  ki  etkilerin  yerel  olarak  ve  ışık  hızından  yavaş  bir  şekilde yayıldıkları varsayımını terk etmek durumundayız.

Evrende kesikli ve aynı zamanda bütünsel bir yapı vardır ve bu yapının sonucu olarak Fraktal bir gerçeklik ortaya  çıkmaktadır.  Fraktaller  kesirli  boyutlar  içerirler  ve  en, boy, yükselik olarak tanımladığımız üç  boyut  sadece  bizim  duyularımızın  algılayabildiği bir gerçekliktir. Ancak bu karmaşık durumdan kaos oluşsa da sonuçta her kaos içeren olgu yeni bir düzenli durumun ortaya  çıkmasına  neden  olmaktadır.  Bu  duruma  “kaos ve kozmos  ilişkisi”  de  diyebiliriz. Kozmos  düzeni  ve  kaos  karmaşayı  ifade  etse  de  her  ikisi  birlikte  bütünsel  gerçekliğin oluşumuna  katkıda  bulunmaktadırlar.

Bir  başka  ifade  ile  karmaşada  gizli  bir  düzen  ve düzende gizli bir karmaşa bulunmaktadır. Zuhur   edeni etkileyen ve onun zuhur etmesini sağlayan bütünsel ve uzaktan dolanık yapılardır. Zahir olan belirir ama onun belirmesini sağlayan bütünsel etkilerdir. Yerel bakış açısına sahip olanlar için bu sonuç ürkütücü ve kabul edilmesi zor olsa da bilimsel gelişimi durdurmak mümkün değildir.